Komplo teorilerinin paylaşıldığı çevrimiçi topluluklar tarikatları andırıyor

Son birkaç aydır radikal komplo teorilerini internetten takip eden insanların faaliyetlerini gerçek hayata taşımaya başladıklarına ilişkin haberlerde bir artış gözlemleniyor.

Haziran ayında QAnon ismiyle bilinen komplo teorisinin bir takipçisi, Nevada’daki Hoover Barajı köprüsünde silahlı eylem yapmak üzere trafiği durdurdu. Bir sonraki ay ise Cemex şirketinin gizlice çocuk kaçakçılığına yardım ettiğinden haberdar olduğunu iddia eden bir QAnon destekçisi, Cemex çimento fabrikasını işgal etmekten tutuklandı. Cemex hakkında ortaya atılan bu iddia Facebook gruplarında tartışılmış ve Twitter’ın güncel konuları arasına dahil edilmek istenmişti.

Bu sırada Hindistan’daki pedofillerle ilgili WhatsApp’ta dolaşan komplo teorileri cinayetlere neden oldu. “Magabomber” olarak adlandırılan Cesar Sayoc hakkında yapılan soruşturmalar, Sayoc’un komplocu Facebook gruplarına üye olduğunu ortaya çıkardı. Diğer taraftan Tree of Life isimli sinagogdaki saldırıyı gerçekleştiren zanlı ile adı “Pizzagate” skandalıyla anılan pizza zinciri Comet Ping Pong’un tetikçisi gündeme geldi. Maalesef bunlara benzer daha birçok vaka örnek verilebilir.

İlginizi Çekebilir:  PizzaGate ile ilgili bugüne dek ortaya atılan iddialar ve karşı argümanlar

Elbette saldırı eylemlerine karışan kişilerin sosyal medyayı da benzer biçimde kullanmaları beklenir. Aslında bir komplo teorisine inanan çoğu bireyin şiddet eğilimi yoktur; fakat saldırgan eylemlerde bulunan kişilerin sosyal medya profillerinde ortak bir şey bulmak mümkün: Bu kişilerin suça karışmadan önce komplo teorilerinin paylaşıldığı çevrimiçi gruplarda radikalleştikleri kanıtlanmış.

Eskiden, kullanıcıları belirli bir bilgi alanında kazara ağına düşüren filtre balonları konusunda endişe duyulurdu. Sosyal ağların kullanıldığı günümüzde ise bu balon genişledi: İnsanlar artık, kendi kitle iletişim araçlarını, gerçeklerini ve kurallarını uygulayan ve dış seslere bilfiil itibar etmeyen online toplulukların cazibesine kolaylıkla kapılabilir. Utah Valley Üniversitesi’nde Profesör olan C. Thi Nguyen, bu oluşumları yankı fanusları olarak ele alıyor ve şunu ifade ediyor: “Sizin gibi düşünmeyen insanları duymazsanız epistemik bir fanustasınızdır. Sizin gibi düşünmeyenlere güvenmemeniz bir yankı fanusu yaratır.”

Bu topluluklara dahil olup sonradan ayrılan kişiler, topluluklar hakkında bazı ortak yönlerden bahsediyor. Bu insanlar toplulukla ilk etkileşimlerinin çoğunlukla bir soruyla başladığını ve bir arama motoru üzerinden oldukça etkili bir içeriğe yönlendirildiklerini belirtiyorlar. İçerikle yakından ilgilendikten sonra daha fazla ayrıntıya ulaşıyorlar. Bir iki gruba katılıyorlar ve kısa sürede başka gruplara yönlendiriliyorlar. Eski arkadaşlarından uzaklaşan hedef bireyler, katıldıkları gruplarda yeni arkadaşlar ediniyorlar. Araştırdıkları konu hakkında birbirleriyle sürekli konuşuyor, gruplar oluşturuyor ve topluluklarına yeni üyeler dahil ediyorlar.

“Cahil biriyle tanıştığınızda ona bir uçağın ardından upuzun duman izleri bıraktığı YouTube videolarını gönderirsiniz ve ‘Gökyüzüne baksana, her şey ortada!’ gibi sözler sarf edersiniz” diyor kendini önceden Chemtrails ve İlluminati komplo teorilerine inanan biri olarak tanımlayan Stephanie Wittis. “Konunun detaylarına veya teknik tutarsızlıklara bile girmezsiniz. Karşınızdakine sadece makul, tutarlı ve aydınlatıcı, başka bir deyişle bilimsel gelen açıklamalar yaparsınız. Nihayetinde ise bu açıklamalarınızı düşünmeleri için onlara zaman tanırsınız.”

Bu davranış internet çağından önce insanları tarikatlara çekmek için uygulanan, kişiyi hedef olarak belirleyen ve ardından hedef kişinin dış dünyayla bağlantısını giderek kopartan taktiklere şaşırtıcı biçimde benziyor. Amerikan Devlet Kolejleri ve Üniversiteleri Birliği dijital kutuplaşma girişimi başkanı, Mike Caulfield “Bir kişiyi radikalleştirmenin en basit yolu gerçekle ilgili görüşünü kalıcı olarak çarpıtmaktır” diyor. “Sorun aslında sadece teyit yanlılığı değil…İnsanların alternatif gerçekliklere adım adım yaklaştıklarını görüyoruz. Bu kişiler o yola girmeden önce işe sorgulayarak başlıyorlar.”

Bu yol kişileri kapalı çevrimiçi topluluklara götürüyor. Bu topluluklarda ortak inanışlara bağlı olan üyelerin gerçek dünyayla bağlantı kurmaları pek mümkün olmuyor. Sayısı on binleri bulan QAnon topluluğu gibi gruplar buna örnek verilebilir. “QAnon gibi bir hareketin amacı nedir ve neden ileride, kontrol edilemeyen bir yangın gibi tanınacaktır? İnsanların, başkalarının henüz haberdar olmadığı önemli bir şeye bağlı hissetmelerini mi sağlamaktadır?” diyor kült topluluklar üzerine çalışan Rachel Bernstein ve ekliyor “Tüm tarikatların yaptığı, üyelerini özel hissettirmekte.”

Konuyla ilgili “daha fazla konuşmanın” temelde bu fikirlerle baş edebileceği düşüncesi, bu çevrimiçi ortamların dinamiğini yanlış anlamaya dayalı: Grubun tüm üyeleri, katışıksız olarak inanan topluluğun da bir parçası. Grubun her bir üyesine ulaşmak için bilginin çok uzağa iletilmesine gerek yok. Paylaşılanların tüm üyelerin ahlaki bakış açısına uygun olması, grubun dünya görüşüne güç katar.  Bu ortamda yaşanabilecek bir uyuşmazlık karşısında husumet doğabilir, aykırı üyenin sanal ortamdaki kişisel bilgileri detaylı olarak araştırılabilir ve o kişi taciz edilebilir. Bu topluluk içinde yüz yüze tartışma yapılmaz.

Günümüzde online radikalleşme, yıkıcı ve dikkat çekici birçok suçta rol oynadığı için online radikalleşmeyi anlama ihtiyacı aciliyet kazanıyor. Dijital araştırmacıların ve ürün tasarımcılarının, psikologların uyguladığı yeniden eğitme ve radikalleşmeden uzaklaştırma yöntemlerinden öğreneceği çok şey var. “İnsanlar bir harekete katıldıklarında aslında demek istedikleri şey birbirlerine kollektif bir biçimde bağlanma arzusu.” diyor Bernstein ve ekliyor;

“Başkalarının bilmediği gizli bilgilere yalnızca kendileri erişmek istiyorlar. Gizli bilgiler kendilerini koruduğu ve yetkilendirdiği için bu bilgilerin verdiği gücün, kendilerini kitlelerden ayrı kıldığına inanıyorlar. İçinde bulundukları grubu görmezden gelen toplumdan bir adım önde olduklarını sanıyorlar. Bu durum onlarda uyuşturucu hissi yaratıyor, yani sadece kendilerinin mutluluğu yakaladığını düşünüyorlar.”

Bu sağlam inanışla, topluluk üyeleri gerçekleri kendilerine göre düzeltmeyi alışkanlık haline getiriyor. Teyit girişimleri açısından sorun yaratan ve odaklanılması gereken nokta da bu. Facebook, yanlış bilgileri doğrulama sürecine tabi tuttuğunda araştırmacılar zannedilenin aksine, yanlış bilgilere inanan kullanıcıların ikiye katlandığını ve tartışma konusu olan gönderinin daha fazla paylaşıldığını tespit etmiş. Facebook’un tartışmalı bilgiyi sansürlemeye çalıştığı iddia edilerek kullanıcılarının o bilgiyi öğrenmelerinin engellendiği düşünülüyor.

YouTube da Facebook gibi yanlış bilgiyle mücadelesini sürdürmeye çalışıyor. YouTube, yakın zamanda, popüler komplo teorilerine ilişkin videolara, videodaki iddiaları çürüten Wikipedia sayfalarının bağlantılarını eklemeye başladı. YouTube’un CEO’su Susan Wojcicki Mart ayında WIRED’a yaptığı açıklamada, internet ortamında en çok tartışılan komplo teorilerini aydınlatan bağlantıları siteye eklediklerini ifade etti. (Belki de Wojcicki, bu küresel komplo destekçilerinin, Soykırım’la ilgili Wikipedia makalesini henüz okumadıkları varsayımıyla bu tip kararlar alıyor.) Araştırmacıların yıllar boyu süregelen açıklamalarına rağmen sosyal platformlar hala, oyunun dinamiklerini anlamıyormuş gibi hareket ediyor.

Bu durumda hangi adım işe yarıyor? Birebir yapılan müdahaleler ve güvenilir ağlarda bulunan kişilerin gönderdiği mesajlar mı? Aslında bu yöntemler radikalleşmenin önüne geçmede en etkili olanları. Uzmanlar, topluluklara doğru bilgileri aşılayarak veya radikalleşme sürecine vakit geçmeden müdahale etmeye çalışarak bireylerin radikalleşmesini önlemeye çalışıyorlar. Ancak bu durum, internet platformlarının öneri süreçlerini temel olarak değiştirmelerini ve bazı kullanıcıları görmek istedikleri şeylerden uzaklaştırarak başka bir şeye yönlendirmelerini gerektiriyor. Bu platformlar kendi arama motorlarını sorgulamalı ve belki de, belirli içerik kategorilerinin potansiyel zararlarına ilişkin kararlar almalı.

Önceleri, sosyal medya platformlarını bu zorlu değerlendirmeyi yapmaya iten unsurlar yalnızca halkın baskısı, hükümetin talepleri ve belirgin olarak kendini gösteren terörizmle ilgili radikalleşmeydi. YouTube, IŞİD gibi terör örgütlerinin şiddet içeren tehditleriyle başa çıkmak için “Project Redirect” adında bir programı devreye soktu. Bu programda IŞİD propagandasıyla ilgili arama yapan kullanıcılara, karşı kanalları öneren bir reklam sistemi kullanılıyordu.

Ne yazık ki radikalleşme süreci biraz daha belirsizleştiği için sosyal medya platformları bu stratejik hamleleri uygulama konusunda pek istekli olmuyor. Sosyal medyanın, kullanıcıları online yankı fanuslarına nasıl çektiğinin her geçen gün daha fazla farkına varıyoruz. Sayıları her geçen gün artan araştırmacı ve eski komplo teorisi destekçilerinin bu dinamikleri “tarikat” gibi terimler kullanarak açıkladıklarını görüyoruz. Buna ek olarak gün geçtikçe online radikalleşmenin, şiddet eylemlerinin temellerini oluşturduğunu görüyoruz. Toplumun temelini çürütmeyi ve bizi ayrıştırmayı hedefleyen sistemler yerine bizleri bir araya getirmeyi amaçlayan yöntemler tasarlandığında değişimin ötesine geçilmiş olacak.  

Kaynak

WIRED, Online Conspiracy Groups Are a Lot Like Cults, 13 Kasım 2018

Kapak Görseli: Maddie McGarvey, Bloomberg, Getty Images

Çeviri: Sonay Ün

Kaynak

WIRED, Online Conspiracy Groups Are a Lot Like Cults, 13 Kasım 2018

Kapak Görseli: Maddie McGarvey, Bloomberg, Getty Images

Çeviri: Sonay Ün