Neden siyaset bugünlerde kuyruklu yalanlarla dolu?

Birleşik Krallık’taki referandum ve Brexit sonrasında, Birleşik Krallık’ta ve dünyada birçok insan sadece Avrupa birliğinin kaybolmasını değil gerçeğin de kaybolmasının yasını tutuyor.

Ayrılmayı tercih edenler, gerçekleri ve uzman görüşlerini pek dikkate almadı. Ekonomistler ayrılma kararının Birleşik Krallık ekonomisinde kalıcı hasar oluşturacağını söylemesine rağmen, yüzde 52 yine de Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullandı.

Peki oy verenler neden verileri görmezden geldi? Çünkü kendi “gerçekleri” vardı.

Referanduma giden süreçte, ayrılma yanlısı politikacılar yanlış bilgi yangınının üzerine körükle giderek, fazla tepki görmeden kuyruklu yalanlar yaydı.

 

Örnek olarak Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi lideri Nigel Farage’ın seçim sonuçlarının açıklandığı sabah yaptığı u dönüşünden başka bir şeye  bakmaya gerek yok.

“Ayrılma” kampanyasının temel vaatlerinden biri, Avrupa Birliği’nden ayrılmanın İngiliz Hükümeti’nin milyonlarca sterlini Ulusal Sağlık Hizmetine yönlendirmesine imkan sağlayacağıydı. Resmi kampanyadan ayrı olarak ayrılma kampanyası yürüten Farage bu iddiayı hiç yalanlamadı. Cuma sabahı oylar sayıldıktan sonra ise Farage resmi ayrılma kampanyasının yalan söylediğini itiraf etti ve aksi yöndeki kanıta rağmen daha önce bu fikri desteklediği iddialarını ise reddetti.

Tweet fotoğraf: AB’ye haftalık 350 milyon sterlin gönderiyoruz. Bunun yerine NHS’yi (Ulusal Sağlık Hizmeti) finanse edelim.

Tweet: Hepimizin başına gelebilecek bir şey @Nigel_Farage. Sadece bir otobüs kayması.

Financial Times’da yayınlanan Brexit haberleriyle ilgili en viral yorumlardan bir tanesi “Post-hakikat” demokrasisinde yaşıyoruz gibi gözüküyor.” şeklindeydi.

Okyanusun diğer tarafındaki siyaset için de aynısı söylenebilir.  ABD’deki seçim kampanyası da abartılarla, şüpheli iddialarla ve kuyruklu yalanlarla dolu.

Fakat bütün bunlar bizi meraka sevk etti ve şu soruyu sordurdu gerçekten de post-hakikat sonrasında mı yaşıyoruz? Bu iddia gerçeklere dayanıyor mu? Fikirlerini almak için siyaset bilimcilere, profesyonel olarak doğrulama yapan kişilere ve filozoflara ulaştım.

Yanlış bilgi her zamankinden daha mı yaygın?

Her şeyden önce: Yanlış bilgilerin veya siyasi yalanların önceki dönemlerden daha fazla olup olmadığını söylemek şaşırtıcı bir şekilde zor. Dartmouth Siyaset Bilimi profesörü Brendan Nyhan’a göre, yanlış bilginin Vietnam Savaşı, Irak’ın 2003 yılındaki işgali ya da 19. yüzyıldaki “sarı gazetecilik” dönemlerindekinden daha fazla olup olmadığını gösteren güvenilir ve uzun dönemli veri yok.

Ayrıca post-hakikat demokrasisinden bahsetmek sanki daha önce siyasetin gerçeklere dayandığı altın bir çağ varmış anlamına geliyor. Nyhan’a göre böyle bir zaman hiç olmadı.

Fakat yine de Nyhan; “Bana göre insanlar birçok konuda yanlış bilgilendiriliyordu ama şimdi yanlış bilgilendirilme şekli değişti.” diyor.

İnternet ve sosyal medya yanlış bilgiye ulaşımı kolaylaştırıyor, daha görünür hale getiriyor ve ayıklanmasını zorlaştırıyor. Bunların siyaseten yanlış bilgilendirmeye nasıl sebep olduğunabakalım.

1)  İnsanlar çok fazla veriye erişebiliyor ve bu kafa karıştırıcı olabilir

The Internet of Us: Knowing More and Understanding Less in the Age of Big Data’nın yazarı ve University of Connecticut profesörü Michaeal Lynch’e göre, çok fazla bilginin parmaklarımızın ucunda olması bizi algısal tuzaklara götürebilir.

Lynch “İnsanlar daha fazla bilgiye eriştikçe, bilgi iyi de olsa kötü de olsa, kendi bilgilerinin doğru olduğuna dair güvenleri artıyor” dedi.

İnternet herhangi bir “gerçeğe” istenildiği zaman ulaşmaya imkan tanıyor. Fakat Lynch’e göre bu kadar çok verinin, hepsi doğru ya da yardımcı olmasa da, sadece ulaşılabilir olması bile bizi aslında bildiğimizden daha fazla şey bildiğimizi düşündürebilir.

Lynch ayrıca “Daha fazlasına sahip olmak daha fazla bilmek anlamına gelmez. Bilgi iyi ve güvenilir olmalıdır ve bundan daha fazla olup olmadığı belli değil” dedi.

2) Hangi bilgiyi görüp görmediğimiz konusunda daha seçici olma imkanımız var

Elimizin altındaki bu bilgi yığını bir miktar filtreleme ve seçim gerektiriyor. Lynch bunu şöyle ifade ediyor: “İnternetteki hayatlarımız müzedeki bir sergi gibi düzenleniyor. Duvara asılacak şeyleri ve dinlenecek kaynakları seçebiliyoruz. Bunun sonucunda insanlar sanki yer ayaklarının altından kayıyor gibi hissedebilir. Örneğin, liberallerin seçim sabahı uyanıp Brexit’in gerçekleştiğini görmeleri gibi.”

Exeter Üniversitesi Siyasi Bilimler profesörü Jason Reifler’a göre pek çok kişi üzerinde filtre baloncuklarının fazla bir etkisi yok, çünkü “birçok insan işe gidiyor, ailelerini düşünüyor, belki bir gazete okuyor ya da televizyonda haber izliyor.”

Fakat, siyasetle aktif olarak ilgilenen için bu baloncuklar anlamlı, özellikle kutuplaşmanın yoğun olduğu bu zamanda. Vox’tan Tim Lee’nin belirttiği gibi Facebook’ta çalışan araştırmacılara göre liberal eğilimli Facebook kullanıcılarının haber akışlarında liberal makaleler görme ihtimalleri daha fazla iken kendini muhafazakar olarak tanımlayanların muhafazakar makaleler görme ihtimali daha yüksek.

Nyhan’a göre partizanlık ve ideolojik kutuplaşmayla kalmayıp daha fazla keskinleşti. “Demokratların liberal olma ihtimali daha fazlayken, Cumhuriyetçilerin muhafazakar olma ihtimali daha yüksek ve bu insanların, kendilerine benzeyenlerle bağ kurmaya meyilli olmaları onları bir meselenin diğer açılarını görmelerini engelleyebilir.”

Bu vaziyet aynı zamanda geleneksel eşik bekçileri olan büyük haber şirketlerinin artık eskisi kadar etkili olmamasından da besleniyor.

Nyhan siyasilerin de kitlelerine bloglarla ve sosyal medyayla seslenerek buna uyum sağladığını ifade ediyor. Bu durum ön yargılarımızı besleyebilir, inandıklarımızı pekiştirebilir, bizi karşıt görüşlere kapayabilir ve belki de bizi ahmaklaştırabilir.

3) Yanlış bilgi artık daha görünür

Geçtiğimiz yıllarda artan bir şey varsa o da yanlış bilginin görünürlüğüdür.

Nyhan’a göre “Sosyal medya ve internet daha önce de olan ama kolaylıkla erişilemeyen bilgileri günyüzüne çıkardı.” ve ekledi “Kamusal alanda ‘gerçek’ hakkında daha fazla iddia var.”

Örneğin, nüfusun genelinin 1960’larda, komünist sızmalar hakkında paranoyak komplo teorileri yayınlayan John Birch Society’nin bültenine erişmesi pek mümkün değildi.

Nyhan “Geçmiş zamanlarda yayılan yanlış bilgi, bu görüşlere sahip kişiler dışındaki insanlara görünür değildi” diyor.

Şimdi hepsi bir Google araması uzakta.

Pulitzer ödüllü doğrulama sitesi PolitiFact’in Kurucusu ve Duke Üniversitesi’nde gazetecilik profesörü Bill Adair’a göre öte yandan, doğrulamanın artması yalanları daha görünür hale getirmiş olabilir.

Adair’in hesabına göre, 2015 ile 2016 arasında dünyadaki doğrulama siteleri 44’ten 105’e çıkarak yüzde 60 arttı. Yalan sayısının artıp artmayacağını ise ilerleyen günlerde göreceğiz.

Doğrulama yanlış bilginin yayılmasını yavaşlatabilir

Reifler ve Nyhan, doğrulamanın özellikle tartışmalı konularda geri tepebileceğini ve insanların görüşlerine daha sıkı sarılabileceğini ortaya çıkaran araştırmalarından ayrıntılı bir şekilde bahsetmişlerdi.

Fakat yanlış bilgiyle baş etmenin en iyi yolunun yine doğrulamaya devam etmek olduğunu söylemişlerdi.

Reifler’a göre “Bazı durumlarda doğrulama, özellikle bilgiye karşı dirençli olan insanlarda geri tepebilir” ama “araştırmalarımıza göre halk doğrulamada yarar görüyor.” Özellikle, kendisinin ve Nyhan’ın bulgularına göre siyasetçiler yalan söylerken yakalandıklarında doğrulamanın itibarlarını olumsuz yönde etkilemesinden endişe ettikleri zaman doğru olmayan şeyler söyleme ihtimalleri düşüyor.

Reifler’a göre Birleşik Krallık’ta Avrupa Birliği’nden ayrılma kampanyasının başarılı olmasının sebebi üst düzey doğrulama platformlarının olmaması. Kendisi bunu “PolitiFact’in ya da Washington Post doğrulama platformunun Amerika’da etkiliği olduğu kadar Birleşik Krallık’ta etkili olan pek bir şey yok” şeklinde ifade ediyor.

Referanduma giden günlerde ayrılma kampanyası tarafından söylenen yalanlar Britanya medyası tarafından kontrol edilmeyen, tartışılmayan ve yıllarca süren AB karşıtı retorikten sonra gelmiştir.

“Doğrulama, küçük yalanları büyük yalanlara dönüşmeden durdurmalıdır” diyor Reifler.  “Önleme antidottan daha iyidir. Yanlış bilginin yayılmasını engellemek ve siyasetçilerin yalan söylememesi için caydırıcı olma amacıyla doğrulama yapmak altın standardı olmalıdır.”

PolitiFact’in rakamlarına göre Amerikan seçim kampanyası boyunca Hillary Clinton’ın doğrulanan ifadelerinin yüzde 12’si yanlış ya da “kuyruklu yalan” iken bu rakam Trump’ta yüzde 61’e çıkıyor. Adair’in Trump hakkında söylediği gibi “Hiçbir Amerikalı siyasi bu seviyelere düşmemişti.”

Kaynak: Julia Belluz / Vox Çeviri: Yusuf Tatlı