Geçtiğimiz hafta Sueda ile birlikte Perugia’daydım. Başlarda yaklaşık ODTÜ kampüsü kadar hissettiren bu küçük şehrin içine neler sığdırdığını anlamam ise çok zor olmadı.
Perugia’nın nabzı şehrin meydanı Piazza IV Novembre’de atıyor. Bir şey yemeden ve içmeden durmak ise zor. Zira, her ne kadar hızla erise de hayatımda yediğim en lezzetli çikolatalar Perugia’daydı.
Neyse ki, Orta Çağ’dan kalma belediye binaları ve tarihi tiyatrolarda düzenlenen panellerin arasında mekik dokuyarak kalori açığı yaratma fırsatı bulduk.

The fake human industry: inside disinformation-as-a-service

IJF için “gazeteciliğin Woodstock’u” denmesinin ise bir sebebi var. 2007’de hiçbir bütçe ve kurum desteği olmadan başlatılan etkinliğin derdi belliydi: “Gazetecilerin bir araya gelip konuşacağı bir alana ihtiyacı var.”
Bu çok doğruydu. Dolayısıyla Perugia’ya Teyit ofisinde her gün konuştuğumuz meselelerin karşılık bulacağı uluslararası bir çevreyle tanışma beklentisiyle gittik.
Dört gün süren festivalde 200’den fazla oturum vardı. Dünyanın her yerinden gelen 500’den fazla konuşmacı haber içeriği üreticileri, çatışma bölgelerinde habercilik, yapay zeka, dezenformasyon, sosyal medya ve daha birçok konu hakkında konuştu.
Festival bana yalnızca geleneksel gazeteciliğin geleceğine dair bir fikir vermekle kalmadı, aynı zamanda sektörün kendi içinde nasıl bir arayışta olduğunu da açıkça gösterdi.

Notlarıma dönüp baktığımda, farklı başlıklar altında konuşulan meselelerin aslında birkaç ortak eksende kesiştiğini fark ediyorum: güven, topluluk oluşturma, sürdürülebilirlik ve teknolojinin yarattığı gerilimler.
Perugia Uluslararası Gazetecilik Festivali hem içerik hem atmosfer açısından çok besleyiciydi. Üç gün boyunca dolu dolu geçen oturumlar ve oturum aralarında Perugia’nın sokaklarında dünyanın dört bir yanından gazetecilerle bir arada olmak pek çok açıdan ilham vericiydi. Farklı kıtalardan gazetecileri bir arada görebilmek bölgesel farklılıklardan öğrenmemiz gereken çok şey olduğunu tekrar gösterdi. Bana kalırsa festivalin en iyi tarafı, farklı deneyim seviyelerindeki gazetecileri aynı zeminde buluşturabilmesi. Genç bir gazeteci olarak Perugia’da bulunmak çok değerliydi.
Medya kuruluşlarında “yerel”e dönüş var
Etki temelli başarı anlayışının ekosisteme halen hakim olduğu her oturumda göze çarparken, bu etki için tercih edilen strateji ve ölçüm metrikleri her kuruluş için farklıydı. Bu anlamda kuruluşların çoğunlukla yerel ve bölgesel etkilerine odaklandıkların görmek şaşırtıcıydı.
Okuyucuyla kurulan ilişkinin derinliği, onların karar alma süreçlerine dahil edilmesi artık bir istisna değil, giderek norm haline geliyor gibi görünüyor. Abonelikten ziyade gönüllü üyelik, bağış ve etkinlik temelli hibrit modellerin öne çıktığını da söyleyebilirim.
Bu bağlamda dezenformasyonla etki temelli mücadelede de sahadaki pratiklerin artık yerelleşmiş olduğunu gördüm. Bu alanda çalışan kişiler artık yanıltıcı içerikleri ve doğrulama yöntemlerini gündelik iletişim kanallarından duyuruyor – WhatsApp grupları, sohbet botları ve topluluk radyoları gibi araçlar, özellikle kriz ve çatışma ortamlarında doğrudan kullanıcıya ulaşmanın en etkili yolları olarak öne çıktı.

Choose your own adventure: what comes after vertical video?

Benim adıma buradaki en çarpıcı noktalardan biri, kuruluşların temas anlayışının sosyal medya varlığı ve algoritmaların çok ötesinde olmasıydı. Karmaşık algoritmaları çözmeye ve onlara hizmet etmeye vakit ayırmak yerine, insanların etki görmeyi beklediği an ve mekanlarda var olmak Perugia’da bir kez daha değerli hissettirdi.
Bu, çatışma anlarında doğrulama faaliyeti yapmanın zorluklarının anlatıldığı bir oturumda tek bir cümleyle çok güzel özetlendi: “Fishing where the fishes are”. Yani balığın olduğu yerde balık tutmak.
Yapay zekaya temkinli bir kucak açıyoruz
Tıpkı Teyit ofisinde olduğu gibi, küresel anlamda da yapay zekaya yaklaşımın sıcakkanlı ama temkinli olduğunu gördük. Yapay zekanın getirdiği kolaylıklar ve riskleri aynı anda tanımlamak editöryel anlamda birçok soru doğursa da, ofislerde sıklıkla kullanıldığı bir gerçek.
Yapay zeka özellikle büyük veri setleriyle çalışırken özetleme ve derleme için vazgeçilmez konumda. Ancak şeffaflık ve hesap verilebilirlik temel öncelik olmaya devam ediyor.

Tahmin edileceği gibi yapay zeka tartışmaları bu yılın dikkat çekici başlıklarındandı. Ancak bu tartışmaların tonu korku ve tehdit üzerinden değil, daha çok adaptasyon ve dönüşüm üzerinden kuruldu. Gazeteciliğin ya da doğrulamanın sonunun yapay zekayla geleceği gibi bir yaklaşım neredeyse hiç yoktu. Aksine, mevcut dönüşümün mesleği daha da profesyonelleştirme ve yeni uzmanlık alanları yaratma potansiyeli öne çıktı. Bu, bizim Teyit’te zaten benimsediğimiz bir perspektifti; fakat dünyanın farklı yerlerinden gazetecilerin de benzer bir noktada konumlandığını görmek umut vericiydi. Şimdi asıl merak ettiğim önümüzdeki yıl bu tartışmaların nasıl şekilleneceği. Muhtemelen gelecek yılki festivalde, bugün konuştuğumuz pek çok şeyin daha uygulanmış, test edilmiş ve belki de standartlaşmaya başlamış örneklerini tartışıyor olacağız.
Teyitçilik dünyasında bir dönüşüm var
Perugia’da doğruluk kontrolü hakkındaki oturum sayısının her sene arttığını görmek de mutlu edici. Bu sene paylaşılan duygu ise teyitçilik dünyasında bir şeylerin değiştiği ve dönüştüğüydü.
Kullanıcılarla doğrudan iletişim kurmak, onların gönderdiği içerikleri işlemek ve bu geri bildirim döngüsünü günlük iş akışının merkezine almak artık temel bir pratik haline gelmiş durumda. Örneğin ABD’de dolaşıma giren İspanyolca yanıltıcı bilgilerle mücadele eden Factchequeado’dan Laura, çalışmalarının yarısının doğrudan kullanıcı katkılarıyla şekillendiğini ifade etti. Bu da işimizin sınırlarının yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor.

The integrity playbook in the age of doubt: lessons from fact-checking organizations under pressure

Değişen bilgi ekosistemi ve etkileşim temelli gerçeklik anlayışına direkt odaklanan “Have we reached peak verification?” (“Doğruluk kontrolünün sınırlarına ulaşıldı mı?” olarak çevirebiliriz) isimli panel bunu doğrudan ele aldı. Bellingcat ve Reuters gibi öncü kurumlardan gelen uzmanlar, özellikle yapay zeka destekli araçların güvenilirliği konusunda yüksek bir eşik oluşturmuş.
Bu doğrultuda hız ile doğruluk arasındaki denge, her zamankinden daha kritik bir mesele olarak öne çıktı. Şeffaflık, süreç anlatımı ve uzun vadeli güven inşası, sektörün üzerinde uzlaştığı temel ilkeler arasında yer alıyor.
Sonuç olarak, festivaldeki tartışmalar, gazeteciliğin tek bir krizle değil, birbirine bağlı çoklu krizlerle karşı karşıya olduğunu düşündürüyor: finansal sürdürülebilirlik, platform bağımlılığı, güven erozyonu ve teknolojik dönüşüm.
Ancak aynı zamanda bu krizlere verilen yanıtların da giderek daha yaratıcı, daha kolektif ve daha deneysel hale geldiğini görmek mümkün.

Perugia’dan bana kalan en önemli şey, gazeteciliğin artık yalnızca haber üretmekle ilgili değil, aynı zamanda topluluk kurmak, güven inşa etmek ve sürekli değişen bir ekosistemde kendi rolünü yeniden tanımlamakla ilgili.
Seneye görüşürüz Perugia. Önümüzdeki yıl daha çok trüf mantarlı makarna yiyeceğim.







