Kapana kısılanlar: Komplo teorilerinin kurbanları konuşuyor #1

Komplo teorisyenlerinin söyledikleri yalanların hedefi halindekilerin başına ne geliyor? The Guardian, söylenen yalanlar yüzünden hayatları mahvolan beş mağdurla görüştü.

Yakın zamanda gerçekleştirilen bir çalışmaya göre ABD halkının yarısı, en az bir komplo teorisine inanıyor. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian

Komplo teorileri önceleri, zararsız ve garip kişilerin tuhaf açıklamaları olarak görülürdü. Ne var ki artık günümüzde öyle değil. Roswell’de yaşanan UFO vakası, aya ayak basıldığının aldatmaca olduğuna ilişkin acayip teoriler veya Kennedy suikastinde çimenli bir tepede bir suikastçının daha bulunduğuna ilişkin teoriler uzakta kaldı. Bugünkü komplo teorileri ise siyasi silahlara dönüştü. Sosyal medya nedeniyle gücüne güç katan bu teoriler inanılmaz bir hızla yayılıyor ve hedefteki kişi ölüm tehditleri bile alabiliyor.

Oluşturulan komplo teorileri sahte haberlerle beraber toplumun gerçeğe olan güvenini hiçe sayıyor. En kötüsü de demokrasinin temeli olan gerçeğe ortak bağlılık duygusuna zarar vererek demokrasi için büyük bir tehdit oluşturuyor.

Komplo teorilerinin erişim düzeyi ve boyutu oldukça çarpıcı. Chicago Üniversitesi’nin 2014 yılında gerçekleştirdiği bir çalışmada ABD halkının yarısının en az bir komplo teorisine inandığı belirlendi. 2018 yılının Kasım ayında tekrar edilen bu araştırmada oran yüzde 61’e yükselmişti. Buna benzer bir bulgu, Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir çalışmada da ortaya çıktı: Britanyalılar arasında yanlış anlatılara inananların oranı yüzde 60’tı.

Bu eğilim, alternatif sağ görüşlü 4chan gibi pek tanınmayan online forumlarda başladı. Medya girişimcileri kısa sürede bu durumdan para kazanıldığını fark etti. Bunun en bilinen örneği, milyonlarca kullanıcısını akıllara zarar komplo teorileriyle (11 Eylül  ABD hükümeti tarafından planlandı; hava durumuna federaller müdahale ediyor) etkileyen Infowars isimli internet sitesinin sahibi Alex Jones’tu.

Peki, baş komplo teorisyeninin bugün Beyaz Saray’da bulunmasına ne demeli? ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk siyasi söylemleri, Barack Obama’nın ABD’li olmadığı, Kenya’da doğduğu yalanına dayanıyor. Trump’ın teorileri iklim değişikliği inkarcılığı, seçimlerde büyük bir sahtekarlık yapıldığına ve aşıların çocuklarda otizme neden olabileceğine dair iddialarıyla devam ediyor.

Bu tartışmalı durum dalga dalga yayılırken insanların ödediği bedel gözardı ediliyor. Söylenen yalanların hedefi haline gelenlerin ödedikleri bedel ne? Bu kişiler kendilerini nasıl savunuyorlar?

The Guardian, yaşadıkları acı deneyimlerinden bahsetmeye hazır beş kişiyle görüştü. Bunlardan ilki, Massachusetts eyaletinde yaşayan ve öyküsünü ilk kez The Guardian’a anlatan Marcel Fontaine isimli bir genç.

Marcel Fontaine: Yanlışlıkla Parkland saldırganı olarak suçlandı

Marcel Fontaine, 2018 yılının Sevgililer Günü’nde izinliydi. Önceki gün çift vardiya çalıştığı için öğleden sonra geç saatlere kadar uyudu. Güne mutlu başladı. Düzenli bir ilişkisi vardı ve yerel bir konser salonundaki işini seviyordu. Hayatı yolunda gidiyordu.

Marcel Fontaine kendisini, “queer ve otizmli bir komünist” olarak tanımlıyor. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian

Fontaine uykudayken ABD tarihinin en korkunç lise saldırısı yaşanmıştı. 19 yaşında bir genç, yarı otomatik AR-15 tüfeğiyle Florida eyaletinin Parkland şehrinde bulunan Marjory Stoneman Douglas Lisesi’ne girdi ve etrafa ateş açtı. On yedi kişi hayatını kaybederken kablolu televizyonu veya radyosu bile olmayan Fontaine’in bu trajediden haberi yoktu.

Fontaine, bu olayın ardından bir arkadaşından mesaj aldı. İnternette fotoğrafı dolaşıyordu ve korkunç Florida saldırısını gerçekleştirmekle suçlanıyordu.

Yapılan suçlamalar karşısında şaşkınlık içindeydi. Ne saldırısı? Nerede? Massachusetts’te yaşayan Fontaine, olay yerinden neredeyse 2 bin 500 kilometre uzaktaydı. Yani bulunduğu yer ile Parkland arası dört saatlik uçuş mesafesindeydi. Florida’ya yalnızca bir kere, küçük bir çocukken Mickey Mouse’u görmek için gitmişti.

25 yaşındaki Fontaine kendisini Twiter’da “korku filmlerinden ve metal müzikten hoşlanan queer ve otizmli komünist” olarak tanımlıyor. Küçükken otizm teşhisi konulan Fontaine yıllardır anksiyete ve kekeleme rahatsızlıklarıyla savaşmış. Stres düzeyi arttığında ellerini kuş gibi savuruyor.

Özetlemek gerekirse Fontaine, bir karıncaya bile zarar vermeyen, sol görüşlü nazik bir insan. Maalesef bu da onu, alternatif sağ görüşlü aktivistlerin ve diğer radikallerin sık kullandığı anonim mesaj forumu 4chan’in sadistçe saçmalıklarına uygun bir kurban haline getiriyor.

Parkland saldırısından birkaç gün önce, Fontaine’in üzerine parti şapkası takmış Marx, Lenin, Mao ve diğer komünist liderlerin bulunduğu bir tişört giydiği fotoğrafı Instagram sayfasından kopyalanmış ve anonim bir kullanıcı tarafından 4chan’de yayımlanmıştı. Gönderide “solcu bir budala” olarak nitelendirilen Fontaine ile alay ediliyordu. Aslında Fontaine’in giydiği tişörtte “Komünist Parti”ye esprili bir biçimde yaklaşılmıştı.

4chan’in komplo balonundaki bu hareket, Fontaine’i Parkland tetikçisi olarak suçlama girişimi öncesinde atılan küçük bir adımdı. Bu görsel katliamın ardından iki saat içinde ilan panosunda yeniden, fakat farklı bir başlıkla yayımlandı: “Florida Tetikçisi Bir Komünist!”

Marcel Fontaine, Parkland tetikçisi olarak suçlandığını gördüğünde dehşete kapıldı. Yaşamı altüst oldu. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian

Ardından Alex Jones’a ait olan komplo teorisi sitesi Infowars bu yanlış bilgi karmaşasına dahil oldu. Sitenin “muhabiri” Fontaine’in fotoğrafını 4chan’den alarak ve haberi doğrulama girişiminde bile bulunmadan ana sayfada şu ifadeyle yayımladı: “Tetikçi bir komünist. Zanlının, iddia edilen fotoğrafta komünizmi yansıtan kıyafetler giydiği görülüyor.” Bu yanlış söylenti Miami’den Pekin’e hızla yayıldı.

Fontaine olanlardan dolayı dehşete kapılmıştı.

Alex Jones’un takipçilerini iyi biliyordum. Jones’un ağzından çıkan her söze inanan, radikal ve aşırı uç kişilerdi ve bunların çoğu ateşli silah kullanıyordu. Hayatımın risk altında olduğunun farkındaydım.

Fontaine, o gece Facebook üzerinden ilk ölüm tehditlerini aldı: “Hey komünist, umarım döner kanatlı bir uçaktan aşağı atılırsın!” Başka bir tehditte ise Fontaine’in çalıştığı konser salonundan bahsediliyordu. “Nerede çalıştığımı, ne iş yaptığımı biliyorlardı. Bunu öğrendiğimde çok korktum” diyor Fontaine.

Ölüm tehditleri ve otizm, Fontaine’in sağlık durumunun kötüleşmesine neden oldu. Anksiyete, uykusuzluk ve sosyal tecrit rahatsızlıkları had safhaya ulaştı.

“Çalışamaz hale geldim. Yemek yapamıyor ve kolay işleri bile yerine getiremiyordum. Günler boyu duş almadığım oldu. Dışarıya adım atmıyordum. Sadece yalnız kalmak istiyordum.” Kısa bir süre sonra ise Fontaine sık sık panik atak geçirmeye başladı.

Ne var ki, Fontaine altı ayda yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Bununla birlikte halen yaşadığı panik atak nöbetlerine ve uykusuzluğa karşı tedavi görüyor. Özellikle kamuflaj desenli kıyafet giyen veya “Make America Great Again” yazılı şapka takan kişilere artık güven duymuyor. Fontaine, bu kişilerin Infowars’u takip edip etmediğini merak ediyor. “Bu insanların beni tanıma, öldüresiye dövme veya bana silah çekme ihtimali sinirlerimi oldukça bozuyor.”  

Fontaine, silahlı saldırının yıldönümü yaklaşırken neden hedef seçildiğine anlam veremiyor. “Bu olaydan beni en çok üzen, bir daha eskisi gibi olamayacağım.”

Lenny Pozner: Çocuğunun Sandy Hook’taki ölümünden sonra hedef alındı

51 yaşındaki Lenny Pozner yeniden taşınma hazırlıkları içinde. Birkaç hafta önce komplo teorisyenleri olarak adlandırdığı “sahtekar bir topluluk”, Pozner’in yaşadığı apartmanın tam olarak nerede olduğunu Florida bölgesini gösteren bir harita üzerinde teşhir etti. Pozner, kendisini durmak bilmeden takip eden fanatiklerden uzak kalmak için beş yıl içinde sekizinci kez evinden taşınmak zorunda kalıyor.

Lenny Pozner’in altı yaşındaki oğlu 2012 yılında Sandy Hook’ta yaşamını yitirdi. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian

Komplo teorisyenlerinin gözünde Pozner’in suçu 2012 yılının Aralık ayında Connecticut eyaletinin Newtown kasabasında gerçekleşen silahlı saldırıda yaşamını kaybeden 20 çocuktan birinin babası olmaktı. Henüz altı yaşına giren oğlu Noah, kurbanlar arasında en küçüğüydü.  

Olayın ardından birkaç ay içinde Alex Jones ve Infowars tarafından kışkırtılan komplo teorisyenleri internete yaymak üzere binlerce gönderi oluşturdular ve “Sandy Hook’ta Kimse Ölmedi” isimli 426 sayfalık bir kitap hazırladılar.

Komplo teorisyenleri, Sandy Hook İlkokulu’nda silahlı saldırının gerçekleşmediğini öne sürüyordu. Yaşamını yitiren 20 çocuk “kriz oyuncuları”ydı. Trajedi aslında gerçek değildi. Ayrıca Noah isimli çocuk da yaşamıyordu. Noah, Photoshop programıyla oluşturulmuş bir karakterdi.

Pozner bir yıl içinde bir adım atması gerektiğini fark etti. “Yaşananlardan dolayı birkaç hafta boyunca kendime gelemesem de nihayetinde, oğlumun anısını korumam gerektiğini hissettim.” Pozner, Google+ sayfasına oğlunun doğum ve ölüm belgelerini ve anaokulu karnesini yükledi.  

“Bunu yaparken son derece acemiydim. Yalnızca insanların yanlış bilgilendirildiğine ve oğlumun önceden var olduğunu, büyüdüğünü, sevildiğini ve öldürüldüğünü kanıtlarsam üzüntümüzü anlayacaklarına, bizi rahatsız etmeyi bırakacaklarına ve daha da önemlisi Noah’ın fotoğraflarına zarar vermekten ve internette adını karalamaktan vazgeçeceklerine inanıyordum.”

Ne yazık ki bunun yerine, internet kullanıcılarının nefret dolu söylemleriyle oğlunun ikinci kez öldüğüne şahit oldu. “Yaşananlar kelimelerle anlatılamaz,” diyor Pozner ve şunu ekliyor: “Bu durum, içinde bulunduğumuz çağın bir gerçeği, yani modern zamanın cadı avıdır. Bir tür kitlesel hezeyandır.”    

Lenny Pozner, oğlunun önceden yaşadığını kanıtlamak için mücadele veriyor. Şimdiye kadar ölüm tehditleri yüzünden birkaç kere taşınmak zorunda kaldı. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian

Pozner, alışılmadık biçimde kontrollüydü. Tüm duygularına ket vurmuş gibi sesi tekdüze ve sakindi. Yaşadığı apartman da sade ve minimaldi. “Artık taşınma konusunda oldukça iyiyim. Buna alıştım,” diyor Pozner.

Pozner, 2013 yılında yeniden bir yaşam kurma umuduyla Noah’ın annesi olan eski karısı Veronique De La Rosa ve kızlarıyla beraber Florida’dan ayrıldı. (Pozner, The Guardian’dan şu anda nerede yaşadığını bildirmemesini rica etti.) Ayrı bir adrese iletilmiş gönderileri bulunuyordu ve birkaç posta kutusunu sahte posta kutusu olarak kiralamıştı.  

Pozner, en ağır ölüm tehditlerini Florida’da oturan Lucy Richards’dan aldı. Sandy Hook katliamının gerçek olmadığına pervasızca inanan Richards, Pozner’in cep telefonuna şöyle mesajlar göndermişti: “Öleceksin. En kısa sürede ölümü tadacaksın. Bu konuda yapabileceğin hiçbir şey yok.” Richards 2017 yılının Haziran ayında beş ay hapse mahkum edildi. Sonrasında ise beş ay ev hapsinde tutuldu.

Pozner bu aşırı düşmanlığın, toplumun frenleme yeteneğinin önüne geçen dijital teknolojinin bir sonucu olduğunu düşünüyor. “Sosyal medya henüz olgunluğa erişmedi. Özellikle bu konuyla ilgili hukuki yaptırımların eksikliğini hissediyoruz. Yardım eli uzatacak hiçbir kurum bulunmuyor.”

Pozner en büyük eleştirisini, kâr arayışıyla komploların gücünü artırmakla suçladığı Alex Jones’a yöneltiyor. Jones’a açılan ve 1 milyon doları geçen bir iftira davasında Pozner ve eşi De La Roza’nın avukatları, Infowars’un kendilerini nasıl rahatsız ettiğini kronolojik olarak açıkladılar. Infowars’a göre silahlı saldırı “aşamalı” olarak planlanmış “büyük bir yalan”dı. Okul, dikkatle hazırlanmış bir film setiydi ve yaşanan her şey “pembe bir dizi”ydi.

Ne var ki Pozner’i hedef alan Jones, yanlış kişiye bulaştı. Pozner, 2014 yılından bu yana kendini komplo teorisyenleriyle mücadele etmeye adamış durumda. Kurduğu Honr Network isimli kâr amacı gütmeyen kuruluş aracılığıyla, fazla ileri gittiğini düşündüğü kişilere karşı sistematik bir savaş açıyor ve moderatörlere, ilgili gönderileri silmeleri konusunda baskı yapıyor. Yalnızca 2018 yılında YouTube’a 2 bin 568 video bildiriminde bulundu ve bunlardan bin 555’i silindi.

Fontaine’in açtığı davaya benzeyen, Pozner’in Jones’a açtığı dava Teksas Austin’de görülüyor. Davanın hakimi bu yılın Ocak ayında silahlı saldırıda çocuklarını kaybeden altı aileye, bilgi almak amacıyla Jones’un finansal verilerine ve pazarlama dokümanlarına erişim imkanı verdi.

Jones, bugüne kadar açılan davaların ifade özgürlüğünü gerekçe göstererek reddedilmesi konusunda başarılı olamadığı halde davacılara iftira attığını inkar ediyor.

Pozner ifade özgürlüğü hakkında ise şunu söylüyor: “Kendinizi ve fikirlerinizi ifade etme hakkınız bulunuyor. Bunda ne kadar rencide edici olduğunuzun bir önemi yok. Ta ki seçtiğiniz ifade şekli, iftira ve taciz yoluyla sahip olduğum hakları engelleyene kadar.”  

Pozner, bu mücadeleye başlarken yanında kimsenin olmamasına şaşırdığını belirtiyor. “Başlangıçta düzenbazlara karşı koyan tek kişi bendim. Oğlumu kaybetmenin dışında uğradığım en büyük hayal kırıklığı buydu.”

Pozner en azından oğlunun anısını yaşatıyor. Google’da Noah Pozner araması yaparsanız oğlunun yaşamına ve ölümüne ilişkin yüzlerce yazıya ulaşıyorsunuz. Böylece, Noah’ın önceden yaşadığına dair şüphe duyanlar cevabı Google’dan alabiliyor.

Pozner’in tahminine göre dünyadaki her beş kişiden biri komplo teorilerine inanıyor ve bu kişilerin saplantıları dijital algoritmaların basit mantığıyla büyüyor. “Artık gerçekler yerine Twitter’da en çok konuşulan konuların önemi var,” diyor Pozner ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Önceleri, insanların gerçeği bulmalarını engellemek için bir sürü kitabı imha etmeniz gerekiyordu. Bugün ise gerçeği, bir Google aramasının 20. sayfasına yönlendirerek gizlemeniz yeterli oluyor.”  

KAYNAK

Guardian, Trapped in a hoax: survivors of conspiracy theories speak out, Ed Pilkington

Çeviri: Sonay Ün

Bir sahte içeriği gerçeğinden ayırt etmenin yollarına, teyitçi gibi düşünebilmeyi sağlayan yöntemlere, doğrulama araçlarına, fact-checking dünyasından haberlere ve güncel gelişmelere yer verdiğimiz #teyitpedia yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.

KAYNAK

Guardian, Trapped in a hoax: survivors of conspiracy theories speak out, Ed Pilkington

Çeviri: Sonay Ün