Kriz anlarında neden söylenti ve yanlış bilgi paylaşıyoruz?

Yanlış bilgi yaymak bazıları için telefon şakası gibi bir muziplik. Bazıları içinse beğeni ve takipçi kazanmaya yönelik narsist bir çaba. Diğer bir grup içinse insanların dikkatlerini siyasi amaçlar için gaspetmeye yönelik bir fırsat.

Kriz anında yanlış bilgileri kim üretiyor, yanlış fotoğrafları kim yayıyor? Bunu anlamak bize söylentilerle mücadele etmemizde ve daha güvenilir bir habercilik yapmamızda nasıl yardımcı olabilir?

Yardım etmek istiyorlar

İnsanlar daha önce, son dakika gelişmelerine asla bugün oldukları kadar kendilerini yakın hissetmediler. Yaşanan gelişmeler, sosyal medya akışlarında hassas fotoğraflar ve otomatik oynayan videolar ile sansürsüz ve ham olarak önümüze düşüyor. Bir tweet silsilesi ya da Facebook canlı yayını, silahlı çatışmanın, patlamanın veya depremin olduğu olay yerini anında ayağımıza getirebilir. Sonuç, bir yazarın da belirttiği gibi, “filizlenen bir çaresizlik hissi” olabilir.

Birçok kişi trajediyle karşı karşıya kaldığında yardımcı olmak ister.  Takipçilerine neler olduğunu anlatmak, önemli bilgiler ve hassas fotoğraflar paylaşarak sürmekte olan kaosu anlamdırmaya çalışmak isterler. Bazen bu gönderiler olaydan etkilenebilecek takipçilere güvenlik tavsiyeleriyle birlikte gönderilir. Mark Stempeck ilgili yazısında kriz anlarında insanların nasıl online olarak yardımlaşma içine girdiklerini daha detaylı anlatıyor.

Sahtekarlar bunu biliyorlar ve  insanların yardımcı olma isteklerinden beğeni ve paylaşımlar aracılığıyla faydalanmaya çalışıyorlar. Fakat, bilgiyi doğrulamadan, alelacele paylaşmak yarardan çok zarara yol açabilir.

yanlis-haberler

Dünyayı anlamak istiyorlar

Yanlış bilgi yayılımı konusundaki araştırmasında, Craig Silverman, Nicholas DiFonzo ve Parshant Bordia “söylenti” tanımını kullanıyorlar. DiFonzo ve Bordia söylentiyi  “belirsizlik, tehlike veya olası tehdit durumlarında ortaya çıkan ve insanların riski anlamalarını ve yönetmelerini sağlayan, doğrulanmamış ve araçsal olarak alakalı, dolaşımda olan bilgiler” şeklinde açıklıyor.

Son dakika gelişmeleri sırasında bilinmeyenler bilinenlerden daha fazladır.  Bu bilgi kıtlığında söylentiler ortaya çıkmaya başlar. Silverman’a göre “Söylentiler bilgilerdeki boşlukları doldurmamıza yardımcı olur ve tehlike ve belirsizlik durumlarında başa çıkma mekanizması veya tahliye vanası olarak görevi görür.”

Söylentiler sadece hikayelerdir ve hikayeler dünyayı anlamlandırmamızda motor görevi görür. Çoğu zaman insanlar söylentileri yaymakta aceleci davranırlar çünkü bu söylentiler onlara tutanacak bir şeyler verir, kafalarındaki hikayeyi doğrular ve dünya görüşlerinin yankılanmasını sağlar.

Ortak deneyimin bir parçası olmak istiyorlar

11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler’in yıkıldığını canlı yayında, yalnız başıma, kolilerin arasında izledim. Eşim ve ben, kimseyi tanımadığımız bir şehirde yeni daireye taşınmıştık.  Kendisi işteki ilk günündeyken ben evde kolileri boşaltıyordum. Olayın büyüklüğünü anlayınca sokağa koşup ankesörlü telefondan New York’ta yaşayan bütün tanıdıklarımı aramaya çalıştım fakat kimseye ulaşamadım.

Kriz ve faciaların yarattığı belirsizlik, üzüntü ve korkuyla karşılaşıldığında, insanların online bağlantı araması şaşırtıcı değildir. İnsanlar bu durumlarda hashtaglerin ve canlı yayınların çevresinde toplanırlar.  Bu paylaşılan anın bir parçası olmayı ve acılarının kendilerine yansıması için can atarlar. Bu durumlarda paylaşmak bir empati davranışı olabilir.

Çoğunlukla sahte olan, anıt fotoğraflarının hızla paylaşıldığını görürüz. Bunu ayrıca beraberlik hashtagleri ve görüntülerinde de görüyoruz.  Bu gibi durumlarda, yanlış bilginin yayılmasının nedeni içeriğin gönderdiği mesaj ve yarattığı bağdır. Bu tarz şartlarda, paylaşan kişi için bilginin doğru olması gerekmez, doğru hissettirmesi yeterlidir.

Duygu Ağlarına karşı Bilgi Ağları

Son dakika gelişmeleri sırasında söylenti ve yanlış bilgi paylaşanları şeytanlaştırmak kolaydır fakat gerçekte paylaşma dürtüsü daha karmaşık bir motivasyon ve duygu ağı tarafından harekete geçirilir.  Kasım 2015’teki Paris saldırılarının ardından, Kenyatta Cheese Twitter’dan “Yanlış bilginin yayılımı sosyal medyanın bir özelliğidir, bir arıza değil.” demiştir. Kendisinden açıklamasını istediğimde, “Belki insanların paylaşmak istediği bilgi değil de duygusal dürtülerdir. Belki, sosyal anlamda, sosyal medya artık bir bilgi ağı değil de duygu ağıdır.” dedi.

Son dakika gelişmeleri sırasında, bizi birbirimize bağlayan ağlar bilgi için oldukları kadar duygular için de varlar ve bu duygular, kriz ve afet zamanlarında, insanları doğru bilgiye ulaşmayı zorlaştıracak derecede romantik paylaşımlara yönlendiriyor. Cheese bu konuda blogunda “İnsanlar yanlış bilgi paylaşıyorlar çünkü daha çok bu bilginin insanlarda uyandırdığı duygunun peşindeler. Bunu bir haber kurumu yaparsa, bu kötü habercilik anlamına gelir.”

Sosyal ağların hem duygu hem bilgi ağı olarak işlemesi fikriyle ilgili problem, insanların paylaştıkları (duygular) ile karşılaştıklarının (gerçekler) birçok defa çelişki içerisinde bulunmasıdır. Ayrıca, kriz durumlarında, acil müdahele ekipleri, devlet ve basın güvenilir ve bazen hayat kurtarıcı bir bilgi için sosyal medyaya başvuruyor. Bu yüzden bu çelişki tehlike arz ediyor.

Kaynak: First Draft News / John Stearns Çeviri: Yusuf Tatlı