Kuşaklararasılığa güzelleme

Alt ve üst kuşaklarla paylaşım ve etkileşimi sürdürmek, yalnız insani bir sorumluluk değil. Haber merkezlerinde kuşaklararasılık, gelenek ve değerler aktarılırken, yeni çağa uyum sağlayabilmek için de yaşamsal.   

2008’in ilk aylarında Kanal B’de haber merkezine girdiğim ilk günü bugün gibi hatırlıyorum. Yüksek tavanlı iki katın birleştirildiği, onlarca çalışanın sağda solda koşturduğu dev bir stüdyo. Bilinmeyenlerle, öğretilerle dolu bir deneyim.

Birkaç yıllık radyo tecrübesi sonrası, bildiğim her şeyi unutmuş gibiydim o gün. İlk ürkekliği elbette zamanla aşacaktım, ama beni çok daha fazlası bekliyordu. Gel zaman git zaman, deneyimli gazetecilerle birçok haberin üretiminde bulundum. Ne kapabilirim diye gözlerinin içine bakıyordum. Gerek tecrübelerini dinlemek, gerek bizatihi birlikte üretmek heyecan vericiydi. İlk zamanlarda tek taraflı olan bu bilgi akışı, zamanla karşılıklı etkileşime dönmeye başladı. 

Bugün “baby boomer” deyip geçtiğimiz ve meslekte usta olarak tanımladığım kişiler, bambaşka bir bakış açısı katıyordu ele aldığımız her hikayeye. Zamanla ben de tecrübe biriktirmeye başladım. Eskiden sadece dinlediğim ustalar, benle daha çok konuşmaya, paylaşmaya başladı. Onlar da benim içgörülerimden ve yeni medyaya merakımdan faydalanıyordu. 

Teyit’e başlayalı neredeyse bir yıl oldu. Buraya başladığım ilk günü de iyi hatırlıyorum. Daha tecrübeliydim artık ama ilk günün ürkekliği o zaman da vardı. Benimle yakın tarihlerde başlayan Nilgün’ün deneyimli bir gazeteci olduğunu biliyordum. Keza Atakan ve Gülin’in de hem doğrulama organizasyonları açısından Türkiye’deki en deneyimli kişi olmaları hem de öncesindeki gazetecilik deneyimleri aklımın bir köşesinde tuttuğum konulardı. Ekipte bana kıyasla çok daha genç ve daha yolun başında yazarlar ve stajyerler de vardı. Yeni bir macera başlıyordu.

Teyit’in birkaç yıldır süregelen iyi bir çalışma sistemi bulunuyordu. İletişimin açık olduğu ve her detayın konuşulabildiği bir ortam oluşturulmuştu. Çalışmaya başladıktan sonra zamanla ekibe yeni katılanlar oldu. Yeni yazarlar, yeni stajyerler geldi. Bir de üstüne bunca yıllık çalışma metodlarımızı hallaç pamuğu gibi atan ve yeniden düzenlememizi gerektiren pandemi yaşandı. Hepimiz için değişen bu düzende yanlış bilginin yayılımı devam etti. Eskiden bir haber merkezinde yaptığımız tartışmaları bugün Slack’ten, bazen de Zoom’dan yapar olduk. Hele ben ve Nilgün gibi Y kuşağının daha da alışkın olduğu yüz yüze görüşmelerin birden evrilmesi çok da kolay olmadı. Ama alıştık. 

Teknolojik dönüşüme adapte olmak: “Kuzum nasıl çalışıyordu bu?” 

Bu değişime daha kolay adapte olmamızı sağlayan da, biraz da görece genç çalışma arkadaşlarımız oldu. Yıllar önce kağıt kalemle planlayıp, aramızda konuşarak yaptığımız her iş, çevrimiçi araçlarla hallolmaya başladı. Aramızdaki etkileşim arttı. Yazarlar ve stajyerlerin dijital kabiliyetleri, bazı araçların kullanımındaki muazzam hızları takdire şayandı. Yanı sıra araştırmacılıktaki hevesleri, yanlış bilginin kökenlerine dair içgörüleri ve ekosistemin nasıl değişeceği üzerine akıl yürütmeleri de cabası.  

1975 yapımı Bizim Aile filminde, genç mühendislik öğrencisi, yılların ustası Yaşar karakterinden bir motorun çalışmasını anlayabilmek için yardım istiyor. 

Tüm bunları kendi potansiyelleri, dijital araçlara doğal hakimiyetleri ve bilgi dağarcıklarıyla yapıyorlardı. Ancak çorbada bir parça bizim de tuzumuz vardı. Jülide Gülizar’dan, Zafer Kiraz’dan, Mesut Ertugay’dan, İzzet Dağıstanlı’dan, Metin Kayıhan’dan ya da ismini saymayı unuttuğum üstatlardan edindiklerim ve kendi biriktirdiklerimi, genç yazarlarımıza da aktarmaya başladım. Kriz anında nasıl soğukkanlı olunacağını onlar benden, krizle baş etmek için yeni araçlar ve düşünce sistemlerinin nasıl işe koşulabileceğini ben onlardan öğrendim. Günün sonunda tüm bu kuşaklararası etkileşim, Teyit’in sosyal etkisini artırmak için önemli bir araç haline geldi.

Meslekte yolun başını biraz aşmış biri olarak benden daha deneyimli ya da deneyimsiz, genç ya da yaşlı herkesten bir şeyler kapmaya çalışıyorum. Karşılıklı bir öğrenme deneyimiyle birbirimizi değiştirerek ilerliyoruz. Ben benden bir adım geride olana el uzatıyorum, bir adım ilerde olana tutunmaya çalışıyorum. Teyit’e gelen ve benden 10-15 yaş küçük olan birinden o kadar çok yeni bilgi ve bakış açısı öğreniyorum ki, paha biçilemez bir deneyim bu. 

Elbette her neslin farklılıkları var, ancak biri diğerinden üstün değil. Aslolan birlikte çalışırken birbirimizi zenginleştirebilmek, en iyiye erişebilmek. Bir “boomer” ile bir “Z kuşağı” mensubu, güçlerini birleştirerek harika işler çıkarabililiyor.  

Duymuşsunuzdur, 100 Humans isimli bir program var. ABD’de yaşayan farklı yaş ve cinsiyetten 100 kişi, çeşitli yarışmalarla bir deneyin parçası olarak gözlem yapılmasına katkı sağlıyor. Bölümlerden birinde de bu 100 kişi farklı yaş aralıklarına bölündü ve çeşitli sınavlara tabi tutuldu. Fiziksel aktiviteden, mobilya montajına çeşit çeşit yarışmaya katıldı. Fiziksel aktivitede yirmili yaşlar elbette üstündü, ama akıl yürütme, bulmaca, kriz çözme gibi başlıklarda “ihtiyarlar” bambaşka sonuçlara gidiyordu. Yani yalnız Ajda Pekkan’ın dediği gibi her yaşın ayrı güzelliği değil, ayrı beceri ve erdemleri var… Mühim olan bazı bazı siyasi görüş, sınıf, etnik kimlik ya da toplumsal cinsiyet için geliştirdiğimiz ve içine hapsolabildiğimiz fanuslara, yaşı da eklememek; yenilik ve tecrübeyi cesaretle çarpıştırabilmek…

Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.