Karaköy’deki saldırıyla ilgili iddiaları neden incelemedik?

Geride bıraktığımız hafta Türkiye gündemini en çok meşgul eden konulardan biri, Karaköy’deki Selanik pasajının önünden geçtikleri sırada, karşı istikametten gelen bir kadının saldırısına uğrayan başörtülü genç kızlardı. 

Etrafında bolca iddia, haliyle yanlış bilgi oluşması ihtimaline karşı tetikte kaldığımız, yakından izlediğimiz bir konuydu. Ülkede kutuplaşmayı besleyen ana damarlardan birine dokunuyordu. Genç kızlar başörtülüydü ve saldırgan belirgin bir şekilde gençlerden birinin örtüsüne yöneliyordu. 

Öyle de oldu. Saldırıdan hemen sonra dolaşıma giren ikinci bir video, aynı saldırgan olduğu iddia edilen bir kişinin, Marmaray Sirkeci istasyonunda savurduğu küfürlere yaslanarak, saldırganın “şizofreni” hastası olduğunu öne sürüyordu. Bu iddia toplumun bir kesiminde ciddi karşılık bulurken, mağdurun tarafında pozisyonlandığını öne süren karşı kutup, İslamofobi’nin münferit bir ruhsal sorunla savuşturulamayacağını yineledi

Yayın ilkelerini yaşayarak öğrenmek 

Tek başına bu olay bile, Teyit’in var oluş amacı, yayıncılık ilkeleri ve standartlarını kavrayabilmek açısından, işteki ilk ayını henüz doldurmuş taze bir editör olarak bana çok şey öğretti.

Öncelikle olay etrafında oluşan iddialara göz gezdirdik. Bunlar temelde, saldırganın o esnada sarf ettiği iddia edilen ve İslamofobiyle yüklü galiz küfürler ile, yine saldırganın bunları hangi koşullar altında sarf ettiğine, yani akli dengesinin yerinde olup olmadığına odaklanıyordu. 

Saldırının ertesi günü İstanbul ekibimizden Erhan olay yerine gitti; tanıklarla konuştu ve orijinal kamera kayıtlarını aldı. Aynı anda bir psikiyatri uzmanından da görüş aldık. Olayla ilgili haberleri depoladık. Görüntüler sesli değildi ve görüntü kalitesi dudak okumaya izin vermiyordu. Psikiyatri uzmanı ise, tahmin ettiğimiz gibi, saldırının niteliği ruhsal bir sorunun varlığına işaret etse de, uzaktan şizofreni teşhisi konamayacağını söyledi. 

Süreç nasıl gelişti? 

Elimizde fazla bir şey yoktu, ama konunun şehvetine kapılmamak da zordu. İşte burada, Teyit’in epeyce detaylı ve kendi içinde de tutarlı olan yayıncılık ilkeleri, standartları ve varoluş amacını özetleyen metinlere sadakat yol gösterici oldu. Süreç aşağı yukarı şöyle gelişti:  

  • Konu yeterince yaygındı; binlerce tweet ve Facebook paylaşımı vardı. Özellikle kutuplaşmayı beslemesi tehdidi açısından önemliydi de. Yani bir analizi ele almak için gerekli iki ölçütü karşılıyordu. Diğer yandan konuya dair Teyit’e yalnızca bir ihbar gelmişti. 
  • A Haber, Takvim, Sabah gibi birçok gazete, tanık ifadelerine dayanarak saldırganın olay esnasında “Pis Müslümanlar. Tesettürünüzü de alın gidin. Ben Cumhuriyet kadınıyım, sizin burada yaşamaya hakkınız yok” diye bağırdığını öne sürdü. 
  • Olayın üzerinden fazla zaman geçmeden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu zanlının gözaltına alındığını açıkladı; ertesi gün de tutuklandığı haberini aldık. Sabah, zanlının ifadesinde saldırganın kendisi olmadığını öne sürdüğünü söyledi. Tutuklanma gerekçesinin de “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” olduğunu öğrendik
  • Hürriyet saldırgan olduğu iddia edilen zanlıların komşularıyla konuştuğu bir haber yayınladı ve zanlının ruh haline ilişkin bir portre çıkarmaya çalıştı. İfadeler Teyit’in öğrendikleriyle uyumluydu. 

Günün sonunda, araştırmaya devam edip etmeme konusunda bir karar almamız gerekiyordu. Olayla ilgili her iki iddiayı da – biri zanlının İslamofob bir saldırgan olduğu, diğeri ise “şizofren” olduğu için bu eyleme kalkıştığını öne sürüyordu – soruşturmamaya karar verdik. Çünkü… 

Teyitçilik ne değildir? 

Teyit olarak işimizi yaparken gündemi ıskalamamakla, şehvetine kapılmamak arasında bir denge tutturmak için büyük çaba harcıyoruz. Bu iddiaların üzerine gitmemeye karar verirken, şu ilkeleri hatırladık: 

  • Olayın niteliği, Teyit’in ne olmadığını anlattığı ilkelerle çelişiyordu: Bu ilkelerden ilki Teyit’in bir haber sitesi değil, bir doğrulama platformu olduğu idi. Olayın gerçekleşip gerçekleşmediği, zamanı, mekanı ya da gerçekleşme biçimiyle ilgili bir şüphe yoktu. Diğer iki iddia ise, yargıya taşınmış bir olay olması nedeniyle kapsama alanımız dışında kaldı. Çünkü Teyit’in “kara kitabına” göre,
    • adli vakalar, polisin takip etmesini gerektiren süreçler, toplanması yalnızca emniyetin yetki alanında olan deliller dikkate alınmaz,
    • yargılanma gerektiren, hüküm verilene kadar şüpheli kalacak olan, delilleri ancak mahkeme kararıyla toplanabilecek şüpheli haberler dikkate alınmazdı. 

Yani biz haber sitesi, polis ya da mahkeme olmadığımızı, kendimizi bunların yerine koymaktan kaçınacağımızı baştan ilan etmiştik. 

  • Delillerin niteliği, metodolojimizle çelişiyordu: Teyit şüpheli bilgileri incelerken delilleri belli bir hiyerarşiye göre dikkate alıyor; kişisel ifadelere, olası bir çıkar çatışması ya da mahalle baskısı nedeniyle, “kategorik bir şüpheyle” yaklaşılıyor. Bu olayda da saldırganın sarf ettiği iddia edilen sözler için tanık ifadeleri dışında hiçbir kayda ulaşamıyorduk. Ulaşsak da bu saldırının arkasındaki tek sebebin İslamofobi olduğunu açıklamaya yetmezdi. 
  • İddiaların içeriği, tıbbi bir tanının varlığı ya da yokluğu varsayımına dayanıyordu: Şizofreni tıp literatüründe tanımlı bir hastalık. Tek bir türü ve derecesi yok. Teşhisi de, tedavisi de ancak hekimlerce yapılabiliyor. Elimizde saldırgana şizofreni teşhisi konduğuna dair bir belge yok ve olsa da yayınlayamazdık. Herhangi bir ruhsal rahatsızlığın, belli bir olay özelinde cezai ehliyetten muafiyet sağlayıp sağlamayacağı ise, tam teşekküllü bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yapılan tetkiklerden sonra verilecek bir heyet raporunu, hakimin kabul edip etmemesine bağlı. Bu rapor, bir sorun tespit edildiyse bile, bunun sanığın işlediği fiilin sonuçlarını hesaplama yetisi üzerine etkisi özelinde değerlendiriliyor. Bu değerlendirme sonucu, ceza indirimsiz olarak da verilebilir, indirim de yapılabilir, cezasızlığa da hükmedilebilir. (Siz siz olun, “raporum var” deyip suç işlemeyin) Haliyle bu iddia, bir masa başı araştırmasıyla ne kanıtlanabilir ne de çürütülebilirdi. 

İlkelere bağlılık iradesi olayın çekiciliğine baskın çıktı. Burada bazılarını bir örnek üzerinden gösterdiğimiz yayın ilkelerimizi daha zenginleştirip tek bir dokümanda toplamak için bir süredir çalışıyoruz. Yakında internet sitemizde yayında olacak. Lakin bu olay da gösterdi ki, ilkeler en iyi yaşayarak öğreniliyor. 

Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.