Z kuşağının sosyal medyayla ilişkisinin geniş etkilerine vurgu yapılan yeni bir araştırmaya göre, gençlerin çevrimiçi komplo teorilerine inanma olasılığı eski kuşaklara kıyasla çok daha yüksek.
Yanlış bilgiyle mücadele eden kâr amacı gütmeyen kuruluş Center for Countering Digital Hate’in (Dijital Nefretle Mücadele Merkezi) bulgularına göre, ankete katılan 13 ila 17 yaş grubundaki Amerikalıların yüzde 60’ı zararlı komplo teorisi barındıran dört veya daha fazla ifadeye katılıyor. Bu oran yetişkinlerde yalnızca yüzde 49. Herhangi bir sosyal medya platformunda günde dört veya daha fazla saat geçiren gençler için bu oran yüzde 69'a kadar çıkabiliyor.
Dijital Nefretle Mücadele Merkezi CEO’su Imran Ahmed bu konu hakkında şöyle söylüyor: “Gençlerin bizi önceki nesillerin sebep olduğu kötülüklerden kurtaracağına dair bir önyargı var, ancak yanlış bilgi söz konusu olduğunda, yol açtığımız hasardan kurtaracak gelecek nesiller söz konusu değil.”

“Bu bir eylem çağrısı olmalı” diye ekliyor Ahmed. “Çok basit, eğer bu gençler hayatlarının ilerleyen yıllarında bu düşüncelere sahip olurlarsa, demokrasimiz ve onu destekleyen değerler neredeyse büyük baskı altında olacaktır.”
Araştırmada binden fazla yetişkin ve 13 ila 17 yaşındaki bin gence, sosyal medya ve etkileri hakkındaki fikirleri soruldu. Ayrıca katılımcılara aşı karşıtı ifadeler, antisemitizm ve Covid-19’a ilişkin yanlış bilgiler de dahil olmak üzere çeşitli yanlış bilgi kategorilerinden zarara yol açabilecek ifadelere katılıp katılmadıkları soruldu.
Rapor, sosyal medyanın gençler üzerindeki zararlarına dikkat çeken çalışmalardan sonuncusu. Sosyal medyanın akıl sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri gün geçtikçe daha da iyi anlaşılıyor. Ancak Ahmed’e göre bu çalışma, sosyal medyanın etkisinin bireysel akıl sağlığının ötesine geçerek yanlış bilgi ve nefret söylemi kapsamında toplumun geneli için kamu sağlığı sorunları da yarattığını açıkça ortaya koyuyor.
Genç kuşaklar haber ve çevrimiçi arama için sosyal medyaya giderek daha fazla bel bağlıyor. Google’ın son verilerine göre, Z kuşağının yüzde 40’ı artık geleneksel arama motorları yerine TikTok ve Instagram gibi platformları tercih ediyor. 2022 yılında yapılan bir araştırma, Z kuşağı katılımcılarının yüzde 50’sinin günlük olarak haberlere erişmek için sosyal medyayı kullandığını ve yalnızca yüzde 5’inin gazete okuduğunu gösteriyor.

Literat: Yapay zekâ ve sahte haberlerin kesiştiği noktaları yeni yeni görmeye başlıyoruz
Columbia Üniversitesi’nin eğitim bilimleri departmanında sosyal medya üzerine çalışan iletişim doçenti Ioana Literat, bu eğilimlerin yapay zekâ destekli chatbot'ların ve ChatGPT gibi arama motorlarının yükselişiyle daha da kötüleştiğini ve yeni endişelere yol açtığını söylüyor.
“Yapay zekâ ve sahte haberlerin kesiştiği noktaları yeni yeni görmeye başlıyoruz ve sosyal medyadaki komplo teorileri bunda gerçekten büyük bir rol oynayacak” diyor Literat. “Yapay zekânın yükselişiyle ve üretken yapay zekâ kullanarak manipüle edilmiş içerik üretmenin kolaylaşmasıyla, bu istatistiklerin artmasından endişe ediyorum.”
Uzmanlar özellikle üretken yapay zekânın yaygınlaşmasının, yanlış bilgilerin katlanarak artırmasına ve bilgi ekosisteminin zararlı içerikle dolmasına sebep olabileceğinden endişeleniyor.
İşin tuhaf yanı, genç nesiller çevrimiçi medyanın sebep olabileceği tehlikelerin daha fazla farkında. 13 ila 17 yaş grubundakilerin yüzde 83’ü çevrimiçi zararların çevrimdışı sonuçları olduğunu kabul ederken, bu oran yetişkinlerde yalnızca yüzde 68. Raporun da ortaya attığı üzere, asıl soru bu sorunun nasıl çözüleceği.

Rapor kanun koyucuları işaret ediyor: Ne yapacaksınız?
Rapor, Dijital Nefretle Mücadele Merkezi tarafından artan risklere çare bulmak amacıyla oluşturulan bir çerçeveyi öne sürüyor. Bu çerçeve, 2022 yılında ABD, Avrupa Birliği, Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan kanun koyucuların da katıldığı, çevrimiçi zararlara ilişkin küresel bir zirvenin ardından geliştirildi. Yasama reformu için “Star” çerçevesi olarak adlandırılan bu çerçeve, dört temel ilkeye odaklanıyor: Güvenlik odaklı tasarım, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk.
Ankete katılanların yüzde 42’si bu çerçeveyi desteklerken, yüzde 70’inden fazlası da ürünlerin şeffaf olması ve en başından güvenli tasarlanması da dahil olmak üzere, çerçevenin belirli bileşenlerine katılıyor.
“Şu çok açık: Amerika halkı, çevrimiçi zararların çevrimdışı etkileri olduğunu ve sosyal medya şirketlerinin algoritmalarının nefret ve dezenformasyonu artıracak şekilde çalışması nedeniyle kısmen sorumlu olduğunu anlıyor” diyor Ahmed. “Bu rapor, topu tekrar yasa koyuculara atıyor ve ‘Ne yapacaksınız?’ diyor. Çünkü insanlar değişim istiyor ve buna neden ihtiyacımız olduğunu bildikleri açık.”









