İnternet bizi gerçeklerden uzaklaştırıyor

Gelecek hafta, her şey yolunda giderse, yeni biri ABD Başkanı olacak. Bundan sonra ne olacağını kimse bilmiyor. Kaybeden taraf sonuçlara inanacak mı? Amerikalılar’ın çoğunluğu bu yeni başkanın meşruluğunu tanıyacak mı? Ve son derece heyecanlı ve gerçekten bağımsız olan bu seçimlerde savurulan yığınla yalanı, hileyi ve çeşitli gübreyi temizleyebilecek miyiz?

Bu sorunun cevabı belirsiz çünkü internet bizi gerçeklerden uzaklaştırıyor. Anketlere göre birçoğumuz kendi yankı fanusumuza gömülmüş durumdayız. PEW Research Center tarafından yakın zamanda yapılan bir ankete göre, katılımcıların yüzde 81′inin, partizanların sadece siyasi olarak değil temel gerçekler konusunda da farklı düşündüklerini söylediğini ortaya koyuyor.

Yıllarca teknolojistler ve diğer ütopyacılar online haberlerin demokrasiye bir ihsan olacağını düşündüler, fakat işler bu şekilde gelişmedi.

Bundan on yıl kadar önce, genç bir gazeteci olarak teknoloji ve siyasetin kesişimi konusunda ortada tam tersi bir durum olduğunun farkına vardım. İnternet, 11 Eylül teorisyenleri ve aksi yöndeki kanıta rağmen George W. Bush‘un John Kerry‘den seçimi çaldığını düşünenler veya Barack Obama‘nın Amerika dışında doğan bir Müslüman olduğuna inananlarla doluydu.

Amerika elbette komplo teorileriyle uzun süre meşgul olmuştur. Fakat, internetteki aldatmacalar ve marjinal teoriler çevrimdışı seleflerinden daha kuvvetli çıktı. Ayrıca bunlar daha fazla ve ısrarcıydılar. Obama’nın 2008 seçim kampanyasında kendisinin Amerika dışında doğduğu söylentisini çürütme çalışmaları söylentinin internette daha fazla tekrarlanmasına yol açtı.

2008’de yayınlanan kitabımda, internetin bizi “gerçeklik-sonrası” çağa götüreceğini iddia ettim. Obama’nın doğum yeri hakkındaki yalan kampanyasının başını çeken bir adamın (Donald Trump), sekiz yıl sonra aday olarak yer aldığı bu seçimler sonuçladıktan sonra bile geleceğe umutsuz bakmak için birçok sebep var.

Neden? Çünkü bilginin nasıl hareket ettiğine baktığımızda, hemen her şeyin gerçekliğe karşı çalıştığını görüyoruz.

Mantıklı değilsiniz

İnternet haberleriyle ilgili problemin kaynağı, ilk başta kulağa güzel gelen bir şey: Daha fazla medya seçeneğimiz var.

Son 20 yıl içerisinde, internet, günlük gazeteler ve akşam bültenlerini, iyi ödenekli online dergilere, skandalları ortaya çıkaran doğrulama sitelerine ya da Hillary Clinton ve Donald J. Trump‘ın aynı insanlar olduğunu iddia eden Facebook sayfalarına yani açık büfe bilgi kaynaklarına dönüştürdü.

Daha çok haber kaynağı, mantık çağının siperleri olacaktı. Hatta bu fikrin destekleyenleri buna “fikir pazarı” adını vermişlerdi.

Fakat işler bu şekilde yürümedi. Psikologlar ve diğer sosyal bilimciler birçok defa göstermişlerdir ki insanlar çeşitli haber kaynaklarıyla karşılaşınca nadiren mantıklı, daha çok medeni otomatlar gibi davranırlar.  Görüşümüz önyargılarımız yüzünden bulanır ve bize ne kolay gelirse onu yaparız – fikirlerimizi onaylayan bilgiyi tıka basa tüketir ve uymayanı da dışlarız.

Bu dinamik neredeyse sonsuz haber seçeneğiyle daha da sorunlu hale geliyor. Facebook’u, Google’u ya da New York Times’ın akıllı telefon uygulamasını kullandığınızda nihai kontrol size veriliyor – eğer hoşlanmadığınız bir şey görürseniz, kolaylıkla daha hoşunuza giden bir şeye geçiş yapabilirsiniz. Sonra da bulduğunuz şeyi sizin gibi düşünen insanlarla dolu sosyal ağlarda paylaşarak kapalı bir fanus oluşturursunuz.

trump-clinton-pinokyo

Son teori bu. Yankı fanusları hakkında araştırmalar çeşitli.  Facebook’ta veri bilimi üzerine çalışan uzmanlar, konu üzerine araştırmalar yaptılar ve teoriyi noksan buldular. Şirketin uzmanlarına göre, Facebook haber alışkanlıklarınızı daraltmıyor aksine alışkanlıklarınıza çeşitlilik getiriyor.

Başkaları ise aynı fikirde değil. İtalya’da bulunan IMT School for Advanced Studies Lucca’daki bilim insanları tarafından yapılan bir araştırmaya göre ‘homojen online ağlar’ komplo teorilerinin sürmesine ve büyümesine neden oluyor.

Araştırmanın yazarlarından Walter Quattrociocchi‘ye göre “Bu bilginin doğruluk değerinin önemli olmadığı bir ekosistem yaratıyor. Önemli olan tek şey bilginin sizin anlatınıza uyup uymaması.”

Kanıtlar güçsüz

Dijital teknoloji haberleri almamıza ve dağıtmamıza epey yardımcı oldu. Kameralar ve ses kaydeden cihazlar her yerde, bir yerde bir şey olduğu zaman birincil kanıtı internette bulabilirsiniz.

Daha fazla birincil kanıtın “doğruluk” üzerinde daha fazla kültürel bir anlaşmaya sebep olacağını düşünebilirsiniz ama bu tam olarak böyle olmadı.

John F. Kennedy suiskastiyle 11 Eylül arasındaki farklılıkları bir düşünün. Büyük ihtimalle 1963’te Başkan Kennedy’nin vurulduğu Dealey Plaza‘dan bir tane klip gördüğünüz halde yüzlerce televizyon ve amatör kamera 11 Eylül’de olay yerine doğrultulmuştu. Fakat iki olay da Amerikalılar için çözülmüş değil. Bir ankete göre, devletin 11 Eylül olaylarıyla ilgili gerçeği gizlediğini düşünenlerle Kennedy suikasti hakkındaki gerçeği gizlediğini düşünenlerin sayısı aynı.

Belgelere dayanan kanıtlar gücünü kaybetti. Eğer Kennedy’nin ölümüyle ilgili komplo teorileri belgelere dayanan kanıtların eksikliğinden kaynaklandıysa, 11 Eylül teorileri de bu tip kanıtların fazlalığından kaynaklanmıştır. 11 Eylül’de olay yerinden çok fazla fotoğraf çoğunlukla bağlam olmadan  internette paylaşıldı. Bundan yararlan komplo teorisyenleri kendi anlatılarına uyanları seçerek tam olarak göstermek istedikleri şeyi gösterdiler.  Bunun dışında ortada montaj hortlağı da var. Şimdilerde, bütün dijital görseller montajlanabileceği için insanlar rahatlıkla hoşlarına gitmeyen kanıtları montaj diyerek yok sayabiliyorlar.

Bu da bizi daha derindeki soruna itiyor: Hepimiz belgelere dayalı kanıtları kendi önyargılarımıza göre filtreliyoruz. Araştırmalar gösteriyor ki, iki insan aynı resme, videoya ya da belgeye bakıp bunların ne gösterdiğine dair tamamen farklı fikirlere sahip olabilirler.

Bu dinamik bu sene kendini birçok defa gösterdi. Bazıları Clinton’ın e-postalarına baktıklarında dumanı tüten bir silah görürken, diğerleri bunun büyütülecek bir şey olmadığını, zaten belgelerin üzerinde oynanmış ya da bağlamından koparılmış olduğunu iddia ediyor. Anketlere göre Trump’ı sevenler Access Hollywood tapesini soyunma odası muhabbeti olarak görürken, kendisini sevmeyenler bunu dünyanın en kötü şeyi olarak değerlendiriyorlar.

Bir kurum olarak yalan

İnternet haberciliğinin en görünen avantajlarından bir tanesi de ısrarcı doğrulamadır. Şimdilerde, birisi yanlış bir şey söylediği zaman, gazeteciler bu kişinin yalan söylediğini ortaya çıkarabilir. Ayrıca, bu doğrulama siteleri işlerini doğru yaparlarsa, online aramalarda ve sosyal ağlarda ön sıralarda çıkma ihtimalleri yükselir ve insanlara doğrulama için hazır bir referans olabilirler.

Fakat bu henüz tam manasıyla gerçekleşmedi. Bugün, onlarca haber sitesi düzenli olarak başkanlık adaylarını ve internetteki diğer birçok şeyi doğruluyor ama bu girişimler sahtekarlık dalgalarına karşı etkili olamıyor.

Bunun nedeni ise yalanların kurumsallaşması. Bugünlerde internette tek amacı şok edici ve tamamen sahte haberler üretmek olan siteler var (gerçek haberler gibi sahte haberler de bir işletme halini aldı).  Partizan Facebook sayfaları da bu trene atladı. Yakın zamanda Facebook’taki en popüler sayfalar üzerine yapılan bir BuzzFeed analizine göre, sağcı sitelerin yanlış haber paylaşma oranı yüzde 38 iken solcu siteler için bu oran yüzde 20.

Bir zamanlar “İnternet Yalanlarında Bu Hafta” adlı bir köşede yazan Washington Post muhabiri Caitlin Dewey “Önceden yalan haberler interneti anlamayan anneleriniz, babalarınız, büyük halalarınız tarafından paylaşılırken, şimdi yanlış bilgi seçim kampanyaları, siyasi adaylar veya  kampanyaların etrafında çalışan dağınık tweeçiler tarafından yayılıyor” dedi.

Dewey’nin yazıları 2014’te başladı fakat birilerini ikna edebildiği konusunda şüpheleri olduğu için Dewey geçen yılın sonunda doğrulama işini bırakmaya karar verdi.

Dewey bu kararını “Birçok açıdan bir iddiayı çürütmek insanların o konu hakkında hissetiği yabancılaşmayı ya da öfkeyi pekiştirdi ve sonuç olarak kaş yaparken göz çıkardım” şeklinde açıkladı.

Diğer doğrulamacılar daha umutlu. İnternetteki yalan haberleri ortaya çıkarmanın sınırlarından haberdarlar ama sarfedilen çabanın da yararlılığından eminler.

İnternetteki söylenti doğrulama sitelerinin en eskilerinden biri olan snopes.com’un yönetici editörü Brooke Binkowski “Her zaman daha fazla yapılacak iş var. Sisifos gibi geri yuvarlanacağı halde kayayı tepeden yukarı doğru itiyoruz.” diyor.

Evet. Bence yakında o kaya hepimizi ezecek.

Kaynak: Farjad Manjoo – the New Yok Times  Çeviri: Yusuf Tatlı