Sürdürülebilir bir dünya için hikaye anlatıcılığı

Kapıdaki krizler hepimiz için geliyor. Bir an önce daha sürdürülebilir, yaşanabilir ve adil bir dünya için harekete geçmezsek medeniyetimizin tüm kazanımlarını kaybedeceğiz. Bugünkü tüketim alışkanlıklarımız, hak ve hayallerimize ulaşamayacağımız bir geleceği inşa ediyor. Peki aynı gökyüzünü paylaşan tüm insan toplulukları bunun yeterince farkında mı?

Bir yanda iklim değişikliğinin, temiz suya erişim güçlüğünün, cinsiyet eşitsizliğinin, savaş ve  göçün hayatını doğrudan etkilediği topluluklar bu sorunlarla mücadele ededursun, diğer yanda dünyayı yıkıcı bir geleceğe sürükleyen krizler orada değilmiş gibi yaşayıp giden milyonlar var. Bilginin dağılımındaki bir eşitsizlik de buna yol açıyor olabilir mi? Hikaye anlatıcılığını bu eşitsizliği gidermek için nasıl kullanabiliriz?

Tüm dünyada medya kuruluşları ve gazetecilere duyulan güven giderek azalıyor. Haberden kaçınan okur sayısındaki artış, içerik üretimini yeniden kurgulamamızı zorunlu kılıyor. Reuters raporlarına göre haberden kaçınmanın bir numaralı sorumlusu ise, haberlerin okur üzerinde bıraktığı negatif etki. Yani umutsuzluğu körükleyen olumsuzluk hissi. Hepimizin aşina olduğu bu his, kaza, cinayet, felaket, afet ve şimdi de salgın haberleriyle üzerimize yapışıp kalan bir çaresizliğe dönüşüyor.

Project Zoom, Impact Hub İstanbul ve ABD Başkonsolosluğu öncülüğünde, Teyit’in ekosistem partnerliğinde 13 Şubat tarihinde yapılan bir etkinlikle lanse edildi. Yüzden fazla katılımcının ilgi gösterdiği etkinlikte Avrupa’da gazetecilik eğitimleri sağlayan Transitions’ın (TOL) kurucu ve yöneticisi Jeremy Druker, çözüm gazeteciliğinin hem içeriği tüketenler hem de üretenler açısından çaresizlik hissinin üstesinden gelmenin bir yolu olduğunu anlattı. Daha çok okura, daha yapıcı içeriklerle ulaşmak mümkünken, çözüm gazeteciliği salt sorunların aktarılmasını  değil, onlarla baş etmenin yollarını da gazeteciliğin etik dokusuyla birleştiren yeni bir yol sunuyor.

Project Zoom, gözden kaçmış toplumsal meselelerle ilgili içerik geliştirmek isteyen hikaye anlatıcılarına destek vermeyi hedefleyen bir hibe programı. 17 Şubat’ta başvuruya açılacak olan bu programa kabul edilen hikaye anlatıcıları, sürdürülebilirlik, göç, iklim krizi, enerji, sosyal inovasyon, sürdürülebilirlik ve cinsiyet eşitliği konularında üretimleri için 7 bin dolara kadar hibe desteği, koçluk ve etkili yayıncılara erişim desteği elde edecek.

Peki sürdürülebilir bir dünya için, hikaye anlatıcılarına ve gazetecilere ne düşüyor? Hikayeye nasıl yaklaşmalı, topluluklarla nasıl etkileşim kurmalıyız?

Moderatörlüğünü üstlendiğim “Sürdürülebilir bir dünya için neden hikaye anlatıcılara ihtiyacımız var?” başlıklı panelde Jeremy Druker’ın hemen ardından, Veri Okuryazarlığı Derneği kurucusu Pınar Dağ, Mekanda Adalet Derneği kurucusu Yaşar Adanalı ve araştırmacı gazeteci Doğu Eroğlu’na, yazının başında not düştüğüm konulara ışık tutacak sorular sorma şansı buldum.

Pınar Dağ: “En iyi hikaye, basit olandır”

Elimizde dünyanın dört bir köşesinden binlerce insana ulaşabilmemizi sağlayan güçlü araçlar olsa da, hikayeler hâlâ aynı hızla seyahat edemiyor. Pınar Dağ’a göre durum o kadar da umutsuz değil. Bir hikaye anlatıcı ya da gazeteci için kalem kağıt bile kafi olabilir; mesele aracı amaç haline getirmemek. Elimizdeki araçların çeşitliliği, bir yılgınlıkla yüzleşmemize ve önemli bir gerçeği kaçırmamıza sebep olabiliyor: Basit olan iyidir.

“Ödül alan birçok veri gazeteciliği işinde istatistik göremezsiniz. Veri gazeteciliğinin sadece istatistik olması gerekmiyor. En iyi hikaye basit olandır.”

Yıllardır veri ile çalışan ve Türkiye’de veri gazeteciliği kavramını yaygınlaştıran Dağ’a göre hem veriyle çalışırken hem de hikayeleri anlatmak için araçları kullanırken, bunların editoryal bağımsızlığımıza ne ölçüde müdahil olduğuna da dikkat etmek gerekiyor.

Yaşar Adanalı: “Varsayım olmadan, nesneleştirmeden…”

Mekanda Adalet Derneği 2018’de yayınladığı 95 cm: Mega Kentin Mini Yurttaşları isimli bir belgeselle, İstanbul’a 95 santimetreden bakmış, kentin en önemli öznesi olan çocukların, kentle kurdukları ilişkiyi mekan, adalet ve birey çerçevesinde irdelemişti. MAD, bu işle aslında hikaye anlatıcılığının merkezine, sorunun doğrudan etkilediği bir topluluğu yerleştirerek, üzerine çalıştığı kent ve adalet konusunu çocuklarla birlikte anlamaya çalışmıştı.

Peki sorunla iç içe yaşayan bir toplulukla çalışırken gazeteci veya hikaye anlatıcının sorumluluğu ne olmalı? Etkileşimli bir hikaye anlatıcılığının hikayeye kattığı özgünlük ne olabilir? Yaşar Adanalı, en başta varsayımların ördüğü duvarların ortadan kalktığını ve anlatıcı için, bu örnekte çocukların artık bir nesne değil anlatının öznesi haline geldiğini ifade ediyor. 

“Bugün gazeteciliğin geldiği yerde pek göremediğimiz bir şey ama biz sahadayız. Sahada olmak, sorunun doğrudan temas ettiği insanlarla birlikte çalışma, onları nesneleştirmeden hikayeyi anlatmak gerekiyor.”

Yaşar için hikaye anlatıcıların sürdürülebilir bir dünya için üzerlerine düşen en önemli görevlerden biri de mağduriyet dili değil, güçlendirici bir dil kullanabilmek. Diğer yandan bugünün hikayesini anlatmanın, geçmişle yüzleşerek geleceğe bırakılan bir hafıza olduğunun da altını çiziyor.

Doğu Eroğlu: “Hikayeyi bağlama oturtuyorum”

İster tarafsız bir gazeteci olsun ister aktivist, toplumsal ve ekolojik sorunlar herkese eşit uzaklıkta. Ve hepimiz için geliyor. Hikaye anlatıcıyı diğerlerinden ayıransa, hikayeyle kurduğu mesafe. Toplumsal ve ekolojik sorunları görünür kılmaya çalışırken bu mesafeyi nasıl koruyabiliriz?

Doğu Eroğlu kendini bir araştırmacı gazeteci olarak savunuculuk yapan bir aktivistten ayıranın, hikayeleri dinleyip onları belli bir bağlamda tekrar şekillendirip, okura aktarmak olduğunu ifade ediyor.

“Benim kerteriz noktam adalet. Karar alıcılara örüntüleri anlatmak ve onların harekete geçmelerini sağlamak istiyorum. İklim değişikliğinin etkilediği bir bahçenin sahibiyle konuşurken amacım bahçeyi kurtarmak değil ama bir kamuoyu oluşturmak.”

Teyit’in araştırmacı gazeteci Doğu Eroğlu’yla hazırladığı Bildiğimiz Dünyanın Sonu belgesel serisinin ilk bölümü Kıyamet Günü Saati yayında.

Çözüm ve hafıza için hikaye anlatıcılığı

Hayatlarımızı etkileyen toplumsal ve ekolojik sorunlara yeni çözümler bulmak için hiç de geç değil. Ancak daha da önemlisi, var olan önerileri görünür kılmak. Tüm anlatı türleri arasında hikayenin insan zihni için anlaması en kolay, örüntüleri takip etmesi en basit ve hatırlaması en mümkün yöntem olduğu bilimsel bir gerçek. Bu yüzden çözüm odaklı bir hikaye anlatıcılığı, geleceğimizi yeniden inşa etmemize yardımcı olabilir.

Project Zoom başvuruları 17 Şubat’ta açılıyor. İnternet sitesini takip ederek ayrıntılara ve duyurulara ulaşabilirsiniz.


Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.