Serbest Kürsü 2: “Bunu teyit etmeye ne gerek var?”

Emine Erdoğan’ın satranç oynarken yanlış hamle yaptığı iddiasının ardından 7 Kasım 2018’de yayımladığımız teyit analizine, takipçilerimizden çeşitli eleştiriler geldi. Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafta, Emine Erdoğan’ın satrançta yanlış hamle yaptığı iddia edilmiş, ilgili fotoğraf haber siteleri ve sosyal medyada binlerce kez paylaşılarak tartışılmıştı.

Kullanıcılar, bu iddianın incelenmesi gerekmeyen bir iddia olduğunu belirterek uzun süredir teyit.org analizlerine sıkça gelen bir soruyu tekrar yöneltti: “Bunu teyit etmeye ne gerek var?”

teyit.org ekibinin yayımladığı analizlere en çok yöneltilen sorular arasında olan bu soruyu merkeze koyarak okuyucuların neden böyle düşünmüş olabileceğini, incelediğimiz iddiaları hangi kriterlere göre incelediğimizi ve gelecekte nasıl bir şeffaflık modeli uygulayarak okuyucuların akıllarındaki şüpheleri giderebileceğimizi tartıştık.

Aşağıda okuyacağınız gönderiler teyit.org ekibinin kullandığı Slack kanalında başlatılan bir tartışmadaki akışı olduğu gibi yansıtıyor. Editoryal süreçlerimizi şeffaflaştırmak adına bundan sonra aldığımız kararlara dair tartışmalarımızı bu formatta, herhangi bir düzeltme (yazım hataları hariç) yapmaksızın yayımlayacağız.

Serbest Kürsü formatında yayımladığımız ilk içeriğe buradan ulaşabilirsiniz:

İlginizi Çekebilir:  Serbest Kürsü 1: Ara Güler’in ölüm haberini neden yalanladık?

Burak [Etkileşim Editörü]: Herkese selam, yayımladığımız bazı analizlerin ardından sosyal medyadaki kullanıcılardan en sık gelen sorulardan birisi “Bunu teyit etmeye gerek var mıydı?”. İşin mutfağında olan bizler, sık sık bu konuyu tartışıyoruz. Bu konu hakkında ne düşünüyoruz? Toplum aynı şeylere inanıyor ve aynı şeylerin sahte olduğunu mu düşünüyor? Sahte haber kimlere temas ediyor, “bunu teyit etmeye gerek var mıydı?” diyen bir kişinin inandığı sahte habere bir başkası da “bunu teyit etmeye gerek var mıydı?” mı demeli?

Atakan [Kurucu]: “Bunu teyit etmeye gerek var mı?” sorusunu gördüğümde kullanıcının “Ben zaten buna inanmadım, inanan olduğunu da düşünmüyorum” demek istediğini anlıyorum. İnternette paylaşılan bir bilgiye kimin inanıp kimin inanmadığını anlamak çok zor. Neyin teyit edileceğinin kararına da bu yüzden elimizdeki en objektif değerlendirme kriteri olan “virallik” ile karar verebiliyoruz. Belki insanlara şunu anlatmak gerek: “Siz ve sizin içinde bulunduğunuz yankı fanusu bu bilgiye inanmamış olabilirsiniz, ne mutlu size! Ancak bu, bu bilgiye inanan başkaları olmadığını göstermez.”

teyit’in Slack programındaki tartışmasına ait ekran görüntüleri

Burak: Ben de bu konuda aynı şeyi düşünüyorum. Ayrıca Yalansavar’dan Serdar Başeğmez’in bu soruyu sorduğu tweette belirttiğim gibi “Bunu teyit etmeye gerek var mı?” sorusu, neyin teyit edilmesi ve neyin teyit edilmemesi gerektiği konusunda ayrı yankı fanusları üretiyor. Astrolojiye inanmayan/gerçek olmadığını düşünen bir kişi astrolojiyi eleştiren bir içeriğe “Bu içeriğe gerek var mı?” diye bir soru mu sormalı? Bir teyitçi kendi “yanlılığını” (bias) incelenen iddiaya dahil etmeden ne kadar kişi tarafından inanıldığına bakmalı. teyit’te de yayımladığımız bir araştırma vardı: herkesin inanabileceği bir söylenti var ve bir söylentiye inanma olasılığının eğitim, cinsiyet veya yaşanan yerle hiçbir ilgisi yok.

Mert Can [Yazar]: İnsanların belirli konular üzerine öznel bir önem sıralaması yapmasını oldukça doğal buluyorum. Ancak insanlar belirli sosyal çevrelere hapsoldukça ve farklı toplumsal gruplarla temas kurmaktan kaçındıkça bu sıralama daha da keskin sınırlara sahip olmaya başlıyor ve bu süreçte insanlar fikri anlamda giderek daha da muhafazakarlaşıyor. Burada muhafazakarlaşma derken siyasi bir dönüşümü kastetmiyorum elbette. Sahip olunan düşünsel kalıpları zamanla değişime kapatma, dışarıdan gelebilecek bir etkiyi giderek yok sayma… Bu en nihayetinde dünyayı yalnızca kendi içerisinde bulunduğumuz fanustan yorumlamamıza sebep oluyor. Daha da tehlikelisi eleştirel düşünme yetimizi köreltiyor. Bütün bu “bunu teyit etmeye ne gerek vardı” tarzı yorumları nihayetinde bu noktaya bağlıyorum.

Bir iddiayı ele alırken iddianın yaygınlığı gibi olabildiğince objektif kriterleri baz alıyor, bir yandan da böylelikle sahibi olduğumuz potansiyel “bias”ları da elemine etmeye çalışıyoruz. Bu açıdan değerlendirince teyit.org ekibi olarak bizden yana bir sıkıntı oluştuğunu düşünmüyorum. Öte yandan eğer bu tarz sorular bizim ortak “bias”larımız olduğu algısına atfen soruluyor da olabilir. Bu noktada takipçinin bu tarz bir yaklaşımını kırmak adına vaka seçiminde izlediğimiz kriterleri ve metodolojimizi şimdikinden daha da şeffaf bir biçimde yansıtmak gibi bir görev önümüzde olabilir.

Gülin [Şef Editör]: Mert Can’ın değindiği ve aslında hepimizin bu soruya ilişkin verdiğimiz en net cevap: “analizleri neye göre incelemeye karar veriyoruzu” daha da şeffaflaştırmak gibi duruyor. Yankı fanuslarının etkisi her zaman tartıştığımız gibi hala belirsiz. Bireyler bu tartışma içerisinde kaldıkları bilgi yumağına atfen mi bunu söylüyor yoksa görmek istediğini göremediği için güven mi yitiriyor? Eğer kendi gibi düşüneni takip etme ve buna güven duyma ağır basan bir durumsa teyit’in kendini daha güvenilir bir pozisyona çekmek için uğraş vermesi kaçınılmaz. Hepimizin yanlılıkları ve ilgileri elbette bulunuyor ama analizleri buna göre seçmiyoruz ya da yayınlamıyoruz.

Takipçilere esas gösterilmesi gereken şeyin sadece “bunlarla” uğraşmıyoruz olduğu. Her röportajda belirtmeye çalışıyoruz bir analizi yazmak günler, haftalar sürebiliyor ve her zaman da sonuç alamıyoruz. Sonuç alamamamızın özellikle bizim dışımızda pek çok nedeni bulunuyor. Kaynakların yetersizliği, kaynakların ilgisizliği, kaynakların ulaşıma kapalı olması gibi…

Beni bu tepkilere baktığımda düşündüren bir diğer nokta ise takipçilerin yaptığımız işin arkasında farklı düşünme biçimlerini yaymaya çalıştığımızı görüp görmediği meselesi. Sanırım bunu da anlatmakta bazen sıkıntı yaşıyoruz. Örneğin, Emine Erdoğan’ın satranç oynarken yanlış bir hamle yaptığı üzerinden sosyal medya ve medya bu konuya değindi, köşe yazıları yazıldı, tweetler atıldı ama iş bizim bunu teyitlememize geldiğinde herkes bunun gereksiz olduğundan bahsetti. Aslında her yanlış bilgide olduğu gibi şüpheli içeriğin yaygınlığına baktık ve yapılması kararını bu şekilde verdik.

Ayrıca bu analizin yazımı aşamasında gördüğünüz o “an” resmin bütünü olmayabilir. Önce bunu anlattığımızı düşünüyorum, ardından farklı araç ve yöntemlerle bir şeyi kanıtlamanın nasıl mümkün olabileceğini de gösterdik. Mesela Ali Osman’ın satranç simülasyonu yapması hem öğretici hem keyifliydi. Doğrulama araçlarının aslında bizim gündelik eğlencelerimizin içerisinde bile yer alabileceğini gösterdi. Bir diğer vurgu yapmak istediğim nokta ise bir grup/kişiye “önemsiz” gelen bu yanlış bilginin ardında aslında kutuplaştırıcı ögeler barındırıyor olması. Belki bir ihtimal de sosyal medyada tartışılan “ciddi” şeyleri göremiyor olmamızdır. Ama her gün farklı yankı fanuslarından 20’den fazla mesaj alıyoruz, kaçırdığımız çok fazla nokta olmadığını düşünüyorum. Haber sitesi ve teyit sitesi arasındaki farkı da biraz daha netleştirebileriz önerim bu yönde.

Oktay [Dijital İçerik Stratejisti]: Kullanıcılara bir analiz hazırlamanın ne kadar zahmetli bir iş olduğunu çok iyi anlatamadığımızı düşünüyorum ben de. Onlar sadece yayımlanan analizleri görüyor. Çok fazla emek verilip Gülin’in bahsettiği nedenlerden tamamlanamayan analizlerden onları bir şekilde haberdar etmeliyiz. Örneğin şu an ‘‘Editör Masası’’ sayfasında yedi içeriğin incelenmekte olduğunu görüyorum. Bunlardan sadece bazıları sonuçlanacak ve çoğu kullanıcı sadece sonuçlananlardan haberdar olacak. Öyleyse ‘‘Editör Masası’’ndaki bilgileri, sosyal medya hesaplarımızdan, belki haftada bir, ‘‘Bu hafta x iddiayı inceledik. Bunlardan y’sini sonuçlandırdık, z’sini şu nedenlerden sonuçlandıramadık’’ gibi paylaşsak faydalı olmaz mı?

‘‘Bunu teyit etmeye gerek var mıydı?’’ sorusunun daha çok, ‘‘Bu doğru olsa ne fark eder yanlış olsa ne fark eder’’ mantığıyla sorulduğunu düşünüyorum. Örnekse; “Emine Erdoğan, satranç oynarken yanlış hamle yapmış olsa ne olur, doğru hamle yapmış olsa ne?”. Birçok sosyal medya hesabı ve haber sitesi, Emine Erdoğan’ın satranç oynarken çekilen o fotoğrafı üzerinden, ‘‘Bakın Cumhurbaşkanı’nın eşi satranç oynamayı bilmiyor’’u diyebilmek için birbirleriyle yarışıyor. “Diğer taraf” da aynı çirkinliği muhalefetteki isimler üzerinden yapıyor. Biz de her iki tarafın yanlış bilgilerinden hareketle yaptıklarını ortaya çıkarıyoruz. Bu elbette önemli bir iş. Fakat ciddi bir kesim de ‘‘iki tarafın’’ da bu yıllardır sürüp giden hareketlerine zaten inanmıyor ve bizden teyitini görünce, ‘‘Neden bunlarla uğraşıyorsunuz’’ diye soruyor olabilir.

Ali Osman [Editör]: Dünyanın “global bir köy” haline geldiğine itiraz edecek insan sayısı sanırım azdır. Yaşadığımız dünyada birçok şeyi ortak olarak paylaşıyoruz. Ancak bu tüm dünyanın aynı anda aynı şeyleri yaptığı anlamına gelmiyor. Çoğu insan yılın ilk gününün 1 Ocak olduğunu düşünür. Ancak Mayalar, Yahudiler, Araplar, Çinliler ve bu dünyanın diğer birçok sakini için 1 Ocak yılın ilk günü değildir. Hatta aynı yeryüzünde yaşamamıza ve aynı güneş tarafından aydınlatılıp, ısıtılmamıza rağmen Güney Yarımküre’de kuzey aslında güneydir. Yani üstünde durmak istediğim nokta etrafımızdaki herkesin aynı bilinç düzeyinde olmadığını vurgulamak. Bu internet için de kesin olarak gerekli diye düşünüyorum. Daha önce sizin de dediğiniz gibi aslında bir analizi neye göre ve hangi nedenden dolayı yaptığımızı her defasında belirtmeye çalışıyoruz. Hatta “bu neden yapıldının” önüne geçmek için Burak paylaşımların yanına virallik etkisini göstermek için bazı görseller dahi ekliyor.

Örneğin, daha önce 5 litre sıvı yağın 5 kilo gelmediği iddiasıyla bir fotoğraf ortaya çıkmıştı ve neredeyse 105 bin kişi bu fotoğrafı paylaşmıştı. teyit.org bu fotoğraf hakkında analiz yayınlamak zorunda kaldı ve aslında temel lise bilgisi olan bir bilgiyle, özkütlenin su ve yağ için farklı bir değer taşıdığını açıkladı. 105 bin sayısı bugün birçok il ve ilçede yaşayan insan sayısından fazla. Bugün, Yozgat merkezde yaklaşık 100 bin, Bayburt’un tamamında ise 80 bin kişi yaşıyor. Türkiye’nin bu iki ilinde yaşayan herkesin bu fotoğrafa inanarak yaşadığını düşünün. Burada sorulması gereken sorunun; “ya kardeşim yağın özkütlesiyle suyun özkütlesinin aynı olmadığını herkes biliyor bunu neden yapıyorsunuz” yerine “neden basit bir lise bilgisine bu kadar insan inanıyor ve bu bilginin eksikliği çekiliyor” şeklinde olması gerektiğini düşünüyorum.

Emine Erdoğan’ın yanlış satranç hamlesi yaptığına dair analize gelecek olursak burada Gülin’e ben de katılıyorum. Biz durduk yerde ve ortada hiç böyle bir iddida yokken Emine Erdoğan’ın satranç analizini yapmadık. Köşe yazarları bu hamle üzerine yazılar yazdı, fotoğraf sosyal medyada binlerce kez paylaşıldı, bize ihbar olarak geldi. Hatta bazı haber siteleri “muzip” şekilde fotoğrafı kullanarak etkileşimi bol tweetler attı. İddia makamları elinde delil olmadan ve kesin kabullerle bu fotoğraf hakkında yorumlar yaparken biz sağlam delillere dayandırdığımız bir analiz yayınladık ve aslında Emine Erdoğan’ın yanlış bir hamle yapmadığını fark ettik. Sonuç tam tersi de çıkabilirdi. Yani Emine Erdoğan yanlış bir hamle de yapmış olabilirdi. Eğer deliller bizi bu sonuca götürseydi kuşkusuz bunu da yayınlayacaktık ve Emine Erdoğan yanlış hamle yaptı diyecektik. Eğer sonuç böyle çıksa yani Erdoğan yanlış hamle yapsaydı “bunu neden yaptınız ya” tepkileri yerine “heheh bakın nasıl da satranç bilmiyormuş” deyip bizim tweetimiz binlerce etkileşim alacaktı. Burada son olarak şunu söylemek istiyorum; iddia makamı kesin olarak kanıtlanmayan bir fotoğrafın üzerinden yargısız infazda bulunurken, kesin delillere dayandırarak gerçeği açıklayan biz “bunu neden yapıyorsunuz ya” şeklinde tepki çekiyoruz. Nasreddin Hoca’nın ünlü fıkrasında dediği gibi “hırsızın hiç mi suçu yok?”

Alican [Yazar]: Ofiste hemen hemen her gün tartıştığımız bir konu olduğu için zaten benzer düşünceler içerisindeyiz. Fakat bir iki noktaya değinmek istiyorum. Bazen bizim viralliği tespit ettiğimiz ve bu paylaşımları yayan kitle ile bizi merakla takip eden kitlenin örtüşmediğini düşünüyorum. Bu iki kitleyi ortak bir zeminde, eleştirel düşünceyi yaygınlaştırarak buluşturmak zaten amacımız. “Bunu teyit etmeye gerek var mıydı?” şeklinde yorumlar aldıkça da daha almamız gereken çok yol var diye düşünüyorum. Çünkü gereklilik sorusunu soran insan belki o paylaşımın dolaştığı yankı fanuslarındaki insanların duygularına, düşüncelerine yabancı, aynı dili konuşmasına aynı ülkenin geçmişini paylaşmasına rağmen o ortama oldukça yabancı. Eleştirel düşünce bu noktada “merak” unsurunu harekete geçirmekle bir insanın etrafında olup bitene de meraklı olmasını sağlıyor. “Bu gerekli miydi?” diye sorulan tüm analizlerden birçok şey öğreniyor insanlar en nihayetinde içerisinde bulundukları hayata, çevreye dair.

Bu sorunun soruluşunun bir başka boyutu da politik güvensizlikler olabilir. Bizim hakkımızda yapılan sokak röportajını izlediğimizde insanların medyada üretim yapan hiçbir kurum ve organizasyonun yansız, tarafsız olamayacağını düşündüğünü gördük. Kendi politik görüşünün dışındaki (kendine karşı olarak konumlandırdığı tarafın) bir konuda yayınlanan analiz, o insanda “bak işte filancaya hizmet ediyor bunlar o yüzden böyle gereksiz şeylerle uğraşıyorlar tepki çekmemek için” diyor olabilir. Muhalefet, tüm toplumda yayılan hınç ve öfkenin bir yansıması olarak “onlara göre” iktidarı eleştirmediğimiz her an “bunlara gerek yok; gereksiz şeylerle uğraşıyorsunuz” diyecek. Bunu da oldukça normal görüyorum. Bizi takip eden ve kendini muhalif olarak gören insanların bizim bir haber sitesinden ne farkımız olduğunu anlamaları konusunda da bize görev düşüyor. Elimizden geldiğince eleştirel düşünceyi yayabilmekte başarılı olabilirsek ve teyit.org’u daha da iyi anlatabilirsek insanlara bunların da ortadan kalkacağını düşünüyorum bir noktada.

Sinan [Yazar]: Okuyucu iken benim de benzer şeyler düşündüğüm oluyordu, dolayısıyla “ya buna ne gerek vardı” diyenleri şahsen anlayabiliyorum. Bu, paylaşımına göre, hem Atakan’ın belirttiği gibi “bunlara inanan var mı” noktasından hem de Oktay’ın belirttiği gibi “bu doğru olsa ne olmasa ne” noktasından çıkıyor olabilir.

Birincisini sayıların direkt olarak çürüttüğünü düşünüyorum. İnanılması güç yalan haberler yeri geliyor yüz binlerce defa paylaşılıyor. Bunlar, nitelik olarak “önemli” olsa da olmasa da, teyit edildiğinde farklı yankı odalarına ulaşabildiği için uzun vadede insanlara eleştirel okumayı öğretme potansiyeli açısından değerli. Basitçe, ne kadar çok kişiye ulaşılırsa medya okuryazarlığı açısından pozitif sonuçlar görme olasılığı da o kadar artıyor.

İkinci olarak “ne gerek var”ın herhalde yüzde 90’ının siyaset dışı içerikler hakkında söylendiğini tahmin etmek çok cesurca olmaz. Bu denli kutuplaşmış bir ülkede, teyit.org gibi tarafsızlığı ve “hakemliği” geniş kitlelerce kabul edilebilen bir oluşumdan beklentiler de ne yazık ki iki taraftan birinin bir teyit.org içeriğini karşı tarafa gösterip “gördün mü, yalan söylemiş sizinkiler” diyebilmesi noktasında toplanabiliyor. Burada öncelikle birinciye verilen cevabın bunu kısmen karşıladığını düşünüyorum; viralleşme burada objektif bir kriter olarak önemli. Kısacası çok kişiye ulaşabiliyorsa, evet, “gerek var”. Ek olarak teyit.org’un bir doğrulama platformu olduğunu ve geleneksel medya araçlarından farklı olduğunu daha net vurgulamak gerekebilir. teyit.org bir Birgün değil, bir Sabah da değil. Amaç farkı haricinde ilgili platformların sahip olduğu hem sosyal hem maddi imkanlara da sahip değil. teyit.org’un muhabirleri yok. Sınırlı bir kadrosu var. Bir olay yeri inceleme ekibi de değil. Kaynakların bu derece kapalı olduğu, zaman zaman verinin dahi olmadığı bir ülkede bu tarz imkanlar ne yazık ki öne çıkabiliyor. Ülke siyasetine dokunan ve “ne gerek vardı” bariyerini aşan ihbarları, saydığım eksiklikler sebebiyle doğrulayamadığım birçok kez oldu. Belki biraz da teyit.org’un diğer medya araçlarından farkını ve fact-checking’in sınırlarını vurgulamamız gerekebilir.

Selin [Proje Asistanı]: Ben de Sinan’a ek olarak kullanıcı perspektifinden bakmak istiyorum biraz. Bana öyle geliyor ki kullanıcı verilen bilginin hayatında bir yere dokunmasını istiyor, bu bilgi hayatımda neyi değiştirdi sorusu var. Hepimiz aşinayızdır; ‘’hocam bu bilgi gerçek hayatta ne işimize yarayacak’’ sorusu öğrenim hayatımızda en sık duyduğumuz ya da bizim de zaman zaman sorduğumuz sorulardandı sanıyorum. Bilgiyle kurduğumuz ilişkide bir sorun olduğunu düşünüyorum açıkcası ve bunun da eğitim sistemimizdeki sorunlarla çok ilgisi var elbette. Bu tabii çok daha geniş ve uzun bir tartışmanın konusu olur.

Öte yandan bir de şu var, hangi politik görüşten olursa olsun Türkiye’deki insanların medyaya olan güvensizliği, sahte habere en çok maruz kalma gibi son yapılan araştırmalarda çıkan sonuçlar var. Dolayısıyla bu güvensizlik ve sürüsüne sahte haber içerisinde kullanıcıya göre çok daha önemli veya incelenmeye değer iddialar, haberler olabilir kendi yaşadığı fanusta ve evet ”şimdi bu çok mu önemliydi” diye bize sitem de edebilirler. Virallik ve yankı fanusu meselesi elbette önemli bu noktada. Virallik zaten elimizdeki en güçlü ve belki de tek nesnel ölçüt gibi görünüyor. Fakat yine de şunu bize vermeyebilir; yanlış olduğu ”bariz olan’’ kimi iddiaların çok paylaşım almış olması da onlara gerçekten inanıldığını gösterir mi, yoksa sadece dalga geçmek, eğlenmek için mi paylaşıyor insanlar? Her ne saikle yapılmış olursa olsun sonuçta sahte bir içeriğin yaygınlaşmasına sebep olunuyor. Dolayısıyla buradaki hassasiyeti anlıyor ve hak veriyorum size. Öte yandan teyit’in her yankı fanusunda gözü, kulağı olmalı, ki yapılan işi en değerli kılan şey bu gibi. Yoksa sadece bir grubu yanlışla ya da doğrula dur. Bunun adı fact-checking falan değil, bir çeşit propaganda olur. Dolayısıyla yapılan işin ‘fanustaki diyalogların’ sesinin duyurulması açısından da çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak teyit’in bir iddianın doğru ya da yanlış olduğunu araştırmanın yanında kullanıcıya bir fotoğrafa ya da bir videoya ”bakın buradan da bakabilirsinizi”, yani bir anlamda eleştirel bakış açısını kazandırmaya çalıştığının vurgusunu daha öne çıkarmalıyız belki de. Öyle iddialar vardır ki, ilk bakışta ”yahu bu ne saçmalık” diyebilir insanlar, ama sen o çok bariz doğru ya da yanlış olan videoyu, fotoğrafı o kadar farklı bir yerden ele alırsın ki iddia kullanıcı için zayıf, önemsiz ya da onun bulunduğu gruplar içerisinde paylaşılmıyor olsa dahi bambaşka bir perspektif sunarsın. Burada da perspektifin kendisi iddianın doğru mu yanlış mı olduğunun bilgisinden daha fazla bir anlam ifade eder. Dolayısıyla doğrulama yöntemlerimizde sürekli ve sürekli o farklı perspektiflerin peşinde olmamız, fanusların her birini ortada fanus kalmayana kadar birbirleriyle çarptırmaya devam etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Gülin: Herkesin yazdıklarını okuduktan sonra ilk olarak yapılması gereken şeyin yazamadığımız, yeterli delil olmadığı için sonlandıramadığımız analizleri “neden yapamadık?” şeklinde paylaşmak olduğunu düşünüyorum. Bunu belirli aralıklarla yapabiliriz, detaylarına karar veririz. Ama ilk olarak bize en çok ihbar gönderilen birkaç iddia üzerinden yazı hazırlanabilir. Önceden hazırladığım şöyle bir yazı vardı;

İlginizi Çekebilir:  Bu analizleri neden yayınlamadık?

Bunun gibi olabilir. Farklı vakalar bir yazı içerisinde ele alınabilir. Şeffaflık açısından da yine önemli bir konu. Hem bu sayede bir teyitçi bilgi edinme konusunda en çok nerelerde sorun yaşıyor bunu da görmüş oluruz. Ne dersiniz?

Sinan : Gayet iki fikir bence.

Alican: Bence de güzel bir fikir. Hatta aylık/iki aylık/dönemlik yazacağımız “yapamadıklarımız” yazıları herkes için normal bir analizin yanında daha da bilgilendirici olabilir. Okuyucular ulaşamadığımız bir kaynak hakkında bilgi edinmiş olurlar, hangi kaynaklara güvenilir, hangilerine güvenilmez noktasında da bizi okuyan herkesin kafasında bir şey canlanmış olur.

Şükrü Oktay: Bence de yapmalıyız. Haftalık olması iyi olur, her sonuçlandırılamayan vaka için belki birer paragraf, liste formatında.

Burak: Eleştirilere ve ekip içerisindeki düşüncelere baktığımda yaptığımız işin arka planını çok iyi aktaramadığımızı görüyorum. İnsanlar gündemdeki iddialara dair herhangi bir inceleme yapmadığımızı düşünüyor. Tabii okuyucuların bir kısmı bunu kendi politik yanlılıklarından dolayı görmüyor ya da görmek istemiyor olabilir, bu okuyucu kitlesinin de düşüncesini değiştirmeyi de başarabiliriz. teyit’in bir haber sitesi olmadığını, gazeteciliğin temel prensiplerinden biri olan doğrulama alanında çalıştığını daha iyi anlatmaya ihtiyacımız var gibi görünüyor. Bazı iddialar delil yetersizliği nedeniyle, bazıları açık kaynaklı veri yetersizliği ve delillerin erişilebilir olmaması sebebiyle bazıları da iddianın doğrulanabilir önermeler barındırmamasından kaynaklı doğrulanamıyor. Bazen bir iddia için günlerimizi harcıyoruz ancak sonuç alamadığımız için yayımlayamıyoruz. Kullanıcı açısından baktığımızda herhangi bir şey yapılmıyor gibi görünüyor. Bu nedenle incelediğimiz iddialara dair bulgularımızı belirli periyotlarla kullanıcılara taşımak hem bizim şeffaflığımızı güçlendirecek hem de kullanıcıların teyit’e dair şüphelerini gidermeye yardımcı olacaktır.

SONUÇ OLARAK; Bu tartışma ile teyit.org’un bir iddiayı inceleme sürecinde yaşadığı zorlukları kullanıcılara yeterli seviyede iletemediğimizi anladık. İncelediğimiz, ancak analiz halinde yayımlayamadığımız iddialara dair bulguları belli periyotlarla paylaşarak yaptığımız işin mutfağını daha açık bir şekilde okuyucuya açmaya karar verdik. Ayrıca bir analizin yazım sürecinde kullandığımız farklı teyit yöntemlerini de daha iyi göstermenin yollarını aramak gerektiği konusunda ortaklaşıldı.