Siyasi fikirlere bağlılığımız gerçeklik algımızı etkiler mi?

teyit olarak attığımız her adımda okuyucularımıza sunduğumuz tarafsızlık beyanı aklımızın bir köşesinde. Bu beyanın Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) tarafından onaylanmış olması elbette önemli. Fakat esas olarak okuyucularımızın tarafsızlığımız noktasında bize güven duyması, bir onay metninden çok daha kıymetli.

Yaptığımız çalışmalar bağlamında tarafsızlık meselesinin en çok gündemimize geldiği ve bizi okuyucuyla baş başa bıraktığı konu başlığı ise siyaset. Kutuplaşmış toplumlarda yapılan birçok faaliyetin tarafsızlığının sorgulanıyor oluşu pek sıradışı bir durum olmamakla birlikte teyit olarak bu duruma eğilmeye ve kendimizi okuyucu nezdinde daha güvenilir kılmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Elbette kutuplaşma yapısal bir problem ve görece küçük bir kurum olan teyit’in Türkiye’de kutuplaşma kaynaklı tüm problemlere işaret etmesi oldukça güç. Yine de kendi alanımız dahilinde, sahte haberler söz konusu olduğunda insanların aklına ilk gelen, tarafsızlığına güven duyduğu bir kurum olma hedefi doğrultusunda adımlar atıyoruz. Bu süreçte kimi zaman kendimizi hedef tahtasında bulmuyor da değiliz.

Bu yazıda yakın zamanda karşımıza çıkan iki ilginç vakadan söz edeceğim. Bir programa konuk olan akademisyenin kademesinin izleyenlere yanlış aktarımı üzerine hazırladığımız analiz sonucunda teyit’in “algı operasyonu” gerçekleştirdiğini iddia eden bir grup ile beyazlayan kıyma iddiası neticesinde “sarayın teyitçisi” olduğumuzda ısrarcı bir başka grup arasındaki şaşırtıcı benzerlik bir siyaset bilimi öğrencisi olan benim için oldukça etkileyiciydi.

Bir profesör, kötücül güçler ve bir algı operasyonu

A Haber’de yayımlanan haberlere ilişkin teyit’e bugüne değin onlarca ihbar iletildi. Bu ihbarlardan bazılarının doğruluğu bazılarınınsa yanlışlığı su götürmezdi. Ocak ayının ortalarında yine bir ihbar iletilmiş, A Haber’in Harvard Üniversitesi’nde çalışmayan ve aslında profesör de olmayan birini “Harward”da görevli bir profesör olarak yayına aldığı belirtilmişti. Editörlerimizden Ali Osman Arabacı araştırmaya koyuldu ve neticede ilgili kişinin Harvard’da görev yaptığı ancak akademik kademesinin profesör olmadığı sonucuna ulaştı. Muhtemelen ilgili kişinin kendisini İngilizcede eğitmen anlamındaki “professor” kelimesi bağlamında nitelendirmesi, A Haber’in konuğun akademik kademisini yanlış yazmasına sebep olmuştu. Belki de haber kuruluşu, ”Harvardlı profesörü yayına çıkardık” ifadesi üzerinden bir gazetecilik başarısı çıkarmak isterken dikkatsizliği yüzünden tam tersi bir etki yaratmıştı. Ne olduysa biz bu analizi sosyal medyada yayınladıktan sonra oldu.

İlgili kişinin profesör olduğu, teyit’in bir “algı operasyonu” gerçekleştirdiğine dair aldığımız onlarca mesajın ardından analize dair attığımız tweeti sildiğimize ilişkin gerçek olmayan birçok tweet sosyal medyadan paylaşıldı.

Kısa bir süre sonra tweeti sildiğimize dair iddiaları ortaya atan yüksek takipçi sayılı profiller paylaşımlarını kaldırsalar da bu iddia bir süre daha bize ulaşmaya devam etti.

İşin benim açımdan ilginç olan tarafı bu paylaşımların arkasındaki motivasyondu. Bu asılsız paylaşımların sebebi neydi? İddianın kendisi, bana göre sıradışı veya çok tartışmalı bir konuya değinmiyordu. Bir siyasi partiye yakınlığıyla bilinen bir haber kanalının yapmış olduğu basit sayılabilecek bir hataydı. Birçok sosyal medya kullanıcısı A Haber’in yaptığı hatayı kabul etmediği gibi teyit’in ilgili paylaşımını sildiği gibi doğru olmayan bir iddiayı yaygınlaştırdı.

Tüm bu gelişmeler bende siyasi fikirlere ve fikirlerin etrafında gelişen kurumlara duyulan bağlılığın gerçeklik algımızı şekillendirdiğine dair bir kanı oluşturdu. Bu davranış şeklinin, hangi siyasi görüşe yakınlık hissedildiği fark etmeksizin, benzer motivasyonlarla ortaya çıktığına dair bazı ipuçları yakalama fırsatım oldu.

Kıyma lobisi ve “sarayın teyitçisi”

Bir önceki iddiayla yakın tarihlerde yayılan gönderilerde, suya konulan bir kıyma parçasının beyazladığını gösteren bir video dikkati çekiyordu. Video ihbar olarak teyit’e iletildi ve bunun üzerine yazarlarımızdan Alican Acanerler iddiayı incelemeye başladı. Gönderilerde kıymalara rengini kırmızılaştıran bir çeşit katkı maddesi konduğu, kıyma suya konduğunda ise bu maddenin suya karıştığı ve kıymanın beyazlaştığı iddia ediliyordu.

Komplo teorileri çoğu zaman beynimizde bir çeşit kısayol işlevi görüyor. Kısayolları kullanmaya yatkın isek kıymaya bir madde karıştırıldığı için kırmızılaştığı iddiası ilk bakışta oldukça makul gözüküyor. İddia konusu kıymanın BİM’den alınmış olması meseleye siyasi bir anlam da yüklüyor. Nitekim bahsi geçen şirketin yine bir siyasi partiyle yakınlığına dair çeşitli iddialar bulunmakta.

Alican’ın uzun araştırmaları sonucunda analiz hazırlandı. Bahsi geçen durumun bir katkı maddesi nedeniyle gerçekleştiği iddiası kolaylıkla yalanlandı. Nitekim etteki miyoglobin suyla buluştuğunda suya karışıyor, kıymanın kırmızılığının suya geçmesine neden oluyordu. Dünyanın her yerinde gerçeklik buydu.

Bu, beynimizdeki kısayolları değerlendirmek daima bizi hatalı bir sonuca ulaştırır demek değil. İlk insanlar çalılıklarda bir kıpırdanma gördüklerinde bunun bir aslan mı yoksa yalnızca bir esinti mi olduğunu sorgulamadan muhtemelen direkt kaçıyorlardı. Yaşadıkları dönem bağlamında bu anlaşılır bir tercih sayılabilir. Ama bugün bilimsel bir yöntem izleyerek elde edebileceğiniz bir sonuç ile beynimizdeki kısayolların bize sunduğu sonuç arasında bir tercih yapmak istediğimizde net bir yargıya varmadan önce biraz daha düşünmek için yeterli zamana çoğunlukla sahibiz. İlk tercihimizi komplo teorilerinin beraberinde getirdiği kısayollardan yana kullanmamız için pek bir neden bulunmuyor.

Analizde elde edilen sonuca çok çeşitli tepkiler geldiğini gözlemleme imkanım oldu. Bunların içerisinde kıymanın BİM’de satılıyor olması ve bu durumun teyit’in bir siyasi partiye verdiği destekle bağlantılı olduğu iddiası üzerinden geliştirilen argümanlar benim için en dikkat çekici olanlardı.

Analiz üzerine yazılmış eleştirilerden bir tanesi

Durum ilginçti, nitekim yapılan çalışmanın niteliği ve sunulan gerçeklik, bir önceki profesör örneğinde olduğu gibi, siyasi fikirlerine sıkı sıkıya sarılmış topluluklar tarafından kolaylıkla göz ardı edilebiliyordu.

Bu noktada sorunun ne olduğunu iyi tahlil etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sorun basit bir yanlılık ve göz ardı etme hali mi? Sonuçta tarafsızlık beyanında ısrar eden bir teyit platformunun farklı siyasi görüşlere katı bir biçimde bağlı insanları rahatsız edebilecek paylaşımlarda bulunması belki de kaçınılmaz. Dünyayı siyah ve beyazlardan ibaret görenler için belki de biraz rahatsız edici bir iş yapıyoruzdur.

Ama bence sorun basit bir yanlı olma halinin de ötesinde gerçeklik algılarımızla bağlantılı bir durum olabilir. Siyasi fikirlerimize ve fikirlerimiz etrafında inşa ettiğimiz kurumlara duyduğumuz bağlılık bizi belki de öyle bir noktaya taşıyordur ki, bir aşamadan sonra nesnel gerçekler, ampirik gözlemler, bilimsel kanıtlar bize birer kurgu gibi gelmeye başlıyordur. O aşamaya geldiğimizde belki de bir süre sonra çevremizde olan bitenleri, gerçekliği tamamen kurgusal, hayali atıflarla yorumlamaya başlıyor, çevremizdeki komplo teorisi sarmalına yeni bir üye olarak biz de dahil olmaya başlıyoruzdur.

Sarmaldan kurtulmak için eleştirel düşünce

Bir siyasi fikrin taraftarı olmak ile ona körü körüne bağlılık duymak arasında önemli bir fark var. Bir siyasi fikrin taraftarı olanlar izledikleri ve destekledikleri politikaların dünya genelinde nasıl karşılık bulduğunu (veya nasıl bulamadığını), sosyal bilimlerde bu politikalara dair ne tarz çalışmalar olduğunu ve kendi ülkelerinde bu çalışmaların nasıl pratikle birleşebileceğini (veya nasıl birleşemeyeceğini) çözebilirler. Çoğu zaman unuttuğumuz şey, bilimsel tavrın sadece doğa bilimleri bağlamında değil, sosyal bilimler bağlamında da korunması gerektiği. Bu tavrı izleyenler fikirlerinin ne ölçüde hayata geçirilebilir olduğu hakkında bir kanıya sahip olabilirler. Geride kalıp gerçeklik üzerinden kurulan argümanları reddedenlerse muhtemelen etkisiz kalmayı sürdürecekler.

Etkisiz kalmamak için karşımıza çıkan her olayı eleştirel düşünce süzgecinden geçirmek ve belki de hedef aldığımız kişi ve kurumların aslında kötü niyetli olmayabileceğini varsaymak gerekiyor. Gerçeklikle bağlantımızı koparmamak için bunun ciddi anlamda değerli olduğunu düşünüyorum.

Tüm bunlar yaşanırken biz teyit olarak tarafsızlık beyanımızı aklımızın bir köşesinde tutmaya elbette devam edeceğiz. Henüz ulaşamadığımız yankı fanuslarına dahil olmaya çalışacak, ulaşabildiğimiz herkese eleştirel düşünce kaslarını kuvvetlendirmeleri adına destek olmayı sürdüreceğiz. Siyasi kutuplaşmayı kıracak, bağlılıklarımızın derecesi hakkında kendimizi sorgulamamızı ve eleştirel düşüncenin toplum genelince benimsenmesini sağlayacak adımların atılması için ise önümüzde uzun bir yol var. Bu problem, sadece teyit’in problemi değil. O yüzden daha geniş katılımlı, daha kapsamlı çalışmaların ortaya konması gerekiyor.