Medya Bursa’daki çöp evde bulunan çocuğun haklarını nasıl ihlal etti?

Yaygın medyanın Bursa’daki çöp evde bulunan çocuğun hikayesini ele alış biçimi, haberlerin küçüklere etkileri, ihlaller, kusurlar ve yapılabilecekler hakkında önemli bir tartışma imkânı sunuyor.


30/07/2022 15:00 10 dk okuma

* Bu yazıda olayda bahsi geçen kişilerden sadece kadın ve çocuk olarak bahsedildi. Kişilerin fotoğraflarının yer aldığı internet linkleri özellikle kullanılmadı.

Bursa'nın Nilüfer ilçesinde, 24 Temmuz 2022 günü çöple dolu evin tahliyesi sırasında kilitli bir odada baygın halde bulunan dokuz yaşındaki çocuk, aniden medyanın ilgi odağı haline geldi. Basında yer alan haberlere göre olay şöyle ortaya çıktı: Mahkeme 2020 yılında taşındığı evin sahibiyle sorun yaşayan bir kadının tahliyesine karar verdi. Karardan sonra icra ekibi, dairenin kapısını çilingir yardımıyla açtırınca, çöp dolu evle karşılaştı. Evin giriş kapısının kilidi değiştirildi. Ancak evde kiracı olarak yaşayan kadın tahliye kararına uymayıp evi kullanmaya devam etti. Bunun üzerine kadın ifadesi alınmak için polis merkezine götürüldü.

Bu sırada evin temizlenmesi için Nilüfer Belediyesi ekiplerine haber verildi. Ekipler, temizlik çalışması sırasında bir odanın kapısının kilitli olduğunu fark etti. İçeri giren görevliler, odada yarı baygın halde yatan çocukla karşılaştı.

Bir süredir çöp evde tutulduğu anlaşılan çocuk, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Çocuğun saçları ve tırnaklarının uzadığı, epey zayıfladığı ve vücudunda yaralar olduğu görüldü.

Savcılık tarafından yapılan incelemede kadının, kilitli tutulan çocuğun teyzesi olduğu anlaşıldı. Kadın ‘çocuğa eziyet’ suçlamasıyla tutuklandı.

Yaşanan olay ve gelişmeler neredeyse her haber mecrasında yer aldı. Bu dramatik olayın ilgi görmesi elbette beklenir. Ancak öznesi çocuk olan bir olayın haberleştirilme biçimi, kullanılan fotoğraflar ve videolar medyadaki etik sorunları bir kez daha tartışmaya açtı. Çocuğun isim ve resim hakları için azami hassasiyet gösterilmesi gerektirirken, bazı mecralar çocuğu, yüzü tanınacak şekilde ve adıyla teşhir etti. İsmi, kilosu ve boyu gibi kişisel verileri gün yüzüne çıktı. Haber dilinin de etkisiyle çocuğun bakımından sorumlu kadın ve annesi hakkında nefret söylemleri yayıldı. 

Peki Bursa’daki olay üzerinden çocuk hakları, medya ve etik ilkelere dair neler söylenebilir? Konunun uzmanları ne diyor?

“Beni çekmeyin”

Kilitli tutulan çocuk ilk müdahale için ambulansa konduğu sırada gazeteciler de olay yerindeydi. İHA muhabirinin paylaştığı bir görüntüde ambulanstaki çocuk, gücünün yettiği kadar “çekmeyin” diye bağırıyordu. 

Takvim gazetesi battaniye içinde taşınan çocuğun yüzünü gösterdi. Hürriyet, haberinde çocuğun ismini açıkça kullandı. Birçok haber sitesi ya da kullanıcı buzlanan görselleri kullandı. Bazı görsellerde çocuğun sadece yüzü kapatıldı. Olayın şokunun atlatılmasının ardından çocuğun hastanedeki fotoğrafları da haber sitelerinde yer aldı. Çocuğun boy ve kilosuna kadar birçok bilgi etrafta dolaştı.

Haberlerde kullanılan dil de yeni sorunlara yol açtı. Haber siteleri hikayeyi anlatırken ‘cani, acımasız, sorumsuz, talihsiz’ gibi birçok ifadeye yer verdi. Bu haberlerin ardından çocuğa bakım veren kadın hakkında sosyal medyada nefret söylemleri patladı.

Bursa'daki olayla ilgili az da olsa etik kodlara uygun haberlere rastlamak mümkün. Bianet ve Diken’de yer alan haberler aslında medyanın bir bölümünün konunun farkında olduğu ve etik kodlar konusundaki hassasiyetini gösteriyor.

Medya etik ilkeleri çocuklar hakkında ne diyor?

Etik alanında çalışan iletişim uzmanlarından Ruhdan Uzun’a göre 20. yüzyılın ilk yarısında çıkan ve gelişerek günümüze kadar gelen etik kodlar özgürlüklerle sorumluluklar arasında denge sağlamaya çalışıyor. Yani iletişim mesleklerinde çalışanların yapmaları ve yapmamaları gereken davranışları belirliyor. Bu kodların amacı ‘mağdurları’ korumak ve olası zararları en aza indirmek. Basın Konseyi’nin 16 maddeden oluşan Basın Meslek İlkeleri’nde çocuklara has bir kural yer almıyor. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) 20 maddelik ilkelerinde de öyle. 

Şu an geçerli olmasa da Doğan Grubu Yazılı Medya Yayın İlkeleri’nin yedinci maddesinde çocuk hakları, kadın hakları ile birleştirilerek etik kodlara dahil edilmişti.

Etik ilkeler arasında çocuk haklarına detaylı şekilde değinen Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi bu hususta önemli. 1998 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından yayınlanan bildirgede ‘Çocuklarla ilgili suçlarda, cinsel saldırılarda, sanık, tanık ya da mağdur (maktul) olsun, 18 yaşından küçüklerin açık isimleri ve fotoğrafları yayınlanmamalıdır’ yazıyor. Ayrıca bu ilkeler arasında ‘Çocuğun kişiliğini ve davranışlarını etkileyebilecek durumlarda gazetecinin, çocuktan sorumlu kişinin izni olmaksızın çocukla röportaj yapmamalı veya görüntüsünü almaya çalışmamalıdır’ vurgusu önemli. 

Uzun’a göre çocuklarla ilgili etik kodlar yetersiz ve üzerlerinde yeniden düşünülmesi gerekiyor. Etik ilkeler ABD, İspanya ve Britanya gibi ülkelerde çocuklarla ilgili birçok tavsiye ve düzenleme öneriyor. (Sf.83)

Bursa’da yaşanlar ve basındaki yansımalarını medya ombudsmanı Faruk Bildirici’ye de sorduk: 

Türkiye’de gazetecilik etik ilkeleri neden bu kadar etkisiz? Kurumlar neden bu ilkeleri ciddiyetle uygulamıyor?

Sorun içselleştirmeyle ilgili bence. Hem bu olayda hem de diğer olaylarda medyanın gazetecilik etik ilkelerini çiğnediğini görüyorum. Gazetecilerin haber şehveti bir şekilde etik ilkelerin önüne geçiyor. Medya kurumlarının yapıları da buna uygun. Yani gazeteciler “Haberi etik kodlara göre nasıl yaparım?” değil de “Nasıl daha çok okunur kılarım?” diye hareket ediyor. Öncelikle etik kodları düşünerek hareket etmek gerek. Bu kodların en önemli motivasyonu ilgilileri korumak ve görecekleri zararın önüne geçmek. Yani çocuğun korunması esas. Bence burada hekimlerde de sorun var. Çocuk Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldıktan sonra rektör çocukla pozlar verdi. Eğer bilgilendirme yapacaksa bunu yanında çocuk olmadan da elbette yapabilirdi.


Olayın aktarıldığı haberlerde ‘cani, acımasız, sorumsuz, talihsiz’ gibi ifadeler var. Haberlerin ardından kadın hakkında nefret söylemleri patladı. Medya nefret söylemine kapı mı aralıyor dersiniz?


Haberlerde sıfat kullanmak gazetecinin işi değil. Etik kodlarla beraber unutulan bir şey daha var: Biz ne hakim, ne savcı, ne de polisiz. Biz bu hikayeyi parçalı olarak öğrendik ve hala tamamı aydınlatılmış değil. Yani haber konusunda hüküm vermekten kaçınmak gerek. 

Çocuk hakları ve medya temsilleri

Çocuklar özel algılayışları ve gereksinimleri olan varlıklar. Bu nedenle çocuk hak ve özgürlükleri ayrıca ele alınıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989’da kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye göre 18 yaşına gelene kadar herkes çocuk olarak kabul ediliyor

Bianet tarafından hazırlanan Çocuk Odaklı Habercilik El Kitabı’na göre medya çocuğun toplumda nasıl algılandığını yansıtma ama aynı zamanda bu algıyı yeniden oluşturma gücüne sahip. Yani çocukların medyada ne kadar ve nasıl yer aldığı, medyanın çocuk hakları odaklı olup olmadığı çocuklara yönelik tutumların oluşmasında etkili. 

Ancak medyadaki çocuk temsilleri bazı sorunlar barındırıyor. Hrant Dink Vakfı tarafından Haziran 2018’de yayınlanan Türkiye Yazılı Basınında Çocukların Temsili isimli çalışmada konu hakkında etkileyici örnekler mevcut.

Çalışmaya göre Türkiye’de çocuk nüfusu yaklaşık yüzde 30; çocukların medyada temsil edilme oranı ise yüzde 5 bile değil. Kısacası çocuklar Türkiye’de medyada görünmez durumda. Çocuklar Bursa’da yaşanan olayda olduğu gibi medyada yer bulduğunda ise sorun bir şekilde karşımıza çıkıyor. Rapor çocukların medyada ancak, ‘mağdur’ veya ‘yetişkinlerin şirin uzantıları’ olarak yer bulduğunu tespit etmiş.

Ayrıca haberler yapılırken çocukların olayla gerçek ilişkisi, onlarda yaratacağı etkiler, düşünceleri, hissedecekleri, birer özne olduklarının görmezden gelindiği ifade ediliyor. 

Yukarıdakiler Bursa’da yaşanan olay ve haberlerle uyumlu. Çocuk bir süre sonra daha iyi olup hak ettiği bakımı alacak. Ancak medya çocuğun hayatının geri kalanını nasıl etkiledi dersiniz? Bu konuyu Psikolog Oya Çanak ile görüştük:

Bundan yıllar sonra çocuk son derece sarsıcı ve travmatik fotoğraflarını internette görünce ne hissedecek?

İnternet ortamındaki paylaşımları, çocuk 25 yaşına geldiğinde ona sağlayacağı faydayı düşünerek hareket etmeliyiz. Çocuğumuzun duygusal dünyasında neler yaşadığını hiçbir zaman biz yetişkinler tam olarak bilemeyeceğiz. İnternetteki bu fotoğrafların kaldırılması için hukuki kararlar alınması taraftarıyım. Fotoğraflar çocuğun yeni olumlu anılar inşa etmesine engel teşkil edebilir. Çocuğun bulunduğu yerin veya tedavi gördüğü hastanenin bile açıklanmasının çocuğun lehine olduğunu düşünmüyorum. Çocuk haklarının savunulmamasına yönelik toplumsal bir duyarsızlaşma gözlemliyorum. Yani bugün sokakta çalışan bir çocuk gördüm diyerek polisi aramıyoruz. Sosyal politikalar açısından gelişmiş ülkelerde vatandaşlar bu gibi durumların raporlanmasına önem veriyor. Böylesi travmatik durumlarda yetişkinler olarak yapacağımız her hamlede çocuğun yetişkinliğini hedeflemek gerekiyor.


”Beni çekmeyin” demesine rağmen görüntülenmesi çocuğun psikolojisini nasıl etkiler?

Üzülerek belirtiyorum, fotoğrafları çeken ve yayınlayanlar çocuğun içinde
bulunduğu travma semptomlarını bilmeden ve istemeden perçinlemiş oluyor. Hem sağlık görevlileri hem de basın mensuplarının bu çocuğa bakışları görev tanımının ötesinde anlam taşımaktadır. Her hamle çocuğun iyilik haline katkıda bulunacak ya da çocuğun yaşama katılmasına yardım edecekse yapılmalıdır. Şahsi olarak karşı olduğum için videoları izlemedim. Şayet böyle bir şey varsa bu durum çocuk hakları kapsamına aykırıdır. Benzer örnekleri ne yazık ki deprem olduğunda da yaşamıştık.

Bir psikolog olarak çocuklar hakkında haber üreten gazetecilerin nelere dikkat etmesini önerirsiniz?


Gazeteciler vermek istedikleri
mesaj ve hissiyatı çocuğun fotoğraf ve videosunu kullanmadan da yapabilirler. Çocuklar bedenlerinin fotoğraflarının çekilmesini istemiyorlarsa saygı duyulmalıdır. Çocukların bedenlerinin sınırlarını belirlemelerine hakları vardır. Çocuğun hayır deme hakkına saygı duymalıyız. Çocuğun ifadesini yok saymak duygusal olarak ihmal edilmişliğini perçinleyen bir tutumdur. Haberin yıllar sonra çocukta dehşet tepkisine engel olabilecek tarzda olması önemlidir.

Çocukların medyadaki temsilleri daha önce de gündem oldu. Ekim 2020’de İzmir’de meydana gelen depremin ardından enkazdan kurtulan iki çocuğun fotoğrafları tartışma yaratmıştı. Gazeteciler enkazdan çıkarılan çocuk fotoğraflarını servis ederken kişisel bütünlüğe saygı hakkı yok sayılmıştı

Çocuk fotoğraflarını paylaşırken nelere dikkat etmeliyiz?

Anneler, babalar, bakım verenler, veliler, ebeveynler ya da gazeteciler çocuk fotoğraflarını paylaşırken dikkatli olmalı. Aşağıdaki maddeler bundan sonrası için bize yol gösterici olabilir:

  • UNICEF’in çocuklar hakkında haber yapan gazetecilerin uyması için hazırladığı altı maddelik listeyi başucunuza ekleyin.
  • Fotoğrafın paylaşılmasında bariz kamu yararı olup olmadığını inceleyin.
  • Görselin haberlerde yer almasının çocuğun mağdur rolünü pekiştirmeyeceğinden emin olun.
  • Çocuğun birey olduğunu ve çocuk hakları bulunduğunu unutmayın.
  • Basın etik ilkelerini hatırlayın.
  • Çocuklar hakkındaki haberlerin onların sonraki yaşamında dijital ayak izlerini oluşturacağının farkında olun.
  • Haber için çocuk ya da velisinden rıza alın. Ayrıca bu rızanın her şeyi paylaşmak ya da göstermek olmadığını unutmayın.

Bursa’daki olay bir süre daha gündemde kalacak gibi. Benzer olay ya da çocukları direkt olarak ilgilendiren önemli konuların sonraki zamanlarda haber olacağına şüphe yok. Böyle bir durumda vatandaş olarak nasıl davranmamız gerektiğine dair sorularımızı Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Uzmanı Ceren Suntekin’e yönelttik: 

Böyle bir olayda vatandaş olarak bizim görevimiz ne olmalı?

Farkettiğimiz, şahit olduğumuz hatta şüphe duyduğumuz her durumda yetkili mercilere durumu bildirmekle yükümlüyüz. Bu hukukta da tanımlı bir sorumluluğumuz. Kan bağı ile bağlı olalım ya da olmayalım, yetişkinler olarak çocukların haklarının hayata geçmesinde rol oynamak; çocuğun güvenliğini sağlamak için acil hareket etmek zorundayız. Diğer sorumluluğumuz ise olayı öğrendikten sonraki tepkimizle çocuğun/çocukların haklarını korumaya ya da yapılan bir ihlali eylemlerimizle pekiştirmemeye çalışmak. 


Çocuğun iyileşme sürecinde nasıl davranıp, nelere dikkat etmeli? 


Her çocuk farklı ve biriciktir. Çocukların her yaşta duygularını ifade etme ve travmalara verdikleri tepkiler de birbirinden farklı olabilir. Her ne olursa olsun çocuğun genel durumunun takibin iyi yapılması gerekir ancak bu takibi çocuğun diğer ihtiyaçlarını gözeterek ve gözlemleyerek yapmak önemlidir. Çocuğun fiziksel ve psikolojik olarak kendini güvende hissetmesi için uygun ortamın oluşturulması gerekir. Bu sevdiği, güvendiği kişilerin çevresinde olması ile mümkün.
CENTER FOR JOURNALISM ETHICS, THE ETHICS OF CHILDREN, DEATH AND PHOTOGRAPHY
19/10/2006
Hürriyet, Medyada yeni dönem
11/12/2012
BİANET, Medya, Etik ve Hukuk
29/07/2022
Faruk Bildirici ile yapılan telefon görüşmesi,
28/07/2022
Oya Çanak ile yapılan yazılı görüşme,
29/07/2022
Ceren Suntekin ile yapılan yazılı görüşme,
29/07/2022
tümünü göster
factorybanner