Vaka Çalışması: Okuryazarlık oranlarındaki değişimi gösteren grafik bize neler anlatıyor?

Veri görselleştirme, gazeteciler ve akademisyenler için oldukça değerli bir pratik. Araştırma neticesinde elde edilen verinin olabildiğince anlaşılır bir şekilde sunulması, bu pratiğin belki de en temel amacı. Ancak grafikleri hazırlayanların temel motivasyonu her zaman bu olmayabiliyor. Ulaşılan verinin “anlaşılır bir biçimde sunulması” ile verinin “benimsenen hipotezi destekler biçimde sunulması” arasında tercih yapmak durumunda kalan araştırmacılar veya gazetecilerin sıklıkla ikinciyi seçtiklerini görebiliyoruz. Grafikler yanlış bilginin ikna edici bir biçimde benimsenmesine neden olabiliyor. Bu durum teyitçilerin çoğu zaman grafiklere şüpheyle yaklaşmasına sebep oluyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 Kasım 2019’da yaptığı bir konuşmada “Harf Devrimi’yle her şeyin sıfırlandığını” ifade etmesi ve okuryazarlık oranlarına atıfta bulunmasının ardından sosyal medyada konuyla ilgili çok sayıda paylaşım yapıldı. Viral paylaşımlardan biri “Ülkelere Göre Okuryazarlık Oranının Değişimi” başlığını taşıyan ve şüphe kasımızı devreye sokan bir grafikti. Sosyal medyada binlerce kişi tarafından paylaşılan grafikte, 1475-2013 yılları arasında farklı ülkelerde okuryazarlık oranlarındaki değişimin gösterildiği belirtiliyor.

Görselin 2014’ten bu yana sosyal medyada paylaşılmakta olduğunu söylemek mümkün. Bu yazıda iddia konusu grafiğin hazırlanmasında yararlanılan kaynaklara göz atacak, grafikleri okurken dikkat etmemiz gereken irili ufaklı bazı hususlara parmak basacağız.

Kaynakları tek tek inceleyelim

İddia konusu grafiğin üç kaynaktan edinilen veriler doğrultusunda derlendiği belirtiliyor: Our World in Data isimli internet sitesi, Türkiye İstatistik Kurumu’nun “İstatistik Göstergeler 1923-2011” isimli yayını ve “The Cambridge Economic History of Modern Europe” isimli kitabın ilk cildi.

Our World in Data isimli platform farklı alanlara dair yüzlerce farklı veri setinin derlenerek görselleştirildiği oldukça güvenilir sayılabilecek bir kaynak. Oxford Üniversitesi merkezli platformda üst kısımda yer alan menüdeki “Research by Topic” kısmından, araştırma yapılan konuya ilişkin derlenen veri setlerine ulaşılabiliyor. Kültürden siyasete, sağlıktan teknolojiye kadar birçok farklı alanda veriye ev sahipliği yapan bu platformun “Education” (Eğitim) başlığı altında görülen “Literacy” başlığı üzerinden ülkelere göre okuryazarlık oranları verilerine ulaşmak mümkün. Bu kaynakta iddia konusu grafikte yer alan ülkeler baz alınarak hazırlanabilecek bir “Ülkelere Göre Okuryazarlık Oranının Değişimi” grafiği şöyle gözüküyor:

1475 yılından 2015 yılına uzanan bir süreci kapsayan grafikte en sağda yer alan mavi çizgi Türkiye’nin sağladığı ilerlemeyi gösteriyor. Öte yandan Our World in Data tarafından belirli bir metodoloji dahilinde farklı kaynaklar derlenerek oluşturulan bu grafikte, Türkiye’ye ilişkin verilerse 1975 yılından itibaren yer alıyor. Diğer ülkelere dair Our World in Data verileriyle iddia konusundaki veriler karşılaştırıldığında, istatistiklerin birbirleriyle uyumlu olduğu anlaşılıyor. Yani iddia konusu grafikte Türkiye dışındaki tüm ülke verilerinin Our World in Data tarafından kullanılan veriler oldukları söylenebilir. 

1975 öncesi verileri için bir sonraki durak TÜİK

Türkiye’nin 1975 yılı öncesi verileri için iddia konusu görselde yer alan bir diğer kaynak olan Türkiye İstatistik Kurumu’nun “İstatistik Göstergeler 1923-2011” isimli yayınına başvurulabilir. Kurumun internet sitesinden erişilebilen bu yayından nüfus dinamiklerine ilişkin farklı veriler elde etmek mümkün. Konu okuryazarlık olduğunda ise ilgili tabloyu yayının 19. sayfasında görüyoruz:

Bu tabloda yer alan 1975, 1980, 1985 ve 1990 yılına ait verilerin Our World in Data tarafından sunulan verilerle birebir uyuştuğunu söylemek mümkün. TÜİK’in 2000 yılına ilişkin sunduğu veri (yüzde 86,5 okuryazarlık oranı), Our World in Data’nın grafiğinde yer almamış. Ancak Our World in Data’nın grafiğindeki 2004 yılı verisi (yüzde 87 okuryazarlık oranı), TÜİK’in 2000 yılı verisinden çok da uzak değil. Kısaca bu iki farklı kaynağın 1975 sonrası dönemde aynı sonuçlara işaret ettiğini söylemek mümkün.

Öte yandan tablodaki TÜİK verisinin 1935 yılından itibaren tutulduğu anlaşılıyor. 1935 yılından 2000 yılına değin ise okuryazarlık oranında düzenli bir artış olduğu, artışın yalnızca 1955-1960 yılları arasında küçük bir kesintiye uğradığı görülüyor. 1935 yılı öncesine dair verilere ise bu yayın üzerinden ulaşılamıyor.

Bu durum Türkiye’de 1935 öncesi dönemdeki okuryazarlık oranlarındaki değişime dair verilerin iddia konusu grafikte yer alan üçüncü ve son kaynakta yer alabileceğinin sinyalini veriyor. 

Son kaynak 1700 ile 1870 yılları arasını kapsıyor

“The Cambridge Economic History of Modern Europe” isimli kitabın ilk cildine ulaşmak için kitabı fiziksel olarak edinmenin dışında başka yöntemler de bulunuyor. Bir üniversite yayınevi tarafından basılmış olan bu kitaba bazı üniversitelerin kütüphane sayfalarından çevrimiçi erişmek mümkün. Her ne kadar her üniversite Cambridge Üniversitesi Yayınları’nın kitaplarının bulunduğu kaynaklara abone olmayabiliyorsa da bu yayınevinin oldukça popüler oluşu bir avantaj. Siz de öğrencisi veya çalışanı olduğunuz üniversitenin kütüphane sayfasına girip bu kitabı arayabilir veya bir üniversiteyle bağlantısı olan bir yakınınızdan sizin için kitaba bir göz atmasını rica edebilirsiniz.

Kitaba erişimin ardından göze çarpan ilk nokta, kitabın bu cildinin 1700 ile 1870 yılları arasını kapsadığı. Bu durum 1870 ile 1935 yılları arasına dair Osmanlı Devleti ve ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki okuryazarlık oranlarına ilişkin verilerin bu kitapta da olamayabileceğini düşündürüyor.

Kitapta “literacy” kelimesini aradığımızda 229. sayfada karşımıza Türkiye’yi de içeren bir tablo çıkıyor:

Bu tablo kitabın Şevket Pamuk ve Jan-Luiten van Zanden tarafından hazırlanan “Standards of Living” başlıklı üçüncü bölümünde yer alıyor. Her ne kadar Türkiye’ye ilişkin verilerin yanlarındaki soru işaretleri, belirtilen istatistiğe mesafeli yaklaşmaya sebep olabilecekse de, bu verilerin gerçeği belirli bir ölçüde yansıttığı çıkarımını yapmak mümkün. Kitabın bahsi geçen bölümünün yazarlarının iktisat tarihi disiplininin önde gelen isimleri oldukları ve alanda yaptıkları çalışmalara sıklıkla referans verildiği de göz önünde tutulabilir.

Bu sırada iddia konusu görselde de 1820 ve 1870 yıllarına ilişkin “The Cambridge Economic History of Modern Europe” isimli kitapta bulunan tablodaki Türkiye verilerinin yer aldığı görülüyor. Kısacası iddia konusu görselde, alt kısımda yer verilen üç kaynaktan da gerçekten yararlanıldığı anlaşılıyor. Özetlemek gerekirse:

  1. Our World in Data, Türkiye haricindeki ülkelerin okuryazarlık oranlarındaki değişimin tesbiti ve Türkiye’nin 1975 yılı sonrası verileri için kullanılmış.
  2. TÜİK’in “İstatistik Göstergeler 1923-2011” verileri 1935-1975 yılı arası Türkiye’deki okuryazarlık oranlarındaki değişimin tespiti için kullanılmış.
  3. “The Cambridge Economic History of Modern Europe” isimli kitabın ilk cildi Türkiye’nin (Osmanlı Devleti’nin) 1820 ve 1870 yıllarındaki okuryazarlık oranlarının tespiti için kullanılmış.

Belirtilen kaynaklarda yer almayan tek nokta: 1928’in hemen öncesi

İddia konusu grafikte 1870 yılının ardından Harf Devrimi’nin gerçekleştiği yılın hemen öncesine kadar olan dönemi gösteren ek bir verinin yer almadığı görülüyor. 1928’de gerçekleşen Harf Devrimi’nin hemen öncesinde ise okuryazarlık oranının 1870 yılının biraz altında olduğu belirtilmiş. Her ne kadar bu veri grafikte belirtilen kaynaklarda yer almıyor olsa da, yakın bir sayıya açık kaynaklardan ulaşmak mümkün.

TÜİK’in internet sitesinden ulaşılabilen 1927 yılı “Umumi Nüfus Tahriri”nin 22. sayfasında o dönemde Arap harfleri ile okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 8,6 olarak tespit edilmiş.

Bu bilgiler ışığında iddia konusu grafiğin okuryazarlık oranlarına dair yapılan nitelikli çalışmalardan derlenerek hazırlandığını söylemek mümkün. Ancak grafiği yorumlarken göz önünde bulundurmamız gereken bazı hususlar yok değil.

Grafikleri okurken nelere dikkat etmeliyiz?

Yukarıda değinilen dört farklı kaynakta sunulan verilerin ham hallerinin elde edilip derlenmesiyle oluşturulabilecek benzer bir grafiğin daha güncel versiyonu şu şekilde gözükebilir:


Grafiğin yüksek çözünürlüklü halini görüntülemek için tıklayın

Bu ve benzeri veri görselleştirmeleri için Tableau oldukça pratik ve kullanımı basit bir araç. Öte yandan grafiğin bu versiyonunun ideal bir gösterim biçimine sahip olduğunu söylemek güç. Ancak bu grafiğe, grafikleri okurken önemli bazı noktaları gözden kaçırmamamız gerektiğini aktarabilmek için yer verildi.

Öncelikle grafiğin hazırlanmasında dört farklı kaynağın kullanıldığı görülüyor. Grafik bizlere bu kaynaklarda benzer bir metodoloji izlenerek okuryazarlık oranlarına ulaşıldığı gibi yanıltıcı bir izlenim verebilir. Burada önemli bir avantaj kaynaklardan ikisinin TÜİK olması. Türkiye’nin 1927 ve sonrasındaki süreci için ifade edilen verilerin aynı kurumdan çıkmış olması süreç içindeki değişim hakkında daha yetkin yorumlar yapmamıza yardımcı olabilir. Elbette TÜİK’in izlediği metodoloji de zaman zaman değişebiliyor. Ancak kurumun zaman içerisinde, verileri toplarken sınırları belirli, tutarlı bir metodolojiyi takip ettiğini varsaymak yanlış olmaz.

Diğer iki kaynaktan biri olan Our World in Data’nın farklı kaynaklardan verileri derleyerek bir grafik sunduğunu belirtmiştik. Our World in Data verilerinde Türkiye için sunulan 1975 sonrası verilerinin TÜİK verileriyle uyumlu olması, bu kaynağın da doğrudan veya dolaylı olarak TÜİK’ten yararlandığını gösteriyor. Türkiye dışındaki ülkeler için ise yine farklı kaynaklar derlenerek oluşturulmuş ve bu farklı kaynakların birbirine uyumu önemsenmiş. Farklı kaynaklardan yararlanma konusunun her zaman metodolojik anlamda bazı sıkıntılar yaratabileceğini göz önünde bulundurarak Our World in Data’nın sunduğu diğer ülke verilerini değerlendirmekte fayda var. 

Türkiye’nin 1820 ve 1870 verilerinin “The Cambridge Economic History of Modern Europe” isimli kitaptaki tabloda yer aldığını, bu tablonun Türkiye verilerinin yanlarında birer soru işareti bulunduğunu daha önce belirtmiştik. Bu verilerin grafikte sunulma şekli kaynak öyle demese de bunların “kesin” birer oran oldukları izlenimini veriyor. Tablonun altında ise okuryazarlık oranı, “bir dokümanı imzalayabilme yetisi”ne sahip nüfusun oranı olarak belirtilmiş. Yine metodolojik anlamda bu tanımlamanın TÜİK’in tanımlamasıyla ne ölçüde uyuştuğunu düşünmek gerek. Birbirlerine yakın tanımlamalar olsalar dahi belirli bir hata payı bulunabileceğini anlamak gerek.

Grafiklerle ilgili bir diğer mesele ise yıllar içerisindeki değişimi gösteren “çizgi grafik”lerin verilerdeki değişimin yıldan yıla değişen ivmesine dair bizi yanıltabileceği. Yukarıdaki grafiğe yeniden bakılırsa 19. yüzyılın sonlarına kadar olan verilerin sık olmayan, uzun süre aralıklarıyla sunulduğu, belirli ülkelerde 20. yüzyıla gelindiğinde sistematik ve daha kısa aralıklarla okuryazarlık oranının ölçülmeye başlandığı anlaşılıyor. İddia konusu çizgi grafik ise 20. yüzyıl öncesi bazı dönem verilerinde farklı ülkelerdeki artışın yıldan yıla sabit olduğunu varsayar bir biçimde bunu resmediyor. Örneğin Hollanda verisine bakılırsa 1550 yılında yüzde 10’un biraz üzerinde olan okuryazarlık oranının 1700’lerin ilk yarısına değin sabit bir biçimde arttığı ve okuryazarlık oranının yüzde 80’lerin üzerine çıktığı görülüyor. Öte yandan bu 200 yıl içerisinde grafikteki ivmenin yıldan yıla sabit kaldığını düşünmek elbette yanıltıcı olabilir. Temelde grafikteki çizginin de Hollanda için iki nokta üzerinden çizilmiş olduğunu, arada yalnızca 1650 yılında Hollanda’ya dair bir verinin sunulmuş olduğunu, onun da tam orta noktada bulunduğunu görmek gerek.

Grafiğin yüksek çözünürlüklü halini görüntülemek için tıklayın

Elbette bu tarz veri görselleştirme çalışmalarında belirli seçimler yapmak, bazı noktaları görselleştirirken farklı yorumlardan feragat etmek durumunda kalabiliriz. Bu durum grafikleri tamamen hatalı bir konuma düşürmüyor, ancak grafiği okuyan kişiyi yanıltabiliyor. Örneğin 20. yüzyıl öncesinde okuryazarlık oranlarına dair çok fazla sistematik çalışmanın yapılmamış olduğunu bilerek ve oluşturulan grafiklerde eski tarihli verilere daha şüpheci yaklaşarak yola çıkabiliriz. Farklı kaynakların farklı metodolojiler izleyebileceği, aynı kavram ölçülse dahi izlenen metodolojilerin birbirinden farklı olabileceği bilinmeli. Farklı kaynakların tek bir grafik üzerinde gösterimininse grafiğin bütüncül bir yöntemle hazırlanmış olabileceği izlenimini doğurabileceği anlaşılmalı. Tüm bunları bilerek grafiğe yaklaşmak ile bunları göz ardı ederek yaklaşmak arasında fark bulunuyor. Burada belirtilen çekinceler herhangi bir grafiği yanlışlamıyor olsa da bu tarz grafiklerin eksiksiz bir portre sunmadıklarını anlamak değerli.

Kaynaklar

Okuryazarlık, Our World in Data

The Cambridge Economic History of Modern Europe, Stephen Broadberry ve Kevin H. O'Rourke, Cambridge Üniversitesi Yayınevi

İstatistik Göstergeler 1923-2011, Türkiye İstatistik Kurumu

Umumi Nüfus Tahriri, Türkiye İstatistik Kurumu

Şüpheli bilgilerden yola çıkarak veriye dayalı ve uzun soluklu bir araştırma neticesinde hazırladığımız Dosya yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.  

Kaynaklar

Okuryazarlık, Our World in Data

The Cambridge Economic History of Modern Europe, Stephen Broadberry ve Kevin H. O'Rourke, Cambridge Üniversitesi Yayınevi

İstatistik Göstergeler 1923-2011, Türkiye İstatistik Kurumu

Umumi Nüfus Tahriri, Türkiye İstatistik Kurumu