Sahtelikler dünyasında gerçekleri bulmanın kusurlu hakikâti

2006 yazında Fidel Castro, hiç beklenmedik bir anda görevini geçici olarak erkek kardeşine devrettiğini açıkladı. Sonradan anlaşıldı ki aslında bağırsak ameliyatı olması gerekiyordu. Daha sonra devlet kanalında bir sunucu, her şeyin yolunda olduğuna dair Castro’ya atfedilen bir metni okudu. Fakat ortada ne Fidel’in iyileşmekte olduğunu gösteren bir fotoğraf ne de hasta yatağından yaptığı dokuz saatlik bir radyo konuşması vardı. Kıdemli Küba liderinin ölmüş olduğu dedikoduları hızla yayıldı. Ameliyattan iki hafta kadar geçtikten sonra Küba rejimi, üzerinde Adidas ceketi ve elinde 12 Ağustos 2006 tarihli Komünist Parti gazetesi Granma’yla sakallı liderin bir fotoğrafını yayımladı. Yaşıyordu, en azından o gün itibariyle. Fidel Castro teyit edilmişti.

Küba rejimi bir şeyler sezmişti. İnsanlar, Castro’nun hayatta ve iyi olduğu ifadelerine itimat etmemişlerdi. Böylece rejim, onlara reddetmesi güç bir kanıt sunmanın formülünü bulmuş oldu.

(Blake Kathryn, WIRED)

Bugün biz 2006’lardaki Kübalılar gibiyiz. Bizim örneğimizde hile her yerden fışkırıyor ve biz içinde boğuluyoruz. “Deepfake” videoları bir insanın bedenini bir başkasının yüzüyle birleştiriyor. Kullanımı oldukça basit yazılımlar, aslında hiçbir zaman ağzından çıkmayan sözleri söyler gözüken insanların ses ve videolarını üretebiliyor. Çok daha basitini mi arıyorsunuz? Sahte tıklar, sahte sosyal medya takipçileri, sahte istatistikler, sahte yorumlar… Kamuoyunu sarsmak ya da yönlendirmek üzere oluşturulmuş bir dizi bot, bir konunun çok ilgi çektiği izlenimini yaratabiliyor.

Çevrimiçi sahte bir gazete yaratmak ise işten bile değil. 5 Kasım 2016 tarihinde bir sahte haber gazetesi olan Denver Guardian’ın kurucusu Jestin Coler, Hillary Clinton’ın e-postalarını sızdırdığı düşünülen FBI ajanının “görünürde intihar-cinayet” sonrası evinde ölü bulunduğu “haberini” paylaştı. Coler, NPR’a verdiği bir demeçte “Her şey kurmacaydı: Şehir, insanlar, polis amiri, FBI ajanı…” dedi, “Bizim sosyal medyacılar eğlenmek için bunu Trump grupları ve Trump forumlarına düşürdüler ve büyük bir hızla yayıldı.” Bu uydurma hikaye 2016 seçiminden önce Facebook’ta viral oldu ve muhtemelen milyonlarca insana ulaştı. “Çok kolaydı,” demişti bir seferinde Coler bana.

Güvenilirlik göstergelerimizi yitirdik. Çevrimiçi çağdan önce, sahte haberler paylaşan bir gazete çıkarabilmeniz için tonla para saçmanız gerekirdi çünkü öteki türlü taklit olduğu sırıtacaktı. (Aslında Ocak ayında Yes Men isimli Trump karşıtı bir grup, Washington Post’un parodi baskısından 25 bin adet bastırmıştı. Bunu becerebilmeleri, işin içinde olan birinin gerçek Washington Post’a verdiği ifadelere göre 30 bin dolardan daha fazlaya mâl oldu.) Fakat Facebook’ta gezinirken, The Wall Street Journal’ı, sahte haber gazetesi Denver Guardian’dan ayıran çizgi çok ince. Yani tufaya gelmek çok kolay.

Bu bana, Castro’nun elinde gazetesiyle çekilmiş fotoğrafını hatırlatıyor. Basit fakat etkili bir doğrulama yöntemiydi. Bunun dijital denkliğini bulmak zorundayız; özellikle de belge, fotoğraf ve videolarının zaman ve mekanını teyit edeceğimiz ve şahsi kimlikleri doğrulayacağımız zaman. Göz korkutan bir görev; çünkü bu, donanım, yazılım ve protokoller geliştirmek demek. Süreci denetleyecek kuruluşlardan bahsetmiyorum bile.

Peki nasıl yapılacak? Bu işlem birine basılı bir gazetenin görselini (eğer bulabilirseniz tabii) göstermekten çok daha meşakkatli çünkü dijital veriler kolayca değiştirilebiliyor. Fakat bunu andıran taslaklar geliştirmek mümkün. Örneğin, The New York Times’ın bir fotoğrafın çekildiği aynı tarih ve saatte dijital yayımlanan ön sayfası, fotoğrafın ve meta verisinin “dijital işaretlemeleri”ni oluşturabilir. New York Times’ın o anki halini elimizde tutabileceğimiz bir sistem mesela, tabii “elimizde tutabileceğimiz” kısmı kriptografik dijital işaretlendirme tarafından yapılacak. Bu genel bir çerçeve ve üzerinde çalışılması gereken çok fazla detay olacak: özel donanımlı kamera, geo-lokasyonu yanıltılmaya karşı dirençli hale getiren bir yöntem, “… tarihinden önce çekildi” ibaresi gösteren bir araç (güvenilir zaman damgaları gibi var olan teknikleri kullanarak) vb. Blok zinciri veritabanları da -yine bunların içinde- teyit için kullanışlı olabilir.

Bu zamana kadar bir takım şahsi kimlikleri onaylama çabalarına tanık olduk. Mesela Facebook ve Twitter, hesabın kendisine ait olduğunu iddia eden birine mavi tık eklediğinde kullanıcılarına o hesaba güvenebileceklerini söylemiş oluyor. Fakat bu yazılımlar kusurlu ve kısıtlı.  Bu yazının yazıldığı sırada her iki şirket de onaylama yapmayı durdurmuş ve mavi tikleri dağıtmayı bırakmıştı (halihazırda mavi tikli olanlar hala duruyor).

Fakat ekili bir doğrulama sistemi, tüyler ürperten bir gerçeği de beraberinde getiriyor: Her doğrulama yöntemi gözetim altına alınma tehditi barındırıyor. Bu endişeyi dindirmenin yolları var. Kimlikleri koruyan ya da bahsi geçen bağlama yalnızca yetecek kadar bilgi veren programlar geliştirebiliriz ve tabii o kişi teyit edildikten sonra bunun doğruluğunu da ispat eden kanıtlar güvenli bir biçimde saklanabilmeli. Ayrıca doğrulamanın bir zorunluluk değil bir seçim olduğundan emin olmamız gerek.

Doğrulama çabalarının aleyhine konuşan insanlar, otoriter rejimlerin muhalifleri nasıl takip ettiklerini gündeme getiriyorlar. Bu endişenin geçerli bir nedeni var fakat muhalifler muhtemelen herkesten daha çok doğrulamaya ihtiyaç duyuyor. Dünyanın farklı yerlerinden muhaliflerle konuştuğumda, bana kimliklerini gizleyerek nasıl paylaşım yapabileceklerini çok nadiren sorduklarını fark ettim. Fakat sıklıkla paylaştıkları bilginin doğruluğunu nasıl ispat edebilecekleri sorusunu yöneltiyorlar. “Evet, bu fotoğrafı burada ve bu tarihte ben çektim.” Gerçekleri sahtelerinden ayırmak imkansız olduğunda, gerçekten doğru olanlar gücünü yitiriyor. Muhaliflerin suçu belgeleyen bir fotoğraf paylaşmaları, hayatlarını tehlikeye atmalarıyla sonuçlanıyor ve günün sonunda sadece akıp giden ve kasten ortaya atılmış yanıltıcı iddialarla karşı karşıya kalıyorlar: fotoğraf 10 sene önce çekilmişti, başka bir yerden çekilmişti, üzerinde oynanmış vs.

Gerçekçi gözüken taklitleri üretmenin pahalı ve zor olduğu bir dönemden ucuz ve kolay olduğu bir döneme geçiyoruz ve düsturumuz kaçınılmaz bir biçimde buna göre şekillenecek. Geçmişte, bir şey çürütülene kadar ona inanmak çoğunlukla bir anlam ifade ediyordu. Gelecekteyse karşımıza çıkan belirli bir bilgi veya iddianın sahte olduğunu varsaymak bir anlam ifade etmeye başlayacak. Elbette teyit edilmedikleri takdirde.

Eğer bu size John Perry Barlow’un fikirlerin “imtiyaz ve önyargı” olmaksızın dolaştığı dijital dünya tasavvurundan oldukça uzak, – şüphe uyandırıcı ve bürokratik bir dünya gibi geliyorsa alternatifi hatırlamak önemli: bir milyon epistemik topluluğa bölünmüş, doğruluğun doğası üzerine her biri ötekiyle savaşan bir toplum.

En temel gerçekliklerin doğası üzerinde bile uzlaşmaya varamazsak, gerçekten önem taşıyan tartışmaları yapmayı bekleyemeyiz.

Kaynak

The Wired, The Imperfect Truth About Finding Facts in a World of Fakes, Zeynep Tüfekçi

Çeviri: Kansu Ekin Tanca

Kapak görseli: Mohamed Riyad Saeed

Kaynak

The Wired, The Imperfect Truth About Finding Facts in a World of Fakes, Zeynep Tüfekçi

Çeviri: Kansu Ekin Tanca

Kapak görseli: Mohamed Riyad Saeed