Sahte haberlere spam e-postalar gibi yaklaşmak çözüm olabilir mi?

Bilgi ekosistemi çöktü. Siyasi söyleşiler Facebook, Youtube ve Twitter’da viral reklamcılık için oluşturulan altyapı üzerine gerçekleşiyor. Sosyal paylaşım hızı, önerme algoritmalarının gücü, sosyal ağların ölçeği ve medya manipülasyon teknolojisi sahte olayların, yarı gerçeklerin ve katışıksız yalanların cirit attığı bir ortam yarattı.

Bu gerçek bir süredir biliniyor. Gazeteciler ve araştırmacılar bu sorunları tanımlamak için son iki yıldır bir veri sözlüğü üzerinde çalışıyorlar: yanlış bilgi, kasten üretilmiş yanlış bilgi ve bilişimsel propaganda. Wired bünyesinde algoritmaların toplumu nasıl değiştirdiğine dair kongre oturumlarına başlandı. Google’daki filtre balonları, Twitter’daki etkileşimli sağlık ölçütleri, YouTube’da radikalleşme ve Facebook’ta görülen “koordineli sahte faaliyetler” hakkında sık sık konuşuluyor.

Şu sıralar kamuoyunun fikri bir değişimden geçiyor. İnsanlar, teknoloji şirketlerinin yalnızca tarafsız birimler olmadığını ve oluşturdukları algoritmalar üzerinden yayılan bilgilerden bir bakıma sorumlu olduklarını düşünmeye başladılar. Düzenleme mekanizmaları reklam açıklamaları, algoritmik denetim ve tekelleşmeyle mücadele dahil olmak üzere çeşitli çözümleri ele alıyor. Devlet destekli uzun süreli etki operasyonlarını saptama ve etkisiz hale getirme konusunda somut gelişmeler yaşandı. Bu operasyonlar bazı yönlerden kolay olduğu için Rus trol sayfalarına son verilirken Amerikalıların serbest konuşma özgürlüğüne zarar gelmedi.

O zamanlar ABD Temsilciler Meclisi Başkanı olan Nancy Pelosi’yi alkollü ve sersemlemiş bir halde gösteren sahte video milyonlarca kişi tarafından izlendi ve Facebook’ta on binlerce kullanıcı tarafından paylaşıldı. Bu konu ABD’de gerçekleştirilen 2016 seçimlerinde kendini gösteren “sahte haber” sorununu yeniden gündeme getirdi. Geçmişe bakıldığında söz konusu soruna ilişkin önemli bir ilerleme kaydedilmediği görülüyor.

Birçok kişi, sahte haberleri Rusya’nın etki operasyonlarıyla bağdaştırıyor. Çünkü, bilgi kargaşasının bu iki yönü, 2016 başkanlık seçimleri kampanyalarının ardından neredeyse eşzamanlı olarak kamuoyunun dikkatini çekti. Bununla birlikte ilgili sorunlar oldukça belirgin. Rusya operasyonu, kasten üretilmiş yanlış bilgi üzerine yürütülen devlet destekli bir kampanyaydı: kutuplaştırıcı propagandayı yaymak için sahte hesaplar üzerinden sosyal platformlar kullanıldı (ABD’de yandaş medyadan alınan birçok görselden faydalanıldı). Söz konusu içeriklerin yalnızca bir kısmı doğru değildi.

“Sahte haberler” aslında yanlış haberlerdi: ABD’deki insanlar tarafından ekonomik veya siyasi gerekçelerle kasten oluşturulan, yazılan ve paylaşılan veya bazı durumlarda yabancılar (örneğin Makedonlar) tarafından para karşılığında hazırlanan öykülerdi. Sahte haberlerin altında yatan nedenler değişkenlik gösterse de ürün aynıydı: kurmaca öyküler.

Araştırmacılar, sahte haberlerin 2016 seçimleri üzerindeki etkisini tartışmayı sürdürürken bu bilgilerin kullanıcılara erişme başarısı su götürmez bir gerçek. CBS News’te 2016 yılının Kasım ayında yayımlanan “Facebook’taki sahte içerik üreticisi, Trump’ın başkanlık seçimlerini kendisi sayesinde kazandığını iddia ediyor” başlıklı yazıda sahte içerik üreticisi Paul Horner’in çalışmalarından bahsediliyor. Horner’ın sürekli övündüğü erişim başarısı boş laf gibi görünse de sosyal platformlarda yaygın olarak dikkat çeken “asılsız haberleri” (bu nitelendirme bile artık yetersiz kalıyor) önde gelen siyasetçiler tarafından retweet edildi, Google Search’te yanlışlıkla gerçek haber olarak sınıflandırıldı ve kimi zaman da ana akım medyada yer buldu. Facebook CEO’su Mark Zuckerberg sahte haberlerin seçimi etkilediği düşüncesini “çılgınca” bulduğunu belirttiği halde bu fikrini değiştirdiğini gözler önüne serdi.

Bu sorun karşımıza yeni çıkmadıysa uzun süredir var olmasının sebebi nedir? “Sahte haberlerin” zorluklarını ve bağlamını gerçekten anlamak için 2016 yılının çığır açan olaylarına ve özellikle Facebook’un kesinlikle yanlış seçim yaptığı ve dezenformasyon araştırma gruplarında amiyane tabirle Conservativegate veya Trending Topicsgate olarak bilinen olaya geri dönmek önem taşıyor.

Trending Topicsgate, 2016 yılının Mayıs ayında meydana gelen ve büyük yankı bulan bir olaydı. Facebook bünyesinde “En Çok Konuşulan Konular” (Trending Topics) özelliğine yönelik çalışan bir içerik moderatörü, tasarım ve teknoloji web blogu olan Gizmodo’ya Facebook çalışanlarının muhafazakar haberlerin platformda yayılmasını engellediğini duyurdu.   

Bu konu siyasetçilerin ve akademisyenlerin büyük ilgisini çekerken Facebook söz konusu iddiaya hemen yanıt verdi. Facebook’ta “En Çok Konuşulan Konular” özelliğinden sorumlu ürün yöneticisi Tom Stocky, bu özelliğin nasıl işlediğini açıklayan bir gönderi paylaştı ve suçlamayı reddetti. Stocky açıklamasında “İsimsiz kişiler tarafından yapılan suçlamaların doğru olduğuna dair herhangi bir kanıt bulabilmiş değiliz” diyordu. Şirket, bu durumu ele almak üzere medyanın önde gelen muhafazakar isimlerini Menlo Park’ta bulunan kampüsüne davet etti. Amerikalı muhafazakar siyasi yorumcu Glenn Beck de davetliler arasındaydı. Beck, toplantıdan sonraki gün Medium’da “Facebook’un gereğine uygun davrandığına ve doğru adımı atmaya gayret ettiğine ikna olduğunu” belirten bir gönderi paylaştı.

Söz konusu siyasi eğilim iddiasını destekleyecek hiçbir kanıt yoktu. The New York Times, isim vermemek koşuluyla konuşan bazı Facebook çalışanlarının “algılanan güvenilirliğe dayalı ‘engelden’, yani yöneticilerin, ister sol görüşlü ister sağ görüşlü olsun, güvenilir veya kaynağını yeterli bulmadığı yazılardan, kişisel bir karar olsa da, uzak durulduğunu” ifade ettiklerini bildirdi. Diğer bir deyişle, saçma viral bilgiler paylaştığı gözlemlenen siteler, siyasi görüşlerine bakılmaksızın “Trending” kategorisinden çıkarıldı.

Bununla birlikte Facebook, doğrulanmamış bu suçlamaya, “En Çok Konuşulan Konular” bölümünde insan faktörüne tamamen son vererek yanıt verdi. Böylece taraflı editörlerin bu kategoriyi etkileme ihtimali ortadan kalkacaktı.

Yalnızca algoritmaların rol oynadığı bu geçiş tam anlamıyla bir faciaya neden oldu. Sürekli saçma haberler boy göstermeye başladı: Bu büyük değişimden iki gün sonra “Megyn Kelly, Fox haberlerden kovuldu!” en çok konuşulan konu başlığı olarak gösterildi. Buna rağmen Facebook çılgın trendler hakkında başka birçok yazıyı öne çıkararak “En Çok Konuşulan Konular” bölümünü iki yıl daha aktif tuttuktan sonra 2018 yılının Haziran ayında bu özelliğe son verdi. Facebook konuyla ilgili duyurusunda özelliğin tartışmalı geçmişine değinmedi. Şirket “Gelecek haber deneyimlerinin Facebook’ta önünü açmak için “en çok konuşulan konular” özelliğine yakında son veriyoruz.” ifadesinde bulundu.

Bugün Facebook’ta, bir dönüm noktası olarak nitelendirilen Gizmodo iddiasından ve iddia sonrası vuku bulan karışıklıklardan öğrenilenlerden üç yıl sonra kritik bir süreç daha yaşanıyor. CNN programı Anderson Cooper 360’ta Facebook’un Ürün Politikası ve Terörle Mücadele bölümünün Başkan Yardımcısı Monika Bickert’le gerçekleştirilen sekiz dakikalık söyleşi, sosyal ağların, Pelosi’nin üzerinde oynanmış videosunu nasıl ele alması gerektiği sorusunu gündeme getiriyor. Söyleşide Bickert şirketin videoyu yayımlamaya devam etme kararını açıklamaya çalışsa da ifadeleri baştan savma ve tutarsız görünüyor. Yaratıcısının muhalif bir devlet adamı veya bir spam sayfasının olmadığı sahte bilgiler üzerine bir politika belirlemek sorunlu bir süreç olduğu için platformlar bu konuyu nasıl ele alacaklarını hala belirlemeye çalışıyor. YouTube ilgili videoyu silmeyi tercih ederken Facebook konuyu oluruna bırakmayı ve “bilgilendirme” yaklaşımını (“sil, indirge, bilgilendir” sisteminde bulunan) sonuna kadar kullanmayı yeğledi. Aşırı yanlı içeriklerin sansür iddialarının devamlı hüküm sürdüğü siyasi bir mayın tarlasından farkı yok. Bu nedenle karşımıza son derece tepkili ve geçici çözümler çıkıyor. Aynı zamanda kurum dışı araştırmacılar neyin nasıl yayıldığını şeffaf bir biçimde pek göremiyorlar. Pelosi’nin gerçek konuşmalarından (doğruluğu teyit edilebilir) kesilerek oluşturulan videodan farklı olarak, tamamen yapay zekayla üretilen deepfake içeriklerinin artması bu sorunu yalnızca daha çetrefilli ve daha kaçınılmaz bir hale getirecek.

Tepkili ve geçici olmayan ve siyasi yanlılık suçlamalarıyla açmaza sürüklenmeyen çözümler geliştirebilir miyiz? Sahte haberleri bir dağıtım sorunu olarak ele almak, yani sahte haberlere daha çok istenmeyen bir e-posta gibi yaklaşmak çözüm olabilir. İstenmeyen e-posta, platformların halihazırda anladığı ve ilgilendiği bir konu. İnternetin ilk çıktığı dönemde sektör oyuncuları DNS kara listeleri gibi materyalleri hayatımıza dahil ettiler. The Spamhaus Project isimli bir kuruluş on yılı aşkın süredir istenmeyen e-posta engelleyicilerine ilişkin kayıtları derliyor. Önceleri, bir etki alanının düşük kaliteli olup olmadığını belirlemek için sinyal kullanımını önermek tartışmalı bir durum oluşturmuyordu. Tüm bilgileri insanların e-posta adreslerine doğrudan göndermenin anlamsız olduğuna dair bir görüş birliği vardı. Günümüzde, saçma bilgiler taşıdığı belli olan birçok e-postanın e-posta adresine ulaşması engelleniyor ve istenmeyen e-postaları gönderen tarafların serbest konuşma özgürlüğünün kısıtlanmasından kimse şikayetçi değil. Belirsiz içerikler, ayrı bir istenmeyen e-posta klasörüne yönlendiriliyor ve isteyen kullanıcılar buradan okuyabiliyor. İstenmeyen e-postaları pazarlama araçları olarak kullanan yasal şirketler cezalandırılıyor. Böylece örnek davranış göstermeye teşvik ediliyorlar.  

Dağıtım sürecini daha yakından incelemek, özgür ifade ve daha sağlıklı bir bilgi ekosistemi arasındaki dengeyi sağlar. Facebook’un Pelosi’nin videosu konusunda bir adım atmamasının doğru olup olmadığı tartışılırken geçmiş örneklerde olduğu gibi içerik üreticisinin yönettiği bazı sitelerdeki dağıtımı da koordine ettiği açıklık kazanıyor. Her şeyden önce söz konusu video bu kadar yayılmamalıydı. Yayıldıktan sonra ise platformda kullanıcıları daha fazla bilgi alabilecekleri bir yazıya yönlendirmek yerine videonun açık bir biçimde üzerinde oynanmış bir gönderi olduğu belirtilmeliydi. Ulusal güvenlik sorunlarını konu alan Lawfare isimli blogda yayımlanan bir yazıda konuyla ilgili güçlü ve etkili ifadeye yer verildi: “En ideal çözüm, içeriği yayından kaldırmadan onu alt seviyeye indirerek ve işaretleyerek daha agresif bir taktik uygulamak olabilir. Böylece Facebook örneğinden daha fazla yankı bulan bir mesaj gönderilebilir.”  

Başkalarının da ifade ettiği gibi kullanıcılar içeriği görmek istiyor ve taahhüde dayalı iş modellerine özgü olan problemler ele alınmıyor. Söz konusu sorunu çözmek için önemli ölçüde çaba sarf edilmesi gerekiyor. Gerilla pazarlama uzmanı ile etik davranmayan bir spam e-posta oluşturucusu arasındaki ayrım nedir? Kliktivizm nerede son bulur ve algoritmik oyun nerede başlar? Bunlar sektör tarafından kolaylıkla yanıtlanabilecek sorular değildir ve iş birliğine dayalı çözümler gerektirir. Fakat üç yıl geçti ve bu sorunla mücadele edilmesi gerekiyor. 2016 seçim kampanyasında sahte haberler yayıldığında eski ABD Başkanı Barack Obama’nın söylediği şu sözler aklı geliyor: “Gerçekleri ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu ciddiye almazsak önemli iddialar ile propaganda arasındaki ayrımı yapamazsak sorunların içinden çıkamayız.” 2020 yaklaşırken artık yeni adımlar atılması gerekiyor.

Kaynak

Wired, The return of fake news - and lessons from spam, 6 Mayıs 2019

Çeviri: Sonay Ün

Kapak görseli: The Irish Times

Bir sahte içeriği gerçeğinden ayırt etmenin yollarına, teyitçi gibi düşünebilmeyi sağlayan yöntemlere, doğrulama araçlarına, fact-checking dünyasından haberlere ve güncel gelişmelere yer verdiğimiz #teyitpedia yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.

Kaynak

Wired, The return of fake news - and lessons from spam, 6 Mayıs 2019

Çeviri: Sonay Ün

Kapak görseli: The Irish Times