Teyitçiler ‘saçmalık’la mücadele edebilir mi?

Teyit’te izlediğimiz yöntem gereği önceliklendirme ölçütlerimizi geçen doğrulanabilir iddiaları ele alıyor ve bir sonuca ulaşabildiğimiz zamanlarda bu iddiaları doğru, yanlış, karma veya belirsiz olarak sınıflandırıyoruz. Ancak elbette bize iletilenler her daim doğrulanabilir iddialar olmuyor. Çevremizdeki gelişmelere ilişkin öznel değerlendirmeler ve bu değerlendirmeler baz alınarak kurulan iddialar bizim alanımıza girmiyor. Ancak bu kapıyı zorlayan bazı durumlar da yok değil.

Harry Frankfurt, 1986 yılında kaleme aldığı “Saçmalık Üzerine” (On Bullshit) başlıklı makalesinde günlük yaşamda karşımıza sıklıkla çıkan ve doğru veya yanlış tanısını koymamızın zaman zaman oldukça güç olduğu bir kavramın üzerine gidiyor. Makalenin başlığından da anlaşılabileceği üzere bu kavram “saçmalık.”

Saçmalık” her ne kadar kulağa sıradan bir yalan veya yanlış bilgi kırıntısıymış gibi gelse de Frankfurt, “saçmalık”ı bunlarla aynı potada eritmiyor. Bu durum yaşamında çeşitli “saçmalık”lara tanık olduğunu düşünenler için bir nebze şaşırtıcı olabilir. Öte yandan Frankfurt’un kavrama atfettiği yönler, okuyucuyu farklı bir anlayışa sürüklüyor ve bunlar teyitçilerin de zaman zaman bocaladığı bazı vakaların özü hakkında bize ipucu veriyor.

Hans Rosling, zihnimizde yalnız güçlü kanıtlara ve gerçekliklere dayalı fikirleri taşımanın stres azaltan ve aynı zamanda bizleri zihnen rahatlatan bir alışkanlık olabileceğinden söz etmiş. Aynı tanım doğrultusunda ilerlersek hakikatlerin karşısına Frankfurt’un “saçmalık” kavramını koyduğumuzda saçmalıklara maruz bırakılmış ve bunları benimsemiş zihinlerin de her daim uyanık ve endişe içinde olduğunu söylemek mümkün.

Peki bu daimi endişe halini tetikleyen “saçmalık”ları klasik bir yalandan veya yanlış bilgiden ayıran şey ne?

Frankfurt, belki de en önemli ayrımı “saçmalık”ları dile getiren kişide görüyor ve bu kişinin klasik bir yalancıdan daha yaratıcı olduğunu gözler önüne seriyor. Yalan söyleyen bir kişi özünde gerçeği gizlemeye çalışırken ona alternatif ve gerçek olmayan bir bilgiyi üretiyor veya daha önce üretilmiş olan yanlış bilgiyi sunuyor. Bu noktada bir teyitçi için yalancıyı tespit edip onu yanlışlamak oldukça kolay. Öte yandan “saçmalık”ları ortaya atanlar için gerçeğin ne olduğunun bir önemi bulunmuyor. Bu insanların temel motivasyonları ise dinleyici kitlelerini ikna etmek. Nitekim bu anlamda gerçek bir veriyi arzu ettikleri bir bağlamda sunabilecekleri gibi gerçek olmayan bir veriyi de dinleyiciyi ikna etme doğrultusunda kolaylıkla dile getirebilirler. Kısacası bu insanlar gerçeğin ne olduğuna pek de aldırış etmiyorlar.

Kendisiyle yapılan bir röportajda Frankfurt, iklim değişikliğine dair sunulan karşıt argümanları bu bağlamda örnek gösteriyor. Bilim dünyasının neredeyse yek vücut halinde iklim değişikliği gerçeğine işaret ediyor olmasına karşın ABD’li siyasetçilerin “küresel ısınmanın var olmadığı” yönündeki tezlerinin önüne geçilemediğinden söz ediyor. Burada önemli olan noktanın ise siyasetçilerin esasında bu tezleri dile getirmesindeki temel motivasyonun “iklim değişikliği gerçeğinin kendi siyasi ve ekonomik gündemlerine uygun düşmüyor olması” olduğunu söylüyor. Yani bu siyasetçilerin aslında gerçeklere değil, yanlış oldukları kimi zaman bariz de olsa kendi tezlerini destekleyen argümanlara ihtiyaçları var. Frankfurt ise tam olarak bunu “saçmalık” olarak nitelendiriyor.

Elbette siyasetçiler “saçmalık”ları dile getirme konusunda yalnız değiller. Reklam ajansları aracılığıyla bizlere çeşitli ürünler satmayı hedefleyen şirketler her gün ekranlarımıza yüzlerce dakika “saçmalık” getiriyor. Bu saçmalıklardan bazıları bizi ikna ediyor, bazılarını ise umursamayıp geçiyoruz. Sanıyorum reklamcıların önemli bir kısmı için ürünün gerçek niteliklerinin pek de önemi olmadığını söylemek yanlış sayılmaz. Öte yandan siyasetçileri toplum içinde bulundukları konum gereği ayrı tutmakta fayda var. Sürekli olarak Frankfurt’un değindiği “saçmalık”lara maruz bırakılmak bir süre sonra nesnel gerçekliklere karşı duyduğumuz güvenin zedelenmesine ve toplum olarak bu açıdan savunmasız kalmamıza neden oluyor. Siyasetçiler sahip oldukları etki alanları gereği toplumun farklı uçlarına uzanmakta reklamcılardan çok daha başarılı olabiliyor.

Bu durum teyitçilerin işini belki de iki kat zorlaştırıyor. Meselenin bir yönü dile getirilen saçmalıkların doğru veya yanlışlığına dair argüman sunmanın beraberinde taşıyacağı sorunlar. Örneğin bir siyasetçi tarafından dile getirilen “A kişisinin şiddet içeren bir eylemde bulunduğu” argümanı doğru bir bilgi olmakla birlikte arkaplanda bu bilginin “A’nın mensubu olduğu toplumsal grubun tümünü hedef tahtasına koymak için dile getirilmiş olduğu” gerçeği teyitçi için hayli sıkıntılı bir durum yaratabilir. Siyasetçi, bu A kişisi şiddet içeren bir eylemde bulunmamışsa dahi bu argümanı dile getirerek A’nın mensubu olduğu grubu bir hedef haline getirebilir. Burada teyitçi “Hayır, A bu eylemde bulunmadı” dese de siyasetçinin ikna ettiği kitleye bu mesajın ulaşması bir hayli zaman alacaktır.

Meselenin diğer yönü ise yukarıda da değinildiği gibi “saçmalık”ların toplumsal olarak gerçeğe duyulan güveni zedeliyor olma ihtimali. Gerçekliklerin önemsizleştiği bir atmosferde teyitçinin Doğrucu Davut’u oynaması ne anlama geliyor? Teyitçi gerçeğin değer kazanması için mücadele verebilir mi?

Teyitçi genel anlamıyla bir aktivist değil. Yaptığı çalışmaların elbette birer toplumsal yansıması olacak ancak gerçeğin toplumda değer kazanması, teyitçinin dişini tırnağına takarak çalışmasından geçmiyor. Teyitçinin yapabileceği belki de en değerli çalışma toplumun farklı kutuplarından insanları yakalayıp onların gerçeğe kayıtsız kalmamalarını sağlamak. O insanlar kendi çevrelerini, kendi çevreleri mensubu oldukları toplumsal grupları harekete geçirecek ve en nihayetinde bu durum toplumun her kesimine ulaşabilen insanları gerçeğe duyarlı olmaya zorlayacak. Gerçeğe duyarlılık da “saçmalık”ların azalmasını beraberinde getirecek. Bu hayli meşakkatli yol görülebileceği üzere yalnızca teyitçinin bir mücadelesi değil. Rosling’e atıfta bulunmak gerekirse gerçekliklere dayalı bir yaşam sürerek zihinlerimizi huzura kavuşturmak için hepimizin biraz çabalaması gerekiyor. Aksi halde “saçmalık”lar bizi yoracak, kısa yaşamımızı endişe içerisinde sürdüreceğiz.

Kapak Görseli: Sébastien Thibault

Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.  

Kapak Görseli: Sébastien Thibault