Teyitçiler için ‘şeffaflık’ niçin önemli?

31 Mart 2019 yerel seçimleri sonrası yönetimde “şeffaflık” vurgusu belki de ülke gündeminde şimdiye kadar hiç olmadığı kadar önemli bir yerde. Birçok belediye artık meclis toplantılarını naklen internet üzerinden yayınlıyor. Büyük şirketlere verilen milyonlarca lira değerindeki ihaleler belediyelerin internet sitelerinden eskisinden daha kolay bir biçimde ulaşılabiliyor. Hayatlarımıza en yakından etki eden yönetim birimi olarak belediyelerin yapıp ettikleri demokratik düzende vatandaşların karar alma mekanizmalarını doğrudan etkiliyor. Bu açıdan “cebimizden çıkan paranın nereye harcandığını bilmek” bir sonraki seçim döneminde oy atacağınız siyasal partiyi seçmek açısından da oldukça önemli.

Uzun zamandır ülkedeki toplumsal çatışmayı iki kutuplu olarak görüyoruz. Bir tarafta “yeni havalimanı yapılmasaydı, altın madeni çıkarılmasaydı” gibi argümanların türevlerini savunan bir grup var, diğer tarafta da bu grubun argümanlarına karşı “ülkenin ilerlemesini istemeyen eski zihniyet” yorumu yapan bir grup var. Birbirinden giderek uzaklaşan gruplar arasındaki iletişimsizlik, birinin diğeri hakkında ortaya attığı yanlış bilginin kendi grubu arasında adeta bir makina yağı işlevi görmesine sebep oluyor. İki grup da gitgide birbiri hakkında daha az şey bilmeye başlıyor. Gerçekler de giderek silikleşiyor. Çoğu kişi için doğru bilginin bir önemi kalmıyor. Toplumsal çatışmanın bir tarafı olduğunuzdaki kanaatleriniz ise kitleler arası iletişimsizlikten dolayı yanlış bilgilerle dolu oluyor. 

Şeffaflık demokratik katılımı ve hesap verebilirliği pekiştiriyor

Yönetimdeki şeffaflık bu noktada devreye girebiliyor. Çünkü kişilerin artık büyük ihalelere ve şimdiye kadar “kapalı kapılar ardında döndüklerini düşündükleri işlere” internet üzerinden erişebilmeleri hem bir yandan vatandaşlık pratiğini pekiştiriyor hem de yönetime duyulan güveni artırıyor. Bir yönetimin şeffaf olması için sadece ihalelerini ve meclis toplantı kararlarını yayımlaması yeterli değil elbette. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) paylaştığı veriler, hava kirliliği verileri, mevzuat derlemeleri, tapu-kadastro gibi bilgilerin vatandaşlarla paylaşılması da bir ülkenin yönetimin şeffaf olup olmaması ile yakından ilgili. 

Toprak sahiplikleri, yabancıların bir ülkeden satın aldıkları konut miktarı, işsizlik oranları gibi pek çok veri yaşadığınız ülkede neyin değişmesini istediğiniz sorusunun cevabını bulmaya yardımcı olabilecek türden önemli bilgileri kapsıyor. Çevrimiçi yollardan ulaşılabilen bu tip verilere kamusal/açık veri deniyor. Veriler herkese açık ve özgürce kullanılabilir olduğunda vatandaşların da farkındalığı artıyor. Bu sayede demokratik sistemin temelini oluşturan yönetime “katılım” da pratik edilmiş oluyor. 

Türkiye 2015’te kamusal veride 47. sıradaydı

Teyit de bir iddiayı araştırırken izlediği yöntem açısından kamusal verileri kullanıyor. Yani kimsenin erişmesine izin verilmeyen, açıklanması devlet sırrı sayılan ya da sadece bir kişi tarafından sızdırılmış bilgiler Teyit’in analizlerinde kendine yer bulamıyor. Doğrulama platformlarının amacı olan herkesin aynı yöntemi izleyerek aynı sonuca ulaşabilmesi motivasyonunun da temelinde verinin “kamusal” olması yatıyor. Bu sayede bir internet kullanıcısı hangi bilgiyi nerede bulabileceğini öğrenmiş oluyor. Bize sosyal medyadan ihbar olarak gönderilen ve araştırmamızı istediğiniz bazı konularda analiz yayımlayamamızın önemli nedenlerinden biri de verilerin açık ve ulaşılabilir olmaması.

Bunun başlıca sebebi başka ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’nin kamusal/açık veri açısından durumunun pek de iç açıcı olmaması. Global Open Data Index’in (Küresel Kamusal Veri İndeksi) 2015 yılında dünyanın 122 ülkesinde yaptığı araştırma sonucunda Türkiye yüzde 37 veri açıklığı oranıyla 47. sırada yer almıştı. Türkiye’nin bir önceki yıl sıralaması 30’du. Open Data Index ile hava kirliliğinden nüfus verilerine, ulusal haritalardan devlet bütçesine kadar birçok başlıkta ülkelerin verilerini vatandaşları ile paylaşmalarına göre bir ülkenin açık devlet olma oranı belirleniyor. 

Türkiye’nin 2015 yılında çeşitli veriler bazında dünya sıralamasını ve yüzdelik başarısını yukarıdaki tablodan görebiliyoruz.

World Wide Web Vakfı’nın da 2015’te hazırladığı açık veri barometresine (Open Data Barometer, ODB) göre ise Türkiye’nin sıralaması 47 ve ODB puanı 27,6. Bu puanla Türkiye 50,6 puanlık Avrupa ve Asya ortalamasının oldukça altında yer alıyor

“Saydamlık ve hesap verilebilirliğin artırılması ile yolsuzlukla etkin bir biçimde mücadele edilmesi, açık veri politikaları geliştirme, vatandaşların ve sivil toplumun kamusal karar alma ve uygulama süreçlerine daha fazla katılımının sağlanması, açık ve etkin bir kamu yönetimi için teknolojik imkânların daha fazla kullanılması ve vatandaşların devlet karşısında daha güçlü konuma getirilmesi” amaçları ile kurulmuş Açık Yönetim Ortaklığı’na Türkiye de üyeydi. Fakat üyeliğinin 2016’da yönetimin bu alanda bir ilerleme kaydedememesinden ötürü pasif hale getirilmesi kararı alındı

Kamu kurumları verileri paylaşmıyor

Türkiye’de kamusal veri konusunda ilerleme kaydedememesinin sebeplerinden biri olarak kamu kurumları tarafından pek çok verinin açık bir şekilde paylaşılmamasını söyleyebiliriz. Pek çok iddiayı ele alırken ya ulaşmak istediğimiz veri setleri üzerinde şimdiye kadar hiç çalışılmamış ya da çevrimiçi yollardan paylaşılmayan veriler mevcut. İncelediğiniz bir konudaki bilginin örneğin Dünya Bankası veya Eurostat’ta (Avrupa İstatistik Ofisi) bulunurken TÜİK’te bulunmamasının iki sebebi olabileceğini düşünüyorum: ya o veri konusunda bir araştırma yürütülmemiştir ya da vatandaşlarla paylaşılmıyordur. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) pek çok devlet kurumunun verilerini paylaştıkları “data.gov” gibi bir portal da ne yazık ki Türkiye’de mevcut değil

İlginizi Çekebilir:  Ülkelere ait karşılaştırmalı verileri incelemek için ipuçları

Kurumların internet siteleri üzerinden erişemediğiniz bilgi karşısında yapabileceğiniz şey o kurumu telefon yoluyla arayarak ihtiyacınız olan bilgiyi istemek. Fakat şu ana kadarki tecrübelerimden yola çıkarak bir kurumdan telefonda veri paylaşmasını istediğimde sözlü olarak çoğu zaman bir yanıt alamadığımı söyleyebilirim. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 74. maddesinde 2010’da yapılan bir değişikle eklenen “Herkes, bilgi edinme hakkına sahiptir” ifadesi bulunuyor

Kirazlı’da kesilen ağaçların sayısını net bir şekilde bulamamamızın sebebi: gizli kalmış orman envanteri

Söz konusu duruma en yakın zamanlı örnek olarak Alamos Gold isimli şirketin Kirazlı’daki altın madeni işletmesi için kesilen ağaç sayısı gösterilebilir. Bağımsız kurumların, akademisyenlerin ve ilgili bakanlığın paylaştıkları ağaç sayısı verileri birbirinden oldukça farklıydı. Kirazlı’da yapılan ağaç kesime karşı farklı gruplardan tepkiler gelirken pek çok sosyal medya kullanıcısı da sayılar arasındaki farklılıklardan şüphe duyarak bu iddiayı bize ihbar olarak gönderdi. 

Bölgede tahribata uğrayan alan açık bir biçimde uydu görüntülerinden görülebiliyordu. Ama kesilen ağaç sayısını tam olarak tespit edebilmek için hem o bölgenin alanını hesaplayabilmek hem de o bölgede son 10 yılda dikilen ağaçların ve/veya orada uzun yıllardır bulunan ağaçların tür ve sayılarına ulaşmamız gerekiyordu. Farklı kurum ve akademisyenlerle yaptığım görüşmelerde bunun 2007’de Kirazlı’daki ağaçların sayı ve türlerinin bir listesini barındıran orman envanterine ulaşırsam mümkün olabileceğini öğrendim. Yani elimizde orman envanteri olmadan yapılan her hesaplama ancak bir tahminden ibaret olacaktı. 

2018 tarihli orman envanteri çevrimiçi olarak ulaşılabilir konumda olsa da 2007 envanterine ulaşamıyordum. Bunun sebebi ise kurum tarafından vatandaşlarla bu envanterin paylaşılmamış olması. İlgili kurumu telefonla aradığımda da benimle bu bilginin sözlü olarak paylaşılamayacağını belirttiler ve istediğim bilginin yazılı bir biçimde kendilerine iletilmesini istediler. Ama ben sadece bir vatandaş olarak anayasal bir hakkım olan bilgi edinme hakkını kullanmak istemiştim. Kurumlar size sözlü bilgi vermediklerinde yapacağınız şey ya kuruma bir dilekçe yazarak istediğiniz bilgiyi iletmek ya da CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) üzerinden daha hızlı bir şekilde ilgili kuruma sorularınızı sormak. 

Yazının başında bahsettiğim toplumsal çatışmanın en çok belirginleştiği örneklerden biri olarak Kirazlı’daki maden projesi sayılabilir. Hem bölge halkının hem de çevre konusunda duyarlı vatandaşların taleplerinin karşısında çok büyük sermayeli bir iş bulunuyor. Meslek odaları, dernekler, sivil toplum kuruluşları bu noktada devreye girip projenin olası ve görünür etkilerine karşı hukuki yollara başvuruyorlar. 

Medyanın görevinin ise aslında bu esnada birbiri ile iletişimini kaybetmiş kitleler arasında yayılan bilgi kirliliğinin önüne geçmek için kişileri bilgilendirmek olması gerekiyor. Çünkü medyanın zaten işlevlerinden birisi de kişilerin karşı karşıya kaldığı durumu yansız ve objektif bir biçimde aktarmak. Bölgede kesilen ağaç konusunda bakanlığın açıklamasını verili kabul edip farklı görüş ve yöntemlere yer vermeden bu bilgiyi aktarmak toplumsal kutuplaşmanın bir tarafının medyaya olan güvenini bir kez daha sarsıyor, diğer tarafın ise bölgede gerçekte olan bitenden habersiz kalmasına neden oluyor. 

Teyit ve Doğruluk Payı gibi doğrulama platformları da amacının bu noktayla bağlantılı olarak hem bir olayla ilgili internette ve medyada yayılan yanlış bilginin önüne geçerek kişilere olayların doğru yanlarını derinlemesine aktarabilmek hem de yukarıda bahsettiğim bilgi edinme süreçlerini bir yöntem olarak kullanıcılara aktarabilmek olduğu söylenebilir.

Dikkat edilmesi gereken “gerçeklikler”

Fakat doğruluk kontrolü amacı taşıyan her platforma da kullanıcıların güvenmemesi gerekiyor. Örneğin Twitter’daki “Günün Yalanları” ismindeki hesap TEMA Vakfı’nın açıkladığı 195 bin ağaç kesimi bilgisini sadece bakanlığın açıklamasına dayanarak “yalanladı”. Ağaçlar hakkında açık bir veri yokken teyit amacı güden böyle bir açıklamanın yapılması bizleri sosyal medyada daha da dikkatli olmaya itmeli. 

Günün Yalanları’nın teyidine konu olan tweetten ne kaynak bir içeriğe ulaşabiliyoruz ne de bu açıklamayı yaparken kullandıkları yöntemi görebiliyoruz. Yazının en başında anlattığım “şeffaflık” kriterinin aslında devlet kurumlarından medya platformlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede önemli olduğu sonucuna buradan ulaşılabilir. Nasıl ki belediyelerin internet sitelerinden yapılan ihalelerin sonucuna ve içeriğine ulaşabiliyorsak tüm medya kurumlarının da editöryel süreçlerinin, finansal yapılarının, ekipleri ile ilgili bilgilerin şeffaf bir şekilde okuyucuları ile paylaşılması gerekiyor. Medyaya azalan güvenin ancak bu yolla artabileceği düşüncesindeyim. 

Kirazlı’da kesilen ağaç sayıları ile ilgili yayımladığımız vaka çalışmasında da aynı amacı taşıdık. Hem veriler tam olarak ulaşılabilir olmadığı hem de konunun uzmanı olmadığımız için kesilen ağaçların sayısını net bir şekilde veremiyorduk. Bu nedenle de söz konusu çalışma bir analiz formatında (yani elimizdeki açık verilerle bir iddiayı inceledikten sonra doğru/yanlış/belirsiz/karma olarak sonuca ulaşabildiğimiz) değildi. Yaptığımız hesaplamada kullandığımız yöntemi şeffaf bir şekilde okuyucularımızla paylaşmamız kullanıcıları kurumların açıkladıkları verilerden şüphe duymaya itti. Çalışmanın yayımlanmasının ardından pek çok okuyucunun da bana ulaşarak aynı şekilde geri dönüşlerde bulunması ne kadar doğru bir karar aldığımızın bir göstergesi. 

İlginizi Çekebilir:  Vaka Çalışması: Kirazlı’da kaç ağaç kesilmiş olabilir?

Sonuç olarak kamusal veri kaynaklarını ve bilgiye ulaşma yollarını bilmek, bunları kullanmak ve geliştirilmesini talep etmek, kurumlar üzerinde bu yönde baskı oluşturmak demokrasinin daha etkin işleyebilmesi açısından oldukça önemli. Kamusal verinin bireylerle direkt bir biçimde açıklanması da yönetimlerin izlediği şeffaflık politikaları ile mümkün olabiliyor. Yaşadığımız mahallede yapılan bir yol için belediyenin bütçesinden ne kadar ayrıldığını öğrenmekten ülkenin bir yerinde gerçekleşen orman yangını sonrası bölgede yanan ağaç sayısının büyüklüğüne kadar pek çok veriye şeffaflık politikaları sayesinde ulaşabiliyoruz. Bu bilgiler bilinçli birer yurttaş olmamızı sağlayarak demokrasiye katılım süreçlerini pekiştiriyor. 

Açıklamaya çalıştığım sebeplerle kamusal verinin önemi gitgide artıyor. Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir dönemde başta devletler olmak üzere tüm kurum ve kuruluşların sahip oldukları ve bireyleri yakından ilgilendiren bilgileri paylaşmaları gerekiyor. 

Açık/kamusal veri, açık erişim, açık kaynak, açık hükümet kavramları sizin de ilginizi çekiyorsa Veri Okuryazarlığı Derneği’nin (VOYD) paylaştığı yazılara göz atabilirsiniz.

Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.  

Kaynaklar

Veri Okuryazarlığı Derneği

2016-2019 Ulusal E-Devlet Stratejisi ve Eylem Planı

Teyit, Medyaya neden güvenmiyoruz?

NewslabTurkey, Açık Veri Nedir? Veriye Nasıl Ulaşılır?, 8 Aralık 2018

Marmara İletişim Dergisi, Toplumsal Çatışma, Demokratik İletişim ve Alternatif Medya

Global Open Data Index, Türkiye, 2015

World Wide Web Foundation, Open Data Barometer-Turkey

Open Government Partnership, Turkey made inactive in the Open Government Partnership, 21 Eylül 2016