Türkiye’de çözüm süreci, yalnızca bir siyasi girişim değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın en çetrefilli dosyalarından biri. 2013 ile 2015 arasında kamuoyunun gündemini meşgul eden süreç, hem umut hem de kırılma yarattı. Bu kırılma, siyasetin gündeminden çekilmiş gibi görünse de toplumun belirli katmanlarında hâlâ canlılığını koruyor.
2024'ün sonlarına doğru yeniden dillendirilen ve günümüzde PKK’nın silah bırakma açıklamasına kadar varan çözüm süreci ise geçmiş konuları yeniden gündeme getirdi. Bu kez reaksiyon, sokaktan çok dijital alanda yankı buldu ve sosyal medyada yükselen “#SüreceGeçitYok” etiketiyle başlatılan kampanya, bu yeni muhalefet biçiminin en görünür ifadesine dönüştü.
Bu etiket altında yapılan paylaşımlar, yalnızca sürece dair bir muhalefet beyanı değil, aynı zamanda bu muhalefetin dijital düzlemde nasıl şekillendiğine dair ipuçları veriyor.

Sözcükler ne söylüyor: Kitle kararlı
Kampanya 12 Mayıs’ta başladı ve 14 Mayıs’a kadar aktif olarak sürdü. Takip eden günlerde de paylaşımlar yapılsa da bunlar bölük pörçük oldu ve devamı gelmedi. Öyle ki 12-14 Mayıs’ta bu etiketle 5 bin 198 paylaşım yapılırken, 15-26 Mayıs arasındaysa sadece 57 paylaşım yapıldı.
Ben de bu etiketin ardında yatan söylem çerçevesini, kullanıcı kümelerini, etkileşim düzeylerini ve sembolik referansları ortaya koymak adına 12-14 Mayıs arasındaki paylaşımların tümünü inceledim.
5 bin 198 sayısı nicel olarak düşük görünse de sosyal medya analizlerinde belirleyici olan yalnızca içerik sayısı değil; bu içeriklerin erişim gücü, etkileşim oranları ve kullanıcı tabanının örgütlenme biçimi. Bu yönüyle de veriler, kampanyanın en azından sürece karşı olanlar arasında geniş bir yankı bulduğunu gösteriyor.

Zira 5 bin 198 paylaşım toplam 2 milyon 620 bin 282 bin kez görüntülenirken 79 bin 284 farklı kullanıcı tarafından da beğenildi. Bu paylaşımların yeniden paylaşım sayısı ise 17 bin 729 oldu.

Bu yönleriyle #SüreceGeçitYok etiketi, dijital siyasal katılımın ve ifade biçimlerinin güncel bir örneği olarak değerlendirilebilir.
Paylaşımlarda kullanılan dil, sürece karşı çıkan kullanıcıların büyük kısmının tepkisini belirli tematik alanlara yoğunlaştırdığını gösteriyor. Sıklıkla kullanılan kelimeler arasında “terörist”, “şehitlerimizin”, “katilleriyle”, “Lozan”, “hain”, “vatan” gibi kavramlar öne çıkıyor. Bu sözcükler üzerinden şekillenen söylem, duygusal yoğunluğu yüksek, tarihsel ve ahlaki göndermelerle örülü bir karşı duruş içeriyor. Buradaki dilsel çerçeve, yalnızca politik bir pozisyon bildirmiyor, aynı zamanda geçmiş deneyimlere referansla kurulan kolektif bir tepkiyi görünür kılıyor.

Paylaşımlarda Lozan Antlaşması'na yönelik atıflar dikkat çekici biçimde yoğun. Bu atıflar, sürecin yalnızca bugünün siyasi koşullarıyla değil, Türkiye’nin ulusal bütünlüğü ve egemenliğiyle ilişkilendirilerek yorumlandığını gösteriyor. Lozan, burada çoğunlukla bir sembolik dokunulmazlık çerçevesi içinde ele alınıyor. Bu tür referanslar, geçmişle kurulan bağ üzerinden söylemin meşrulaştırılmasına katkıda bulunuyor.

Kampanyada Ümit Özdağ etkisi: #SeninleyizÖzdağ, #SüreciBaltalayacağız
Analizde dikkat çeken bir diğer unsur, paylaşımların büyük bölümünün belirli bir siyasi kimliğe yakın kullanıcılar tarafından üretildiği. Etiket altında en çok adı geçen siyasetçi ise Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ. Özdağ’ın adı 194 farklı paylaşımda geçiyor ve bu paylaşımların neredeyse tamamı Ümit Özdağ’ı destekleyici nitelikte.

#SüreceGeçitYok'tan sonra en çok kullanılan etiketler arasında ise #SüreciBaltalayacağız, #ÖzdağDemişti, #BuBirKalkışmadır ve #LozanKırmızıÇizgimizdir yer aldı. #SeninleyizÖzdağ da en sık kullanılan etiketlerden oldu.
Kullanılan diğer etiketler arasında Özdağ’a yönelik teveccüh içeren etiketlerin de olması, kampanyanın belirli bir siyasi figür etrafında örgütlenen bir söylem alanı içerdiğini düşündürüyor. Ancak bu durum, kampanyanın yalnızca belirli bir partiye ait olduğu anlamına gelmiyor. İçeriklerin tümü incelendiğinde, farklı siyasi pozisyonlardan da sürece eleştirel yaklaşan bağımsız kullanıcılar tespit edilebiliyor. Bu da kampanyanın belirli bir parti tabanında yoğunlaşmakla birlikte, tamamen homojen bir yapı arz etmediğini gösteriyor.

Etiket altında en fazla etkileşim alan içerikler ise çoğunlukla görsel destekli ve duygusal yoğunluğu yüksek paylaşımlar. Abdullah Öcalan aleyhinde paylaşımlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) eleştiren gönderiler ve Lozan Antlaşması’nı yücelten içerikler bu kapsamda en çok beğeni ve paylaşım alan mesajlar arasında yer alıyor.

Görsel içeriklerin metinlere göre daha yüksek etkileşim alması, duygusal tetikleyicilerin sosyal medya etkileşim dinamiklerinde oynadığı rolü bir kez daha ortaya koyuyor.

En çok paylaşım yapan kullanıcılar arasında ilk sırayı ise genellikle daha önce milliyetçi içeriklerle bilinen iki kullanıcı paylaştı. “@poseideniz” ve “@icardi99gs05” hem içerik üretiminde hem de etkileşim düzeyinde en aktif kullanıcılar oldu.

@poseideniz'in paylaşımları toplam 257 kez retweetlendi ve 24 bin 350 kez görüntülendi. @icardi99gs05'in paylaşımları ise 151 kez retweetlenip ve 8 bin 569 kez görüntülendi.

Bu sayılar, dijital kampanyaların nasıl belirli kullanıcılar tarafından sürüklenebildiğini ve bu kişilerin dijital kamusal alandaki etkilerini gösteriyor.
Bir etiketten fazlası: Dijital siyasetin yeni yüzü
Sosyal medya kampanyalarının siyasi anlamı yalnızca içeriklerde değil, aynı zamanda söylem üretim biçimlerinde de aranmalı. “#SüreceGeçitYok” etiketi altında üretilen içerikler, hem bireysel tepkilerin hem de örgütlü dijital reflekslerin kesiştiği bir noktada duruyor. Bu kampanya, sürece yönelik tepkiyi doğrudan ifade ederken aynı zamanda politik kimlik bildiriminin ve dijital aidiyetin de bir aracı haline gelmiş durumda. Etiket kullanımı, burada yalnızca bilgi iletimine değil, aynı zamanda politik konumlanmanın da görünür kılınmasına hizmet ediyor.

Bu noktada ifade özgürlüğü sınırları ve platform denetimi konularına da değinmek gerekiyor. Bazı içeriklerin dilinde hakarete varan ifadeler, özellikle etnik kimlikler üzerinden yapılan genellemeler dikkat çekiyor. Her ne kadar bu paylaşımlar sosyal medya kullanıcılarının kişisel görüşlerini yansıtsa da platformların bu tür içeriklere yaklaşımı ifade özgürlüğü ile nefret söylemi arasındaki denge tartışmalarını yeniden gündeme getiriyor.
X gibi platformlar, bu içeriklerin yayılımında önemli bir rol oynarken, içerik denetiminin ne kadar etkili olduğu ise halen tartışmalı.
“#SüreceGeçitYok” etiketiyle yürütülen kampanya, yalnızca çözüm sürecine karşı bir kamuoyu tepkisi değil aynı zamanda sosyal medya çağında siyasi söylemin, dijital örgütlenmenin ve kimlik temelli iletişimin nasıl şekillendiğini gösteren bir örnek sunuyor. Kampanyanın belirli bir siyasi gruba yakın kullanıcılar tarafından sürüklenmiş olması, söylemin tek bir yerden çıktığı anlamına gelmiyor. Zira içeriklerde, sürece farklı nedenlerle karşı çıkan bağımsız kullanıcılar da var. Bu yönüyle etiket, dijital kamusal alanda farklı düzeylerde yankı bulan, çok katmanlı bir muhalefet biçimini temsil ediyor. Siyasi görüşü ne olursa olsun, bu kampanya üzerinden yapılan analiz, dijital alanın artık yalnızca tartışma mecrası değil, politik pozisyonların görünürlük kazandığı ve kolektif söylemlerin yeniden üretildiği bir mücadele alanı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.








