‘İşimize geleni’ mi teyitliyoruz?

Teyit kurulduğundan beri sosyal medyadaki yankı fanuslarından, filtre baloncuklarından bahsediyoruz. Bu soyut kavramlar sosyal medya kullanıcıları için her zaman bir şey ifade etmiyor olabilir. 

“Filtre baloncukları içerisinde yaşamak… Yankı fanuslarımızdan çıkamamak…” 

Sevdiğimiz şeylerle dolu bir internet ortamında gezinmek işin en temel yanı. Yaratılan ve yarattığımız duygu durumumuz her geçen gün internetin kendisi tarafından da besleniyor ve bazı krizlere de neden oluyor. En basit haliyle ait hissettiğimiz bir grubun yanında olarak o grubun hayrına yaygınlaşan bilgileri daha da yaygınlaştırma eğilimindeyiz. Teyit’in devreye girmeyi arzu ettiği kısım burası. Çünkü inandığımızı yaygınlaştırma eğilimi çoğunlukla bizi gerçeklerden uzaklaştıran ve kendi kanılarımıza hapseden bir yan içeriyor. 

Kavramların kutuplaştırmayla ilişkisini anlamak için her zaman kötü niyet barındırmayan, medyanın uzun süredir bir parçası olduğu ve yeni medyaya da bir hayli içkin olan “gruplar oluşturma halini” ve kapasitesini düşünmek gerek. Kendini bir gruba ait hissederek, onun değerlerini savunmak doğal bir davranış ve evrimsel. Teknolojik etmenler ve platformların kullanıcıları yönlendiren algoritmaları da bu klanlaşma halini kendine fayda sağlamak için besliyor. 

Medyanın takipçilerinde birlik/benzerlik oluşturma arzusu yaratması ise çok yeni bir şey değil. Manuel Castells medyanın kolayca gruplar yaratabilme halini MTV müzik kanalı üzerinden güzel özetliyor. Dönemin genç neslinin dilini ve davranışlarını 80’li yılların sonundan itibaren değiştirmeye başlayan MTV, bunu sadece içerikleriyle de değil organizasyonel ve üretim aşamalarıyla da yapmış. Ne giyileceği, ne dinleneceği konusunda belirleyici hale gelen MTV, dünyanın dört bir yanına da yayılarak kültürünü sınırları aşarak yaygınlaştırmıştı. Castells bu örnekten yola çıkarak medyanın toplumsal anlamda yarattığı farklılaşmayı üç kavram üzerinden açıklıyor; çeşitlendirme, kişiselleştirme ve merkezsizleştirme.

Sosyal medyanın da, her ne kadar hepsi doğru olmasa da, kullanıcıların gözünde bu özelliklerle örtüşen yanları var. Çok farklı kişilerle, bilgilerle hemhal olabilecek çeşitlendirilmiş bir akışla ve içerikler bütünüyle karşılaşma ihtimali bulunan kullanıcı, aynı zamanda kendisine yönelik kişiselleştirilmiş bilgi türlerini alabiliyor. Türkiye gibi medyaya güvenin düşük olduğu ülkelerde de merkezsizleşmiş gibi görünen alternatiflerin hayatın içine kaçınılmaz şekilde girdiği söylenebilir. Yeni medyayı da belirleyen bu özellikler bir gruba ait olma ama aynı zamanda da “özel” hissetme şansı tanıyor. İpin ucu ise şurada kaçıyor: Kendini belli gruba ait hisseden birey artık başka bir grupla etkileşime girmeyi o kadar da önemsemiyor, kutuplaşıyor, kulaklarını diğerini dinlemeye, gözlerini diğerini görmeye neredeyse tamamen kapatıyor. Medyanın teknolojik etkenleri bunu kolaylaştıran ve toplumsal alanı dönüştüren bir hale getirmiş olsa da yazının devamında toplumsal olarak bunun yansımasını görebileceğimiz bir örneğe değineceğim. 

Teyit örtüleri kaldırmaya çalışıyor

İBB Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu ve İBB Başkan Adayı Binali Yıldırım 16 Haziran 2019’da İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünde tekrarlanan İstanbul seçimleri öncesinde tartışma programında bir araya geldiler. Uzun yıllardır farklı siyasi partilerden liderlerin ve adayların karşı karşıya gelmediği televizyon ekranlarında herkes bu tartışmayı bekledi, moderatörün kim olacağı, soruların önceden verilip verilmediği merak konusu oldu. 

Tartışma, isteyen tüm televizyon kanallarında aynı anda yayımlandı ve tarafsız bir platformda gerçekleşti. Muhtemelen herkes kendisine yakın bulduğu televizyon kanalından bu tartışmayı takip etti. Aşağıda göreceğiniz iki fotoğraf ise, tüm kanallarda aynı anda yayımlanan, Türkiye’nin merakla beklediği ve demokrasi adına değerli gördüğü iki liderin karşı karşıya gelmesinin böylesine kutuplaşmış bir toplumda ne kadar işe yaradığını düşündürtüyor ve Teyit’in bulunduğu yeri tekrardan hatırlamak gerektiğini gösteriyor.  

Twitter’da İmamoğlu ve Yıldırım destekçileri yukarıda gördüğünüz iki fotoğrafı paylaşarak “karşı tarafın” liderini dinlemek istemediğini ve sadece kendi desteklediği adayın söylediklerini merak ettiklerini esprili bir dille yaygınlaştırmıştı. Binali Yıldırım’ın üstünü kapatan kişinin tartışmayı FOX’tan, İmamoğlu’nun üstünü kapatanın ise A Haber’den tartışmayı izlemiş olması da başka bir gösterge.

Teyit özellikle seçim gibi toplumun daha da politikleştiği dönemlerde fotoğraflardaki gibi medyanın üzerine atılmış örtüleri kaldırmaya çalışıyor. Birbirini dinlemeyen medya tüketicileri yanlış bilgiye karşı daha hassas hale geliyor ve içinden çıkılamaz bir kısır döngüyle yanlış bilgiye inananlar kendi grubuna daha da sıkı tutunup kulaklarını iyice tıkıyor. Kendi tarafımızı güçlendirmek için değil gerçekleri öğrenebilmek için de karşı tarafı dinlemek şart. Teyit birbirlerini dinleyen, yanlış bilgiyi tüketmeden önce şüphelenen kullanıcılar için elinden geldiğince şeffaf ve açık bir şekilde her yankı fanusundan gelen bilgileri araştırıyor ve doğrusunu paylaşmaya çalışıyor. 

Doğrulama işinin de ayrı bir doğası var ve herkes bu kadar kendi grubuna sarılmışken bizi takip edenlerden değerlerinin bir kısmından vazgeçmelerini ve gerçeklere kulak vermelerini istiyoruz. Başarabilmek için de her kesimden şüpheli içerik toplamaya, herkesi dinlemeye çalışıyoruz. Buna rağmen bazen tarafsız olmadığımıza yönelik eleştirilerle karşı karşıya kalıyoruz. Bazı şüpheli içerikleri görmezden geldiğimiz, istediğimiz yanlış bilgiyi gündemimize aldığımız ve sonuçlandırdığımız dile getiriliyor. Sürekli daha şeffaf olmaya çalışan platformumuz tarafından süreçlerin nasıl ilerlediğini açıklamaya çalışacağım. 

Teyitçiler iddiaları nasıl seçer? Nasıl inceler? Nelere göre yayımlar? Yayımlanamayanlara ne olur?

Teyit sonuçlanamayan iddiaları daha şeffaf gösterebileceği bir yol arıyor

Bilgiye ulaşımın kolaylaştığı ama gerekli bilgilerin filtrelenerek tüketilmesinin giderek zorlaştığı bir ortamda Türkiye’deki internet kullanıcılarının baş etmesi gereken daha temel sorunlar var. İki seneden fazladır kapalı olan Vikipedi’ye girebilmek için formüller geliştiren, telefonunda ya da bilgisayarında en az bir VPN bulunduran bir toplumun aslında bilgiye ulaşmanın zorlukları hakkında daha fazla deneyime sahip olduğu söylenebilir. Ama internetin doğası kullanıcıları her zaman daha talepkâr bir hale dönüştürüyor. Hele de interneti servis sağlayıcısına ödediği para dışında herhangi bir şekilde paralı da kullanmamış yeni nesiller için ücretsiz talep edilen bu servisin sınırı yok. 

Bu nedenle de herkes internette “her şeyi” bulabileceğini düşünüyor ve internet asla hayır demiyor. “Bunu mu demek istediniz?” diyerek bize “doğru” aramayı sunuyor. İnternet kullanıcıları da giderek internetin kendisine benziyor ve her bilgiyi alabileceğini ve hatta verebileceğini düşünüyor. Herkesin Teyit’ten her iddiayı incelemesini beklemesinin ardında da benzer motivasyonlar yatıyor olabilir. Elbette, artık doğru bilgi almak için pek çok kişinin ilk baktığı kaynak olmamız nedeniyle de böyle bir talep içerisinde olunması doğal. Teyit de küçük ekibiyle tüm bu beklentileri karşılamak için belirli önceliklendirmeler yapmak zorunda kalıyor. İddiaların sosyal medyada yaygın olması, önemli bir toplumsal anlam ifade ediyor olması ve insanların hayatını etkileyebilecek acilliği olması gerekiyor. Bu kriterleri karşılayan iddialar incelenmeye başlıyor. Ancak Teyit’i takip edenlerin en çok bilmesini istediğimiz şey, yayımlanmayan her iddianın incelenmediği anlamına gelmediği. Aksine bazı durumlarda yayımladıklarımızdan daha uzun süre çaba sarf ettiğimiz halde farklı nedenlerle sonuçlandıramadığımız iddialar var.

Teyit’in kendi adına tespit ettiği iki eksikten bahsetmek gerekli. Birincisi ne üzerine çalıştığımızı ve hangi aşamada olduğumuzu belirtebilecek iyi bir yönteme şu an için sahip değiliz. Hangi iddiaların inceleniyor olduğunu kullanıcılar Editör Masası’na girdiğinde görebilir. Elbette bunun site içerisinde kolaylıkla bulunamıyor oluşu bir sorun. Editör Masası’nda incelediğimiz iddialara ne kadar emek harcadığımıza yönelik de bir gösterge bulunmaması takipçiler için açıklayıcı değil. İkincisi ise neyin doğrulanabilir olduğunu da sürekli takipçilerimize hatırlatmakta eksik kalıyoruz.

İlk soruna yönelik üzerinde çalıştığımız şeylerden birisi, haftalık olarak neleri incelediğimizi ve neden sonuçlandıramadığımızı tespit edip kaydetmek. Buradan ortaya çıkan içgörülerle hem ekibin hangi bilgileri bulabilmekte zorlandığını görüyor hem de Teyit’i takip edenlere bunu nasıl açık hale getirebileceğimizi tartışıyoruz. Elimizdeki verilerle yayımlayamadığımız veya araştırma aşamasında tıkandığımız iddialara ilişkin bir kavram seti yaratmaya çabalıyoruz. En kısa süre içerisinde de bunu kullanıcılarla paylaşabilmeyi umuyoruz. Sonuçlandırılamayan iddiaların en başında ise yeterli delilin bulunamaması, kaynakların bilgi paylaşma konusunda isteksiz olması geliyor. 

Seçim dönemi “dikkate almadığımız” başlıklar olduğu yönünde eleştirilerle karşılaştık. İBB Başkanı İmamoğlu seçim öncesinde Ordu valisine “it” dedi mi demedi mi? Türkiye bir haftadan fazla bu konuyu tartıştı. Yaşanan olayın ardından Teyit’in taraflı olduğu ve bu konuya özellikle girmediği belirtildi. Aslında bize yöneltilen eleştirinin cevabı “Neden İmamoğlu’nun valiye it demediğini yazmadınız” diyenlerde gizli. Ortada farklı iddiaların bulunduğu ve delillerin bizi sonuca götürmediği durumlarda elimizden geleni yapsak da metodolojimize uygun bir sonuç almak her zaman kolay olmuyor. İmamoğlu ve görevliler arasında VİP girişinde çıkan tartışmanın yaşandığı sırada orada bulunan kameraların FOX TV ve Haber Global’in olduğunu tespit etmiştik. Kendilerine ulaştık ancak bizimle görüntüleri paylaşmadılar. Elimizdeki videolarla ses incelemesi yapmaya çalıştık ama buradan da bir sonuç alamadık. İmamoğlu’nun ağzının göründüğü bir videoyu bulabilmek için sosyal medyada başkalarının video paylaşmış olabileceğini düşünerek günlerimizi harcadık. Ama uzun uğraşlar sonucu elde ettiğimiz deliller bunu doğrulamayı/yanlışlamayı mümkün kılmadı. Belki de Teyit bu sürecin nasıl işlediğini, neleri bulduğunu ya da bulamadığını takipçilerle daha iyi paylaşabilecek bir yol bulabilirse bu eleştirilere de daha rahat cevap verebilir hale gelebilecek. 

Karşımıza çıkan ve özellikle doğru olan iddiaları değerlendirmeye alıp sitede yayımlamama nedenimiz ise metodolojimize göre çok açık: Biz haber sitesi değiliz ve doğru olan içerikler üzerinde şüphe barındırmıyorsa ve biz haber sitelerinden farklı delil ekleyemiyorsak yayımlamıyoruz. Dijital delillerle desteklemeye çalıştığımız analizlerimizin her zaman hem teknik bir kapasiteyi içerdiğini hem de iyi bir gazetecilik pratiği olduğunu hissettirmeye çalışıyoruz. Boşluk bırakmamaya, akla gelebilecek tüm sorulara cevap verebilmeye çaba harcıyoruz. Sebebi ise bizi takip edenlere karşı duyduğumuz sorumluluk. 

Teyitçiler okuyucusuna karşı sorumlu olmak zorunda

Yine internetin doğası gereği söylenen bir şeyin sorumluluk devri en sık göze çarpan şeylerden birisi. Yani bir bilgiyi paylaştığını gördüğünüz kişi siz kaynağını bulana kadar paylaşımını silebilir ve sizin zihninize bıraktığı bilgiden asla sorumlu olmaz. Bilgi yanlış olsa da çoğunlukla paylaşımını silmeyebilir ve yanlış bilgiyi yaymaya devam edebilir. Çünkü yanlış bilgiyi yaygınlaştırma konusunda kendisini takip edenlere karşı kendisini sorumluluk taşımak zorunda hissetmez. Oysa ki internette ve sosyal medyada paylaşılan bilgiler masum kişileri hedef alabilir ve toplumsal anlamda olumsuz sonuçlar doğurabilir. Hem dünyada hem de Türkiye’de sosyal medyada yapılan sahte paylaşımlar yüzünden hayatı tehlikeye giren pek çok kişi var.

Kullanıcılara ihbar gönderdiklerinde sorduğumuz en önemli şeylerden biri bu bilgiye nerede rastladıkları ve kaynaklarının ne olduğu. Çoğu kişinin verdiği cevap “Facebook’ta, Twitter’da bir hesapta gördüm” oluyor. Çoğunlukla bilginin kendisinin peşine düşüyor ve bilginin kaynağını önemsemiyoruz. Bazı durumlarda ise bilgiyi sunana bilginin kendisinden daha fazla itimat ediyoruz. İkisi de tehlikeli bana kalırsa. Bilgiyi tükettiğiniz mecra da en az bu ikisi kadar önemli hatta. Bilginin kaynağına bakmak, çok güvendiğimiz bir kişiden gelse dahi farklı kaynaklardan aynı bilgiyi kontrol etmek, duygularımızı harekete geçiren bilgileri paylaşmadan önce bir kez daha düşünmek bilgi kirliliğinin önüne geçmek için ilk adımlar. 

Ama bilgiyi, çok önemsediğiniz ve sizinle aynı görüşleri paylaştığı için, zamanında niye takip ettiğinizi bilmediğiniz biri olsa da havalı bir profil fotoğrafına sahip olduğu için, bir yakınınız güvendiği için birinden alıyorsanız yanılmanız kolaylaşabilir. Çok fazla kişi aynı şeyi söylüyor diye ne gerçekler değişebilir ne de retweet sayıları sizi haklı çıkarabilir. Ama algınız bunlara göre şekillenebilir. En kötüsü ise güvendiğiniz kişilerin çoğunlukla size karşı bir sorumluluk hissederek bu bilgiyi paylaşmıyor oluşu. Çoğunlukla enforme ettiğine inanıyor ve duygularını paylaşmak için internete geliyor. Bazense ilginin kendisinin çekiciliğine kapılarak doğru beyanda bulunmanın pek de önemsenmemesinden güç alıyor. 

Teyitçiler ise dünyanın her yerinde okuyucularına karşı sorumlular. Yaptıkları en ufak bir hatanın inşaa etmeye çalıştıkları güveni ve güvene dayalı toplum hayalini çöpe atabilir. Size de bu yazıyı dünyanın her yerindeki teyitçilerin bir araya geldiği Global Fact 6 etkinliğinden hemen sonra yazdım. İnanın sadece bizim ülkemizdeki teyitçilerin değil tüm dünyada bu işi yapanların çözmesi gereken sorunlar arasında bize yöneltilen eleştiriler bulunuyor. “Teyitçiler cherry-picking mi yapıyor? Teyitçiler taraflı mı? Teyitçileri kim teyit edecek?” soruları Malezya’dan Almanya’ya, Kenya’dan Kanada’ya her teyitçinin karşılaştığı sorular. Bu yüzden şeffaflık adına yeni şeyler bulabilmek için çabalamaya her zaman devam ediyor ve takipçilerimizin beklentilerini de göz önünde bulunduruyoruz. 

Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.