Yalan haber sorunu düşündüğünüzden daha korkutucu bir hale gelmek üzere

Donald Trump Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 45. Başkanı seçildikten kısa bir süre sonra sosyal medyada ilginç bir hikaye yayılmaya başladı. Rusya’nın Trump’ın zaferini kolaylaştırmak amacıyla sahte haberleri ön sayfa haberi haline getirmesinden önceki günlerde, 28 yaşındaki Edgar Maddison Welch, Washington DC’de demokratların başkan adayı Hilary Clinton’ın da başını çektiği şeytani bir operasyonda küçük çocukları seks kölesi olarak barındıran bir pizzacı hakkında yazılanları okumaya başladı. Ardından Welch, North Carolina, Salisbury’deki evinden altı saat kadar uzaklıkta Washington’ın kuzeyindeki Comet Ping Pong’a giderek AR-15 silahı ile ateş açtı.

Seçimlerde Kremlin’in rolünden bahseden haberlerden daha da rahatsız edici olan bu Comet Ping Pong haberi, sahte habercilerin belirsiz bir bilgiyi belki de medyanın ve hükümetin karşı karşıya kaldığı en önemli dijital salgın haline getirdiğine ve demokrasinin riske sokulduğuna dikkat çekiyor. Örneğin daha önce sahte haberler Pakistan’la İsrail’in nükleer bir savaşa girme olasılığını yükseltti. (Trump’ın ulusal güvenlik danışmanının oğlu Michael Flynn Jr.’ın Twitter’da Comet Ping Pong hikayesini paylaştığını hatırlayın.)

Bu sırada  Donald Trump, Ted Cruz’un babasının John F. Kennedy’ye suikast planında yer aldığı ve şu anda ABD’de suç oranın hiç olmadığı kadar yüksek olduğu yönündeki fabrikasyon hikayelerle tüm seçim kampanyasını geçirdi (geçen yıl oldukça yavaş yükselen suç oranları, son 20 yılın neredeyse en düşük seviyesinde). Bütün bu hikayeler pek çok şekilde üretiliyor, ama hepsi bir teknolojik ortak özelliğe sahip: neredeyse tamamen yazılı formatta. Ve bu artık değişmek üzere.

Ülke çapındaki şirketler ve üniversitelerde geliştirilen yeni teknolojilerle yakın zamanda gerçek ve sahte arasındaki çizginin ortadan kalkması mümkün görünüyor. Başka bir ifadeyle, ses ve video teknolojisindeki ilerlemeler sofistike hale geliyor; böylece zamanla sahte olanlar gerçek haberlerin yerini (örneğin gerçek radyo yayınları veya radyo röportajları) eşi benzeri görülmemiş şekilde alabilir. Geçen yıl Stanford Üniversitesi ve Erlangen-Nürnberg Üniversitesi profesörleri tarafından yayınlanan bir makalede, teknologların konuşan birinin videosunu kaydedip sonra yüz ifadelerini nasıl değiştirebildikleri anlatıldı. Bu teknoloji örneğin, Vladimir Putin’in bir görüntüsünü alıp, yüz ifadelerini kolay tespit edilemeyen yollarla değiştirebilir. Aslında bu videoda araştırmacılar, Putin’in yüz ifadelerinin ve tepkilerinin insanları nasıl manipüle ettiğini göstermektedir.

Açık söylemek gerekirse, bu ürkütücü. Fakat bu gelecekteki sahte haberler tehdidinin yalnızca bir parçası. Diğer benzeri teknolojiler üniversitelerde ve araştırma laboratuvarlarında da yıllardır çalışılıyor, ancak bugün bilgisayarların neler yapabileceğini anlamış değiller. Örneğin araştırmacıların gerçek insanlar yerine kullanılabilecek dijital aktörler yarattıkları “Dijital Emily Projesi”. Geçtiğimiz yıllarda, sonuçlar acemiceydi ve dijital ortamda yeniden yaratılmış oldukları kolaylıkla tespit edilebiliyordu. Ancak şu anda Hollywood ve video oyunları endüstrisi tarafından kullanılan teknolojiler, dijital karakterleri gerçek insanlardan neredeyse ayırt edilemez hale getirdi. (Hangi aktörün gerçek olduğunu ve hangilerinin bilgisayar tarafından oluşturulduğunu öğrenmek için Star Wars’un en son filmini izleyebilirsiniz. Bahse girerim farkı anlayamazsınız.) Başkan Trump’ın Rex Tillerson’a Çin’e bir nükleer bomba atmayı planladığını söyletmek için bu teknolojiyi kullanarak sahte bir video hazırlandığını hayal edin. Haber kliplerinin sosyal medyada yayılma hızı düşünüldüğünde, sahte haberlerin sebep olacağı bir uluslararası kriz ortaya çıkmadan önce hükümetlerin cevap vermesi için oldukça kısıtlı bir zaman olacak.

Ses kaydetme teknolojisindeki ilerlemeler de ürkütücü. Adobe, Kasım ayında yaptığı yıllık konferansta “ses kayıtlarına photoshop” anlamına gelen “Photoshop for audio” adında yeni bir ürün sergiledi. Bu ürün, kullanıcıların bir kişinin sesinin yaklaşık 10 ile 20 dakika arasındaki bir kaydını uygulamaya koymasına ve sonra da istediğini yazarak o kişinin sesinden söyletebilmesine olanak sağlıyor. İlerleyen zamanda dijital ortamda yapılan seslendirmeyle, gerçekteki ses arasındaki farkı anlamak mümkün olmayacak. Bu tür bir teknoloji, Trump’ın herhangi bir röportajı ya da konuşması kullanılarak istenen cümle veya paragrafı yazıp söyletebilmeye olanak sağlıyor. Trump’ın Mike Pence’den nasıl hoşlanmadığını ya da vergileriyle ilgili nasıl yalanlar söylediğini ya da Rus otel odalarında olduğu iddia edilen “altın duş”tan hoşlandığını söylediği sahte ses kayıtlarını rahatlıkla yapabilmek mümkün. Daha kötüsü Donald Trump’ın sesi kullanılarak yapılan sahte bir kayıtta, başka bir dünya liderinin tehdit edildiğini düşünün. Hepsinden de daha kötüsü, taklidin kalitesi bu şekilde artmaya devam ettikçe, gerçek ve sahte arasındaki farkı anlamanın ne kadar zor hale geleceğini de düşünmek gerek.

Belki de en korkunç kısım, bir süre sonra bu tür teknolojinin, akademiler ve kurumların da ötesinde, sıradan insanların da sahte dijital klipler oluşturabilmesine imkan sağlayacak olması. Üstelik Stanford’daki bu teknoloji, Pixar tarafından kullanılanlar gibi ileri teknoloji bilgisayarlara ihtiyaç duymuyor; sadece YouTube’dan bir habere ve standart bir webcam kamerasına sahip olmak yeterli.

Birçok yönden, bu durumun artık başladığını görüyoruz. Bu hafta, Donald-Melania Trump çiftiyle ilgili bir GIF Twitter’da dolaştı. Kısa klibin içinde Trump dönüp eşi Melania’ye bakıyor; çift birkaç kelime konuşuyor. Melania gülümsüyor.  Fakat Donald Trump arkasını döndüğünde Melania’nın gülümsemesi yerini üzgün ve rahatsız bir ifadeye bırakıyor.  Burada problem şu ki, sosyal medyada dolaşan bu GIF’in gerçek olup olmadığını kimse bilmiyor. Bu GIF tersten oynatıldığında ise üzgün bir ifade takınan Melania Trump, eşiyle göz göze geldiğinde gülümsemeye başlıyor. (Söyleyebilirim ki, video gerçek)

Bu seçimden öğrendiğimiz şu ki insanların yalan haber yapması için pek çok sebep olabilir. Bunlardan biri finansal. Cameron Harris’in The New York Times’a söylediğine göre yalnızca 5 dolara yalan haberler oluşturulabiliyor. Hilary Clinton ve seçmen sahtekarlığı hakkında yaptığı yalan haberle ünlenen Harris, yalnızca bir saatte milyonlarca insanın tıklamasıyla 1000 dolar kazandı. Haberi hızla yayılan Cameron Harris, bu yalan haberin paylaşımından elde ettiği parayı okul harcına, arabasının giderlerine ve kirasına harcadığını da Times’a verdiği röportajda ekledi.

Bazı insanlar ana akım medyayla uğraşmanın ne kadar kolay olduğunu göstermek için bile sahte haberler oluşturuyor. Şu bir gerçek ki birçok devlet sahte haberleri dijital terör eylemi olarak görebilir. ABD’deki seçimlere müdahale ettikten sonra (Trump’ın da kabul ettiği gibi), Putin’in propaganda görevlileri şimdi de Avrupa’da aynı şeyi yapıyor. Şu anda elimizdeki nispeten ilkel olan teknoloji göz önüne alındığında bile, bu durumun oldukça etkisi oldu. Her şeyden önce, yeni tüketicilerin çoğu, okuduklarının gerçek veya sahte olup olmadığını bilmek istemiyor; yalnızca dünya görüşlerini desteklemeye yardımcı olduğunu bilmek yetiyor. Pew Araştırma’nın da belirttiği üzere günümüz toplumlarında “liberaller ve muhafazakarlar farklı dünyaların insanları”.

Daha da korkunç olan şey aslında bu teknolojilerin 2018 ara seçiminde veya 2020’deki başkanlık seçimlerinde ne durumda olacağı. Bu noktada sadece binlerce yalan haber değil aynı zamanda yalan  videolar ve ses kayıtları da internette yayılıyor olacak. Bu teknolojileri en boş konularda bile yalan söyleyen bir başkanla birleştirirseniz, neyin gerçek neyin sahte olduğunu bilmenin giderek zorlaştığını göreceksiniz. Teknolojileri yaratan insanlar için, yaratacakları etkileri değerlendirmek için bir zaman varsa o da şuandır.

Kaynak: Vanity Fair / Nick Bilton Çeviri: Dilara Ergül