Birleşmiş Milletler iklim zirvesi COP 28 (Conference of Parties) sona erdi. Bu sene, dünyanın en fazla petrol üreten 10 ülkesinden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri’nde, devlet petrol şirketi ADNOC’un (Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi) başında bulunan Dr. Sultan Al Jaber başkanlığında yapılan konferansta bir anlaşma metni üzerinde uzlaşmaya varıldı.
Muğlak bir dil kullanılması ve net bir zaman çizelgesi belirlenmemesi eleştirilse de, ilk defa bir iklim zirvesi anlaşma metninde, fosil yakıtlardan temiz enerjilere geçilmesi gerektiği konusunda uzlaşıldı.
Müzakereler boyunca basına yansıyan tartışmalar ve anlaşma metninin detayları, COP 28’in fosil yakıt lobisi ile iklim hareketi arasında adeta bir savaş meydanı haline geldiğini gösteriyor. Nitekim uzmanlara göre iklim değişikliğiyle mücadele etmek için gereken adımları geciktirmeyi amaçlayan fosil yakıt lobisinin onlarca yıldır sürdürdüğü strateji, yeşil aklama faaliyetlerine ve kasıtlı biçimde dolaşıma sokulan yanlış bilgilere yaslanıyor.

Bir petrol devletinde ve bir petrol CEO’su yönetiminde yapılan COP 28, kaçınılmaz olarak, “bilim” ve “gerçekler” üzerine yoğun bir mücadeleye sahne oldu.
Birleşik Arap Emirlikleri’ne ve Al Jaber’e “astroturfing” desteği
COP 28’e ilişkin tartışmalar erken başladı. Ev sahipliğini büyük bir petrol ihracatçısı devletin yapacak olması eleştirilerin ilk hedefiydi. Ancak bu durumun geçmişte benzer bir örneği vardı: 2012 yılındaki COP da Katar’da düzenlenmişti.
Ancak ilk defa zirve, bir petrol şirketinin CEO’suna emanet edildi. Üstelik Global Oil and Gas Exit List (Küresel Petrolden ve Doğalgazdan Çıkış Listesi) verilerine göre ADNOC’un büyüme planları birçok fosil yakıt devini geride bırakacak ölçekteydi.
Bu çelişkili durum, bir petrol ülkesinin ve yöneticisinin yeşil aklaması olarak yorumlanarak büyük tartışma yarattı. Ancak BAE’nin ve Al Jaber’in imdadına, toplumda büyük bir destek varmış izlenimi yaratmayı amaçlayan astroturfing yetişti: En az 100 sahte hesaptan atılan 30 bin paylaşım, BAE’yi iklim zirvesi için mükemmel bir ev sahibi olarak övüyor, Al Jaber’i ise “iklim hareketinin ihtiyaç duyduğu müttefik” olarak tanımlıyordu.

Böylelikle, gerçeklik esnetilmeye ve BAE ile Al Jaber için, aslında sahip olmadıkları, yoğun bir destek izlenimi yaratılmaya çalışıldı.
Al Jaber’in başkanlığının pratikte ne gibi ciddi sorunlara yol açabileceği ve neden “aranan müttefik” olamayacağı, COP 28’in hemen öncesinde yayınlanan haberlerle birlikte netlik kazandı.
“Kan bankasını Kont Drakula’ya teslim etmek gibi”
COP 28’den bir ay önce katıldığı bir toplantıda Al Jaber, küresel ısınmayı 1.5°C ile sınırlandırmak için fosil yakıtlardan çıkmak gerektiği argümanının “bilimsel temelden yoksun” olduğunu iddia etmişti. Fosil yakıtlar olmaksızın kalkınma olamayacağını, bunun insanlığı “mağara devrine geri götüreceğini” savunan Al Jaber’in, iklim inkarcılığına varan bu yorumları, sosyal medyadaki iklim aktivistleri tarafından “Kan bankasının, Kont Drakula’ya teslim edilmesi” olarak nitelendirilmişti.
COP 28 başlamadan hemen önce BBC tarafından yayınlanan, sızdırılmış iç yazışmalara dayanan bir haberde ise, BAE’nin, COP 28’i petrol anlaşmaları yapmak için kullanmayı hedeflediği iddia ediliyordu. Centre for Climate Reporting’in (İklim Haberciliği Merkezi) ele geçirdiği, Al Jaber’in ekibi tarafından hazırlanan belgelerde, ADNOC’un çalışmak istediği 15 ülkenin petrol ve doğalgaz kaynaklarına dair konuşma notları bulunuyordu.

Aralarında en az 12 ADNOC çalışanının yer aldığı COP 28 organizasyon ekibi, zaten bir noktada çalışmalarını ADNOC merkezinden yürütür hale gelmişti. Al Jaber ise hem durumun bir çıkar çatışması oluşturduğu hem de COP 28’i fosil yakıt anlaşmalarına varmak için kullandığı iddialarını reddetmenin yanı sıra bahsedilen notları hiç görmediğini savundu. Al Jaber’in COP 28 başkanı olarak seçilmesinde halkla ilişkiler ajanslarının rolünü inceleyen bir araştırmacı gazetecilik örneğine göre ajanslar, başkanın petrol CEO'su olarak rolünü geri planda tuttu. Bunun yerine ADNOC’tan çok daha küçük olan, BAE yenilenebilir enerji şirketi Masdar’ın da CEO’su oluşu vurgulandı. Diğer yanda “geleceğin kenti” olarak tabir edilen, dünyanın en sürdürülebilir şehri olmak üzere tasarlanan Masdar City’nin ardındaki vizyoner olarak sunuldu. Ancak Masdar City, tasarım aşamasında takılı kalan planlarıyla, bugün çoğunlukla başarısız bir örnek olarak değerlendiriliyor.
BAE, dikkati fosil yakıtlardan uzaklaştırmayı denedi
Zirve başkanına yönelen güvensizlik ve eleştiriler, COP 28’in tarihe bir “başarısızlık” olarak geçmemesi için hem BAE hem de Al Jaber üzerinde baskı yarattı. Buna karşın ev sahibinin ilk hamlesi, iklim değişikliğinin temel meselesi olan fosil yakıt üretimine dokunmayan ancak kazanım hissi veren anlaşmaları üst üste duyurmak oldu.
ADNOC dahil 50 petrol ve doğalgaz şirketinin, karbondioksit emisyonlarını 2050’de “net sıfır” hedefine ulaştırmayı taahhüt eden anlaşması bunun bir örneği. Fosil yakıt şirketlerini olumlu birer aktör olarak gösterme rolünü de üstlenen bu anlaşmada şeytan, ayrıntıda gizli: Anlaşmadaki net sıfır taahhüdü, yalnızca operasyonel emisyonları kapsıyordu. Oysa fosil yakıt şirketlerinin sebep olduğu emisyonların neredeyse yüzde 90’ı, ürünlerinin kullanılması aşamasında ortaya çıkıyor ve bu aşama, anlaşma kapsamında değil.
Üzerinde aynı gün anlaşılan ve büyük coşkuyla karşılanan diğer anlaşma 118 ülke imza attı ve yenilenebilir enerji kapasitelerini üç kat, enerji verimliliğini ise iki kat artırma sözü verdiler. Ancak İngiliz yazar ve aktivist George Monbiot’un dediği gibi, bu taahhüt, fosil yakıtlardan çıkışla el ele gitmediği takdirde, hiçbir şey ifade etmiyordu. Gezegenin durumunu, diyet yapan bir insana benzeten Monbiot, durumu şöyle açıklıyor:

Kısacası, uzmanlara ve iklim aktivistlerine göre BAE, bu “iyi haberler rüzgarı” ile dikkatleri esas meseleden, yani fosil yakıtlardan çıkış konusunda net bir anlaşmaya varmaktan uzaklaştırmayı hedefliyor.
OPEC ve Suudi Arabistan baskısı: Yanıltıcı kelime oyunları
COP 28 sırasında fosil yakıt lobisinin en görünür baskısı, hiç şüphesiz Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ve grubun de facto lideri konumunda olan, ABD’nin ardından dünyanın en büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan’dan geldi.
OPEC’in üyelerine gönderdiği ve daha sonradan sızdırılan bir mektupta, COP 28’de fosil yakıtlara yönelik baskıların kritik eşiğe ulaşmak üzere olduğuna dair uyarılar bulunuyordu. Mektupta üyelerden, “enerjiyi, yani fosil yakıtları, hedef alan her türlü metne veya formüle aktif olarak karşı çıkmaları,” isteniyordu.
OPEC’in, üyelerine bir diğer tavsiyesi, kelime oyunlarına başvurulmasıydı: Fosil yakıtlar yerine fosil yakıt kaynaklı emisyonlardan söz edilmeliydi. Çünkü söz konusu fosil yakıt üretimi değil de emisyonu olduğu sürece fosil yakıt üreticileri, ekonomik ve ölçeklenebilir olarak var olmayan karbon yakalama teknolojilerini öne sürerek, zaman kazanabileceklerdi.

Ancak mektubun ortaya çıkması, adeta infial yarattı ve birçokları tarafından OPEC’in “paniğe kapılması” olarak değerlendirildi. Özellikle Suudi Arabistan ve Rusya’nın, ısrarlarına karşın, fosil yakıt ifadesinin metne girmesinde ısrarcı olan 100’ün üzerinde ülke, nihai kararda etkili oldu.
COP28 sona ererken: Kazanımlar var fakat zaman dar
İklim aktivistleri ve fosil yakıt çıkar grupları arasında mücadele halinde geçen müzakerelerde, 13 Aralık günü uzlaşmaya varıldı.
Nihayetinde anlaşma metninde “fosil yakıtlardan çıkış” ifadesi, iklim hareketinin istediği netlikte yer alamadı. Buna karşın, 30 yıldır süregelen iklim mücadelesinde ilk defa düşmanın adı netlikle kondu ve hiç değilse “fosil yakıt” ismi zikredildi. 2050’de “net sıfır” emisyon hedefine ve bu amaca ulaşmak için 2020’li yılların kilit önemde olduğuna vurgu yapıldı. Metinde tüm ülkelere, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitelerini üç kat, enerji verimliliğini ise iki kat artırmaları çağrısında bulunuldu. Öte yandan enerji dönüşümünde rol oynayabilecek yakıtlardan söz edilerek, yine bir fosil yakıt olan, doğalgaza göz kırpıldı.
Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore ise, fosil yakıt lobisinin sonucu etkilemek için tüm gücünü ortaya koyduğu, ancak dünyanın her yerinden milyonlarca iklim aktivistinin yarattığı baskı sayesinde, yeterince etkili olamadıkları görüşünde.

İklim bilimi alanında yapılan tüm çalışmalar, küçük kazanımlara sevinmek için yeterli zamanın kalmadığına işaret ediyor. Paris Anlaşması’nda belirlenen, küresel ısınmayı mümkünse 1.5°C ile sınırlama hedefini ayakta tutabilmek için sahip olduğumuz karbon bütçesi, yeni bir çalışmaya göre yalnızca altı sene içinde aşılabilir. Önümüzdeki kritik süreç, fosil yakıt sermayesinin dezenformasyon ve yeşil aklama taktikleriyle daha etkin mücadele etmeyi gerektiriyor.







