Medya okuryazarlığınızı geliştirmek için takip etmeniz gereken 5 adım

Elbette, çoğumuz bir şeyi internette okumuş olmanın o şeyin doğru olduğu anlamına gelmediğini biliyoruz. Son zamanlarda da herkes gerçek haber gibi görünecek şekilde kasıtlı olarak düzenlenmiş aldatmacalardan, propagandadan ve kuyruklu yalanlardan, yani yalan haberlerden bahsediyor.

Başkan Donald Trump’ın bu terimi ana akım medyada yayımlanan, hemfikir olmadığı her şeyi ifade edecek şekilde yeniden tanımlamaya çalışması kafa karıştırıcı. Kıymetli ve düşünmeye teşvik eden bir yazı türü olan hiciv bile yanlışlıkla yalan haberlerle aynı kefeye konuyor veya olduğu gibi anlaşılıp haber zannediliyor.

Peki ya açıkça yalan veya hiciv olmayan haberler ne durumda? Meşru görünen ancak tam emin olamadıklarınız? Bütün karmaşayı eleyip bir makalenin, haberin, videonun veya blog gönderisinin ya da başka bir içeriğin kanıtlarla desteklenen ve güvenilir bir kaynaktan alınmış gerçek bilgileri yansıttığını nasıl anlarsınız?

Görünen o ki bu amaçla kullanılabilecek kesin sonuçlu bir test yok. Ancak birkaç basit soruyla, haber akışınızı tarayıp yaratıcı yazarlık hocanızı gururlandıracak bir yalan ağıyla mı; altında başka bir amaç yatan ve gerçek kanıtlarla desteklenmeyen bir yazıyla mı; yoksa açık, şeffaf ve gerçeği arayan yöntemlerle yazılmış bir araştırmacı gazetecilik ürünüyle mi karşı karşıya olduğunuz hakkında, bilgiye dayalı bir karar verebilirsiniz. Bu niyetle, Teen Vogue Rockefeller Arşiv Merkezi, Boston Halk Kütüphanesi ve John F. Kennedy Başkanlık Kütüphanesi ve Müzesi dahil olmak üzere kütüphane, müze ve arşivlerde çalışmış Rebecca Pitts’ten eleştirel düşünme, yalanların yayılmasıyla mücadele ve dünyanın düşünen yurttaşları olarak hayata katılmadaki toplu becerilerimizi şekillendiren bir sorumluluk olan medya okuryazarlığına yönelik bir rehber sunmasını istedi. Kendinize şu soruları sorun:

1) Haberi nereden buldunuz?

Haber veya video size bir başkası tarafından yönlendirildi mi? Arkadaşınız veya akrabanız sosyal medyada mı paylaştı? Gazeteci Andy Revkin Medium’daki yazısında şunları yazıyor: “Bilginin HAREKETİNİ izlemeye çalışın.” Sosyal medyadaki paylaşımlar doğası gereği bir haberin doğru veya yalan olmasını gerektirmez. Haberin ilk yayımlandığı yeri, kimin yazdığını, bir fikri desteklemek için sunulan kanıtları ve bu kanıtların güvenilir verilere ulaştırıp ulaştırmadığını bulmak için biraz daha derinlerde araştırma yapmanız gerekiyor.

Peki ya haberin ilk yayımlanma tarihi nedir? Eski haber mi, yeni bilgi olarak aktarılan eski bir yanlış haber mi? Konuşma özgürlüğü her türden içeriğin çevrimiçi ortamda yayılmasına izin veriyor ancak bu, tüm kaynakların yetkin olduğu anlamına gelmiyor. URL’yi de kontrol edin. Etki alanı ABC Haber Ajansı gibi saygın bir siteyi taklit etmeye mi çalışıyor? URL’nin sonunda .co görüyorsanız, bu muhtemelen sağlam bir kaynak değildir. Sitenin düzeni eski veya bir şekilde karışık görünüyor mu? Bu kesin bir kanıt olmasa da okuduklarınızın güvenilir olmadığına dair bir ipucudur.

2) Haberi gördüğünüzde verdiğiniz ilk tepki neydi?

Yalan veya ön yargılı, başka bir niyetle hazırlanmış haberler genellikle kışkırtmayı amaçlar.

Ne kadar üzülür, korkar veya hakkınızın korunduğunu hissederseniz habere tıklama olasılığınız da o kadar artar. WNYC’nin On the Media programının sunucularından ve yazı işleri müdürü Brooke Gladstone, Teen Vogue’la yaptığı görüşmede “başlıklar genelde içindeki hikayeyle uzaktan yakından ilgili olmadığından” başlıklardan fazlasını okumayı öneriyor.

Gladstone şunları ekliyor: “Bir haber sizi öfkelendiriyorsa, muhtemelen bu amaçla tasarlanmıştır. Şu veya bu nedenle yönlendirildiğinize dair bir işarettir.”

3) Kim nemalanıyor?

Sizin makaleyi okumanızdan kim kazanç sağlıyor? İlk olarak, haberi yayımlayan web sitesinin veya medya şirketinin adına bakın. Şirketin veya kuruluşun misyonunu bilmeseniz, bu bilgileri kolaylıkla bulabilir misiniz? Kuruluş veya şirket çok belirli ve dar bir gündemi destekliyor gibi görünüyor mu? Web sitesinin içinde nerede olduğunuza da dikkat edin. Gerçek bir haber sitesinde olup sponsorlu içeriğe baktığınızı fark etmemeniz oldukça kolaydır. Sponsorlu içerik otomatik olarak yalan haber değildir, elbette. Ancak satın alınmış ve ücretli içerik biçiminde reklam yapar. Saygın medya şirketleri reklam içeriği olarak bilinen bu içeriği işaretleyerek okuduğunuz içeriğin türünü açıkça belli eder.

4) Ön yargılarınızı gözden geçirdiniz mi?

New York City, Browning School kütüphanesinin müdürü Sarah Murphy öğrencilerinin neyi değil, nasıl düşünmeleri gerektiğine ilişkin bir eğitim olarak bir medya okuryazarlığı programı yürütüyor. Sarah’ya göre doğrulama sapmanızı (çn. Bir fikir hakkında olumlu görüş oluşturduktan sonra bu görüşle çelişecek bilgilere değer vermeme) kabul etmek yalanların yayılmasıyla mücadelede çok önemli bir ilk adım. “Onaylamadığınız her haber yalan haber olamaz” diyor Murphy. “Yazı, sizin bakış açınıza karşı olduğunda yanlışları görmek kolaydır” ancak yazı önceden kabul ettiğiniz görüşlerinizi destekliyorsa, bu yazıdaki yalanları göstermek çok daha zordur.

5) Diğer kaynaklara baktınız mı?

Çapraz referans çok önemlidir. Diğer yayınlar bu haberi nasıl aktarıyor? Saygın kaynaklar arasında genel bir fikir birliği var mı? Görüşme yapılan kişiyi ve kaynak olarak kullanılan kişiyi hesaba katmak gerekir. Bu kişi hikaye ile ilgili bir uzmanlığa sahip mi? Çeşitli bakış açıları göz önünde bulunduruluyor mu? Kandırılıp kandırılmadığınızdan emin değilseniz, diğer kaynaklara bakın. Okulunuzun kütüphanesinde ve halk kütüphanelerinde gerçek haber şampiyonları vardır. Kütüphaneciler kendilerini kayıtları, belgeleri ve yayımlanan çalışmaları çözümlemek için gereken becerilerle donatmaya adarlar. Harvard Kütüphanesi öğrencilerin iddiaları çapraz kontrolden geçirirken izleyebilecekleri adımların ana hatlarını belirleyen bir yalan haber, yanlış bilgi ve propaganda rehberi yayımladı. Bir kütüphaneciye sormak veya PolitiFact gibi güvenilir bir doğrulama sitesini ziyaret etmek de bu rehberin önerdiği adımlar arasında.

Brooke, konfor alanımızdan çıkıp zaman zaman, muhtemelen aynı fikirde olmayacağımız ve dünya görüşümüzü tehdit etme olasılığı olan bilgileri amaca yönelik bir şekilde aramaya teşvik ediyor. “Balonlarımızı patlatmak imkansız değilse bile, çok zor” diyor. “Ancak belki balonlarımızı biraz daha büyütmeye çalışabiliriz. Zaten sizi sarsabilecek, zorlayıcı bulduğunuz şeyleri sohbet konusu yapmak en zor şeylerden biridir.”

Doğru olmadığı açıkça belli olan bir şeyle karşılaştığınızda bunu yeniden paylaşmayın. Pew Araştırma Merkezi’nin çalışmasına göre Amerikalıların neredeyse yüzde yirmi beşi, bazen bilmeden çevrimiçi ortamda yalan haber paylaştıklarını kabul ediyor. Kendinizi tutun ve doğrulanmayan haberlerin viral haline gelmesini durdurun.

Kaynak: Rebbeca Pitts / Teen Vogue Çeviri: Emek Akman