#SalgınVar yayında: Kara Kutu gibi bir kitabı neden kendimize dert ettik?

Hepimiz, hayatımızda en az bir kez, sağlığımızla ilgili sorun yaşadığımızda Google’a başvurmuşuzdur. Birkaç sayfa sonra kanser olduğumuzu düşünmemize neden olacak sonuçlarla karşılaşma ihtimalimize rağmen bunu yapmaktan vazgeçemiyoruz. Platformların karşımıza çıkanları iyi filtrelememesi sorunun bir boyutu; diğer boyutu ise bilgi ekosistemini kirletenler. Belki gerçekten sağlıkla alakadar dezenformasyona inandığı için, belki de başka çıkarları olduğu için yanlış bilgi yayanlarla sık sık karşılaşıyoruz. 

Benzer sorunları, yeni koronavirüs (Covid-19) salgınında da gördük. Yanlış bilginin insan hayatını riske atabileceğini, doğru bilginin yaşamsallığını bu salgında bizzat deneyimliyoruz. Tam da bu hisler ve niyetle üç ay önce bir çalışma başlattık: #SalgınVar. 

Teyit olarak sağlıkla ilgili internette karşılaştığımız yanlış bilgilerle uzun süredir mücadele etmeye çalışıyoruz. Çevrimiçi araştırmalardan bir kitaba, yani çevrimdışı alanda yer alan Kara Kutu: Yüzleşme Vakti’ne sıçrama fikri nereden çıktı derseniz, elimizde şöyle bir yanıt var: Sağlık alanında bir bilginin “gerçek” hayattan “çevrimiçi” alana sıçraması işten değil. Tersi ise daha da alışılagelmiş. Özellikle modern tıbbı mercek altına aldığını iddia eden bir kitabın, internetteki bilgilerden “esinlenmesi” ve bunları tekrar internet ortamına zerk etmesi epey mümkündü. Salgın Var çalışmasını başlatma fikrinin tohumları da böyle atıldı. Kitabın piyasaya çıkacağının duyurulması işaret fişeğimiz oldu.

Rutin içerik taramalarımız sırasında Soner Yalçın’ın modern tıbbı, aşıları, ilaç sektörünü incelemeye alacağı bir kitap yazdığını gördüm. Radarlarımızın özellikle halk sağlığını ilgilendiren konularda açık olduğunun altını çizmem gerek. Kitabın yayımından sonra, Teyit editörlerinden Ali Osman Arabacı’yla bir araya geldik ve kitabı bölüşerek dikkatlice okuduk. Şüpheli birçok noktayla karşılaştık. Kaynakların karışıklığı, aşırı keskin iddialar ve çok daha fazlası. 

Neden bu yola çıktık? 

Okumamızı tamamladıktan ve Yalçın’ın katıldığı programları izledikten sonra, şüpheli 200 kadar içeriği bir tabloda kategorize ettik. Kendini belli eden en bariz kategori elbette aşılardı, ama diğer konuların da ele alınması şarttı. Alanın uzmanı olmadığımızı bilerek, temkinimizi koruduk. Yalçın’ın da alanda uzmanlığı olmadığı vakiydi. Ancak onun aynı temkini korumadığını, ortaya attığı iddiaları incelemeye başladığımızda görecektik. 

Aslında bizim için önemli olan, yanlış bilgiyi üreten kişinin kendisi değil, verebileceği olası zararlardı. Tedirgin edici olan ise, iddiaların çokca alıcısı çıkması ve kafa karışıklığına yol açabilme ihtimaliydi. Yanlış bilgi, söz konusu sağlık olduğunda yalnız bireylerin hayatını etkilemiyor; doktorlara, modern tıbba ve sağlık sistemine güveni sarsacak yapısal sorunlara da neden olabiliyor. Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu’nun Türkiye’de toplumsal ağları inceledikleri araştırmalarında sorulan, insanların hem birbirlerine, hem de kurumlara karşı güvensizliğini yansıtan en önemli soru bana kalırsa şuydu: “Genel olarak, eğer ellerine fırsat geçse çoğu insan sizden faydalanmaya mı, yoksa size karşı adil davranmaya mı çalışır?” İnsanların neredeyse yüzde 70’i ilk seçeneğe yönelmişti. Aynı çalışmadaki “Ciddi bir hastalık durumunda size bakması için öncelikle kime veya nereye başvururdunuz?” sorusunda ise, katılımcıların yüzde 63’ünden fazlası, kamu kurumları yerine aile üyesi ya da yakın arkadaşları seçmişti. 

Farklı ülkelerde yapılan benzer çalışmaların neredeyse hepsi, sağlıkla ilgili bilgi ekosisteminin temizlenmesi gerekliliğini ortaya koyuyor. Yani doktorlara ve sağlık kurumlarına güvensizlik, genel durumla el ele ilerliyor.

Yanlış bilgi salgını olarak tanımlanabilecek “dezenfomedik”le (misinfomedic) mücadelenin aciliyeti bu nedenle aşikar. “Salgın Var” çalışmasının asıl amacı, kitapta tabağımıza bir bütünün parçalarıymış gibi konan, ama aslında uzun süredir dolaşımda olan yanlış bilgiler, safsatalar ve komplo teorilerinin peşine düşmekti. Bu da çalışmayı daha zamansız ve etkili kılıyor.

Metotsuzluğa karşı metotla mücadele 

Peki bu nasıl olacaktı? Nature’da yayınlanan ve bilim inkarcılığıyla mücadelede neler yapılabileceğini içeren bir makale, sorunun birinci nedeni olarak doğru bilgiyi yayabilecek olanların hızlı reaksiyon alamamasını gösteriyordu. Uzmanlar ve bilgiye ihtiyacı olanlar arasında aracılık etmeli, bilimsel çalışmaları anlaşılır kılmalıydık. Çalışmada yer alan altmıştan fazla yazının tamamında bu gayretin izleri var. Dahası teyitçiler için sağlık iddialarını incelemek kolay da değil. Hiçbirimiz tıp, ya da genel olarak sağlık alanının uzmanı değiliz. Uzmanlarla, böyle durumların yarattığı karmaşayı çözebilmek için de iletişime geçtik. Onlar da desteğini esirgemedi. Yine de kaygı verici anlar yaşadık. Uzmanlarla iletişimin sürekliliği, onların vakit ayırabilmelerini sağlamak, zamanında cevap alabilmek zor oldu. 

Kitapta yığınla yanlış bilgi arasına serpiştirilmiş bir iki doğruyu öne çıkararak yanlışı kabullendirmek yoluna sıklıkla başvurulduğu bir gerçekti. Bizim silahımız ise bu orijinal olmayan ve yazarın özgün fikirlerine dayanmayan iddiaları, tek tek incelemek olacaktı. Tersinden, doğruların arasına sıkışmış yanlışları göstererek çelişkilerden bir bütünlük oluşturulamayacağını da söylemek istedik. Yine bütünün içerisinden bir anlatıyı kişilerin dilediği gibi kullanmalarının zararlarından bahsederek, asıl bütünü ortaya koymaya da çalıştık. Yürüttüğümüz kampanya ve araştırma, tam da bu yüzden, daha genel bir tehdidi bertaraf edebilmek üzerine kuruluydu. 

İlk kez bir kitabı enine boyuna inceleme şansı edindiğimiz Salgın Var çalışması her adımıyla öğreticiydi. Ekipçe kampanyayı örgütlemeye çalışmak, kampanyaya özgü bültenler hazırlamak, bültenlere ve içeriklere özgü görseller tasarlamak, bağımsız yazarlar ve uzmanlarla çalışmak, bilimsel makale okuma pratiği geliştirmek, halk sağlığı konusunun titizliğini gözlemlemek gibi meşakkatli bir süreçten geçtik. Bütün bunlar Teyit ekibinin uzun uğraşlarıyla mümkün oldu. Çalışmayı dinamize eden ve sürece inancımızı pekiştirense, destekçilerimizdi. Çalışmayla ilgili en az bizim kadar hevesli tüm destekçilerimize bir kez daha teşekkür etmek gerekiyor. 

Soner Yalçın’ın Kara Kutu: Yüzleşme Vakti’ni odağına alan Salgın Var çalışmamız, bilimsel kanıtlardan yoksun ve korku gibi güçlü duygulara seslenen iddialara karşı umarım yol gösterici bir rehber olur.

İlginizi Çekebilir:  #SalgınVar süreci: yaşadıklarım öğrendiklerim tavsiyelerim

Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.