Kongo’da yayılan sahte haberler zorlu Ebola mücadelesini sekteye uğratıyor

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde görülen Ebola salgını, sahte haberlerle mücadele konusunda adeta doğal bir deney alanı. Çekişmeli cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ortasında ve bir çatışma bölgesinde baş gösteren salgının, komplo teorilerine ve siyasi manipülasyona zemin hazırladığı ifade ediliyor. Bu durum ne yazık ki Ebola hastalarının tedavisini ve virüse karşı yürütülen mücadeleyi aksatabilir. Kamu sağlığı yetkilileri, aslında yanıltma amacı gütmeden yayılan bu yanlış bilgilerle savaşmak için eşi benzeri görülmemiş bir çaba sarf ediyorlar. Ayrıca Ebolayla mücadeledeki başarının ya da başarısızlığın yanlış bilgi kaynaklarına bağlı olabileceğini belirtiyorlar.

30 Aralık 2018 tarihinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalif lider Felix Tshisekedi’nin galip geldiği 10 Ocak’ta Demokratik Kongo Cumhuriyeti seçim komisyonu tarafından açıklandıktan sonra tansiyonun yeniden yükselmesi bekleniyor. Yabancı gözlemciler ve Roma Katolik Kilisesi, diğer muhalif aday Martin Fayulu’nun daha fazla oy topladığını ifade ediyor. Fayulu’nun destekçileri de seçim sonuçlarına hile karıştığını öne sürüyor. Kongo’daki sağlık çalışanları ise çıkan söylentilerin ortamdaki belirsizliği artırdığının farkında.

New York’takiki Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu’nda Baş Danışman olan Carlos Navarro Colorado “Ekiplerime çoğunlukla iki salgınla mücadele ettiğimizi anlatıyorum: Ebola ve korku. Her şey bilgiye odaklı,” diyor. Ebola salgını ilk çıktığında UNICEF ve diğer örgütler, Demokratik Kongo Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın ihtiyacı doğrultusunda tek bir müdahale ekibi olmak amacıyla güçlerini birleştirdi. Bu ekip ayrıca, topluluk önderleri ve dini liderleri de bir araya getirerek toplantılar düzenleyip, yanlış bilgiyle savaşmak için yayın araçlarını ve sosyal medyayı yaygın bir şekilde kullandı. Hastalıkla mücadele edenler, kimi zaman faaliyetlerini daha şeffaf kılarak ülkedeki güveni artırmaya çalışıyor. Salgınlara yönelik Biyogüvenlik Acil Bakım Ünitesi (CUBE) olarak adlandırılan yeni biyogüvenlik çadırında, hasta yakınları Ebola hastalarını tedavileri süresince ziyaret edebiliyor.

2018 yılının Ağustos ayından bu yana resmi olarak doğrulanmış 600 vaka ve 343 ölümle beraber bu salgın, Batı Afrika’da beş yıl önce baş gösteren ve 11 binden fazla can alan büyük çaplı salgından sonra meydana gelen ikinci en büyük sağlık vakası niteliğinde. Diğer bir taraftan Kuzey Kivu şehrinde yıllardır hükümet karşıtı çatışmalar yaşanıyor ve bazı riskli bölgeler, silahlı isyancıların kontrolünde olduğu için bu bölgelere karayolu veya demiryolu üzerinden erişilemiyor. Salgın ise nüfusu neredeyse 700 bini bulan Butembo şehrinin de aralarında bulunduğu bazı şehir merkezlerine yayılmış durumda. Merck tarafından geliştirilen ve şimdiye dek yaklaşık 60 bin kişiye uygulanan deneysel bir aşı sayesinde virüsün yayılması muhtemelen yavaşlasa da henüz durdurulamadı.

Batı Afrika’da yayılan korku, halkı kliniklerden uzak tuttu. Yani, Ebola vakalarının yanı sıra kızamık ve sıtma gibi hastalıklar da tedavi edilemedi. Hükümetlere ve yardım görevlilerine karşı yüksek düzeyde bir güvensizlik vardı ve yaygın birçok söylenti hüküm sürüyordu. Bu durum şu anda Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kendini gösteriyor. 2018 yılının Eylül ayında muhalif siyasetçi Crispin Mbindule Mitono yerel bir radyoda Ebola virüsünün, salgının etkilediği en önemli şehirlerden biri olan “Beni’deki nüfusu yok etmek amacıyla” devlete ait bir laboratuvarda üretildiğini iddia etti. Başka bir söylenti ise Merck firmasına ait olan aşının aşı olan bireyleri kısırlaştırdığı yönündeydi. 26 Aralık 2018 tarihinde ulusal seçim komisyonu, Beni ve Butembo şehirlerini salgın nedeniyle seçim kapsamından çıkarma kararı aldı. Bu kararın ertesi günüyse protestolar sırasında bir Ebola inceleme merkezine saldırı düzenlendi.

Şeffaf bir biyogüvenlik çadırı olan CUBE, sağlık çalışanlarının, koruyucu ekipman kullanmadan Ebola hastalarını tedavi etmelerine imkan sağlıyor. ALIMA/ANNE-GAELLE BORG 

Muhalif kuruluşlar, komisyonun bu kararını kınadığı halde Ebola’ya karşı yürütülen mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini bildirdi. Sağlık yetkilileri bunu küçük, ama önemli bir zafer olarak değerlendirdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün İsviçre Cenova’da düzenlediği kampanyayı yöneten Michael Ryan, “Halkın zihninde Ebola’ya karşı önlem almayı genel siyaset gündeminden ayrı tutmayı başardık. Bu başarımızın faydalarını görüyoruz.” diyor. Ryan, hastalıkla mücadelede faaliyet gösteren çeşitli temsilcilikler için çalışmalar yapan sosyal bilimcilerin, elde ettikleri başarıda büyük rolü olduğunu düşünüyor. Bu grup, kuruluş ile halk arasındaki etkileşimi sağlayan yetkililerle beraber iş gücünün üçte birini oluşturuyor.  

Sosyal bilimcilerin bir rolü de virüsle ilgili bilgilerin yayıldığı sosyal ağları ortaya çıkarmak. Bununla beraber sosyal bilimciler, Cenevre merkezli Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) tarafından geliştirilen bir çevrimiçi panele aktarılan toplumun algıları hakkında bilgi topluyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinsasa’da bulunan Sağlık Bakanlığı’nın sözcüsü, Jessica Ilunga hükümetin, bazı gençleri ülkede sık kullanılan bir bilgi kanalı olan WhatsApp’ta dolaşan yanlış bilgileri bildirmekle görevlendirdiğini açıkladı.

Yerel radyolar aracılığıyla söylentiler çürütülüyor

Söylentiler ortaya çıktığında iletişim uzmanları, WhatsApp veya yerel radyo aracılığıyla bu söylentileri doğru bilgilerle çürütüyor. Burada yanlış bilginin tekrar edilmemesi önem taşıyor. Nitekim yapılan bir araştırmada, halkın yanlış haberleri “unutmasını” sağlamaya ve gerçeği öne çıkarmaya çalışmak en iyi yöntem. Ebola’dan sonra hayatta kalmayı başaran kişilerin sözlü desteği de yanlış bilgiyle olan mücadelede önemli rol oynuyor. Aralarından bazıları, duydukları minneti Ebola tedavi merkezlerinde gönüllü çalışarak gösteriyor.

Hastalıkla savaşan birimler aynı zamanda bilgi savaşını da kazandıklarına inanıyorlar. IFRC’de koordinatör olan Ombretta Baggio hasta olma riskiyle karşı karşıya gelen bireylere artık bir Ebola tedavi merkezinde çalışma fikrinin daha cazip geldiğini belirtiyor. UNICEF’in Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki temsilcisi olan Tajudeen Oyewale de bu salgında ilk kez kullanılan CUBE çadırlarının büyük faydası olduğunu ifade ediyor. Önceleri, Ebola tedavi merkezine gelen ziyaretçiler ile hastalar arasında belirli bir mesafe olmasına dikkat ediliyor veya ziyaret yasaklanıyordu. Senegalli bir kuruluş olan ALIMA tarafından tasarlanan ve dışarıdan müdahale etmeye yönelik girişleri bulunan şeffaf CUBE çadırıyla hastalar ve yakınları birbirlerini yakında görebiliyor ve görüşme yapabiliyor. Maliyeti 15.000 avro olan bu yeniden kullanılabilir üniteler sayesinde sağlık çalışanlarının, hareketlerini kısıtlayan ve yalnızca kısa bir süreliğine giyilebilen hantal koruyucu ekipmanları kullanmalarına gerek kalmadığı için hasta bakımı artık çok daha kolay.

Bölge halkı için Ebola tedavi merkezlerine ziyaretler düzenleniyor. Bu sayede merkezlerin yakınlarına, hasta annelerin çocuklarına yönelik kreşler kuruldu. Kuzey Kivu’da bulunan ambulanslar Ebola şüphesi taşıyan hastaları taşırken artık siren çalmıyor, çünkü Batı Afrika’da bu siren sesi hastayı şeytanileştirmekle eşdeğer olduğu için bu konuda özen gösteriliyor.

Hastaların organlarının çalındığı söylentilerine çözüm üretildi

Eboladan yaşamını kaybeden kişilerin gömülme süreci için de önemli adımlar atılıyor. Önceki Ebola salgınlarında kurbanlar çoğunlukla inceliksiz bir şekilde ve ışık geçirmeyen ceset torbalarının içinde gömülüyor ve bu esnada ölen kişinin yakınlarının ve arkadaşlarının katılımına izin verilmiyordu. Halkın bu konudaki artan öfkesi ve naaşlardan organların çalındığına dair ortaya atılan söylentiler sonucunda Batı Afrika genelinde gömme süreci, “güvenli ve saygın” bir biçimde gerçekleştirilmeye başlandı. Artık ölen kişinin ailelerine naaşı görme ve tören sırasında bulunma imkanı veriliyor. Bu son salgında kullanılan ceset torbaları şeffaf olduğu için aileler kaybettikleri yakınlarını son kez görebiliyor.

Birleşik Krallık’ta Oxford’da bulunan Anthrologica isimli bir danışmanlık firmasının direktörü olan antropolog Juliet Bedford bu konuda şunu ifade ediyor: “Batı Afrika’da aldığımız en önemli derslerden biri, geleneksel bir cenaze töreninin değiştirilmemesi gerektiği. Bize düşen tek görev, tüm koşulların tıbbi açıdan güvenli olmasını sağlamak.” Kimi zaman, koruyucu kıyafetler giyilmesi şartıyla naaşa dokunmaya bile izin veriliyor.

Kargaşanın artması halinde devreye sokulacak acil eylem planları bulunuyor. Ortak temsilcilikler salgının henüz yayılmadığı çevre bölgeleri, salgına karşı hazırlamış durumda. Kampanya direktörü Ryan, siyasi sorunların olumlu etkilerinin olabildiğini söylüyor: “Direnen topluluklar oldukça aktif. Bu kitlelerin negatif enerjilerini pozitif enerjiye dönüştürebilirseniz çok faydalı şeyler ortaya koyabilirsiniz. Önemli olan tek şey, onları nasıl yönlendireceğinizi bilmeniz.”

Kaynak

Sciencemag, Fighting Ebola is hard. In Congo, fake news makes it harder, Laura Spinney

Çeviri: Sonay Ün

Bir sahte içeriği gerçeğinden ayırt etmenin yollarına, teyitçi gibi düşünebilmeyi sağlayan yöntemlere, doğrulama araçlarına, fact-checking dünyasından haberlere ve güncel gelişmelere yer verdiğimiz #teyitpedia yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.

Kaynak

Sciencemag, Fighting Ebola is hard. In Congo, fake news makes it harder, Laura Spinney

Çeviri: Sonay Ün