Hamile kadının ‘özgür doğum’ hikayesi I: ‘İnternetle beynimi yıkadım’

Bu içerik ilk kez NBC News’da 21 Şubat 2020 tarihinde yayımlanmış ve Teyit tarafından çevrilmiştir.

Şubat 2019’da Judith dayanılmaz derecede endişeli hale gelmişti. ABD’nin batı kıyısında yaşayan 28 yaşındaki kadının doğum tarih gelmişti de geçiyordu. İki gün sonra tam 45 haftası dolacaktı. Karnı o kadar şişmişti ki parlıyordu; vücudunun her yeri şişti ve ayak parmaklarından saçlarına kadar neredeyse her yeri ağrıyordu.

42. haftaya kadar doğumu gerçekleşmemiş gebe kadınlara hemen hemen her doktor ve doğum uzmanı, serviksin yumuşayarak açılmasını veya rahmin kasılmasını sağlayan ilaçlara başlamayı önerir. Ancak özgür düşünen ve “tüm o hippi caz”a inanan sanatçı Judith farklı bir doğum planlıyordu: Tıbbi tavsiyeleri reddeden ve doğaya ve sezgiye dayanan steril bir hastaneyi yerine kendi evindeki sıcak havuzu tercih eden ve doktorlarla ebelerin olmadığı bir doğum. Judith yalnızca kocası ve en yakın arkadaşlarıyla olmak istiyordu. Doğumunu bu şekilde gerçekleştiren kadınlar arasında buna “freebirth” (özgür doğum) yani evde ebesiz doğum deniyordu.

Judith, planını pek fazla kişiye anlatmadı. Kocası destekliyordu fakat ailesinin ve arkadaşlarının geri kalanı, anlaşılabileceği üzere endişeleniyordu. Hikayesini anlatırken soyadını vermek istemeyen Judith, hamileliğinin son birkaç ayını internette, bu kararını destekleyen ve yardım ve bilgi vermeyi teklif eden kadınlardan oluşan topluluklarında harcadı. Özel Facebook grupları, Instagram hesapları, podcastler ve çevrimiçi kurslar, Judith’e, bebeğini nasıl dünyaya getirecebileceğine dair bilmesi gerektiğini düşündüğü her şeyi öğretmişti.

Bazı şüpheler vardı elbette: Judith’in planını bilen, gerçek hayattaki arkadaşları ve devlet sigortasından yararlanması için görünmesi gereken doktorlar. Ancak Judith, evde ebesiz doğum yapan annelerin internete yazdıklarını okuyarak ve Facebook’tan aldığı anlık destekle, giderek büyüyen tedirginliğe karşı kendini güçlendirmişti. Giderek sorgulanabilir hale gelen bilgi ve kaynakları öne çıkaran algoritmaların da yardım ile, Judith internetin en en uç, ekstrem hamile toplulukların bir parçası haline gelmişti.

Doğum sancılarının başlamasıyla Judith’in aklındaki en ufak şüphe bile yoktu; bir ay geç fakat içten gelen bir hisle.

Judith inanılmaz mutluydu. Ne de olsa bebeğini evde doğuracaktı. Facebook gruplarına iyi haberi vererek mukus tıkacının düştüğünü ve kasılmaların başladığını söyledi. Ayrıca bir soru sordu.

“Bebekler doğum yaklaştıkça daha mı hareketsiz oluyorlar?” diye bir gönderi paylaştı. “Biraz tekmeliyor ama her zamanki gibi değil.”

Grup üyeleri, “Kendine, vücuduna ve önsezine güven,” gibi rahatlatıcı yorumlar yaparken Judith telefonunu bırakarak doğuma hazırlandı. Kasılmaları devam ederken saatlerce yürüdü, dans etti ve kocasının su doldurduğu havuzda bekledi. Müzik dinledi ve doğum koçu olan bir arkadaşı sırtına masaj yaparken kasılmalar arasında birer dakikalık hafif uykulara daldı.

“Yapıyorum,” diye düşündü. Vücudu gerektiği gibi, takıntılı bir şekilde okuduğu hikayelerdeki gibi çalışıyordu.

Sonra durdu. Ağrı arttıkça ve kasılmalar arasındaki süreler kısaldıkça Judith hedeflediği doğum hayalini aklında tutmaya çalışıyordu ancak doğumun 10. saatinde işler kontrolden çıkmaya başladı.

Kusuyordu ve korkuyordu. Kasılmalar o kadar acı verici ve hızlıydı ki bir sonraki gelmeden önce kendini toparlayamıyordu. Bebeğin kalp atış hızını ölçmeye çalıştı ancak aldığı fetal stetoskopu kullanabilecek kadar hareketsiz ya da sessiz kalamıyordu. Sonra suyu geldi. Bununla birlikte gelen koyu kahverengi akıntıyı gördü: Solunması halinde bir bebek için tehlikeli olabilirdi. Judith yardıma ihtiyacı olduğunu anladı.

Judith elleri ve ayaklarının üzerinde arka koltukta dururken kocası onu yakınlardaki bir hastaneye götürdü. Doktorlar ve hemşireler karnına bir monitör bağladılar ve doğumu gerçekleştirmek için hızlıca hazırlık yaptılar. Ancak Judith’in kasılmaları yeniden başladığında oda sessizleşti ve bir doktor öne çıktı. Kalp atışı yoktu.

“Bebeğini kaybeden bir annenin feryadı farklı olur,” diyor Judith. “Tüm sorumluluğunuz çocuğunuzu korumaktır ve ben daha nefes almaya fırsatı bile yokken bunu yapmadım.”

‘Daha fazla suçluluk duyamam

Judith’in dalgalı, kahverengi saçları, aynı renk badem gözleri ve doğal bir gülümsemesi var. Kayıbından dokuz ay sonra oturma odasındaki kanepesinde oturuyor ve tırnaklarını yemiş olması onu yiyip bitiren endişeye işaret ediyor.

Judith trollerden, tıklanma başına para alan bloggerlardan ve doğum tercihlerini tartışmak için internette bir araya gelen iyi niyetli sağlık savunucularından gelecek olan tepkilerden korktuğu için soyadını vermek istemiyor. En karanlık anlarda kendine zaten söylediği şeyleri söylemelerinden korkuyor.

“Daha fazla suçluluk duyamam,” diyor.

Judith 42. haftada doğumu gerçekleşmiş, sezaryen doğum planlamış ya da yaptığı seçimler dışında herhangi bir seçim yapmış olsaydı bebeğinin hayatta olup olmayacağını bilmek imkansız. Hastane otopsi yapmadı ve doktorlar bebeğin kalbinin neden durduğunu tam olarak açıklayamıyor. Fakat yine de o zamandan beri Judith her gününü, farklı senaryolar kurarak, daha iyi olası sonuçlar hayal ederek ve buraya nasıl geldiğini sorarak geçiriyor.

Çıkarabildiği tek sonuç her şeyin podcastlerle başlamış olduğu.

Judith bir çiçekçide çalışıyordu. Yolu arabayla bir saatti ve bu vakti podcast dinleyerek geçiriyordu. Hamile kaldığında, kadınların doğum hikayelerini paylaştığı ve hastanede doğumdan evde doğuma kadar çeşitli içeriklere yer veren popüler “The Birth Hour” ve “Indie Birth” gibi programların bölümlerini dinliyordu. Ancak Judith’e asıl hitap eden “Free Birth Podcast” (Özgür Doğum) olmuştu.

“Doğuma dair özerk seçimlerini öğrenen, araştıran ve kutlayan insanlar için destekleyici bir alan” olarak nitelendirilen podcastte, ‘özgür doğum’ savunucusu ve (Free Birth Society) Özgür Doğum Derneğinin kurucusu 35 yaşındaki Los Angeles’lı Emilee Saldaya konuşuyor. Grubun Instagram’da 46 bin takipçisi var ve podcast geçen yıl bir milyon kez indirildi.

Podcastte Saldaya, annelerle ‘özgür doğum’ hikayeleri hakkında röportaj yapıyordu. Bu kadınlar Judith’e kendini hatırlatmıştı; doğumları hakkında güçlü ve radikal terimlerle konuşan üniversite eğitimli, düşünsel, yaratıcı tiplerdi: Küvette, doğada veya kendi yataklarında, yanlarında eşleri ve aileleri olan doğumlardan bahsediyorlardı. Bu podcastlerdeki kadınlar doktorları değil, vücutlarını dinliyorlardı. Sırt üstü yatarak birinin bebeği çıkarmasını beklemiyorlar, bebeklerini kendi elleriyle dünyaya getiriyorlardı.

Judith yaklaşık 70 bölüm dinledi. En sevdiği bölümleri tekrar tekrar dinledi. Bu bölümlerden birinde yanında yalnızca kocası ve bir köpekle, Kalifornia dağlarında, insanlardan uzakta bir çadırda doğum yapan bir kadın vardı.

Dinlerken Judith ileride podcaste konuk olduğunu hayal ediyordu.

“Saplantı hale getirmiştim,” diyor Judith. “‘Acaba benim hikayem nasıl olacak?’ diye merak ederek, ‘Benimki de bunlar gibi havalı olsun,’ diye düşünüyordum.”

Podcastler, Free Birth Society’nin ücretli hizmetlerini, yani çevrimiçi kurslar ve özel danışmanlık hizmetlerini tanıtan reklamlarla başlıyordu. Hazırlanmak için Judith, grubun 10 dersten oluşan, evde nasıl ebesiz doğum yapılacağını anlatan video rehberi için 299 dolar ödedi. Kurs, bebek bekleyen anneleri savaşçı olarak; uzmanları, doktorları ve ebeleri ise düşman olarak gösteriyordu

Free Birth Society eğitmeni Yolande Norris-Clark, karşılama videosunda, “Doğum tıbbi bir olay değil, biyolojinin kendiliğinden gerçekleşen bir işlevidir,” diyor. Kanada’nın New Brunswick eyaletinde yaşayan sanatçı ve sekiz çocuk annesi Norris-Clark’a göre evde ebesiz başarılı bir doğumun anahtarı şans değil, eğitim, düşünce yapısı ve bebeğe olan sevgi.

Ne Saldaya ne de Norris-Clark tıbbi deneyime veya uzmanlığa sahip. Elbette, asıl mesele de bu. (Saldaya ve Norris-Clark yorum taleplerine cevap vermedi.)

Ancak New Mexico Üniversitesi Hastanesindeki anne-bebek ünitesinin tıbbi direktörlerinden Dr. Lawrence Leeman, doğum esnasında destek kabul etmemenin çok büyük riskler doğurduğunu söylüyor.

“Hassas bir konu,” diyor Leeman. “Doğumla ilgili annelik özerkliğinizi dengeliyorsunuz. Öte yandan, gebelik ve doğum esnasında meydana gelen ve tespit edilip bu durumlarda bilirkişiler tarafından kontrol altına alınarak önlenebilecek ciddi sorunlar bulunuyor.”

Judith çoktan doktorları, çocukken kendine anestezi yapıldığı, gençken jinekolojik muayeneye girdiği ve bir doktor üniversitede iç kulak ağrısının ciddiye alınmadığı zamanlarla özdeşleştirmişti bile.

“Doktorlardan edindiğim deneyimleri hesaplıyorum da,” diyor Judith, “hiçbir zaman anlaşıldığımı hissetmedim. Hiçbir zaman beni dinlediklerini hissetmedim.”

Judith bu podcastlerin doktorlara ve tıbba karşı olan huzursuzluğunu körüklediği söylüyor. Bu durum evde ebesiz doğumu savunan toplulukta sık sık yaşanıyor. Hastanede yapılan doğumlar genel olarak travmatik deneyimler olarak anlatılıyor: aceleci, kadınları iteleyen yataklara bağlayıp zihni bulandıran ve sevgiden sorumlu hormonları bastıran ilaçlar veren bezgin sağlık ekipleri… “Endüstriyel obstetrik (doğum) zulüm” ve “tecavüz kültürü” gibi terimler sıklıkla kullanılıyor.

‘İnternetle beynimi yıkadım

‘Özgür doğum’ fikirleri radikal olsa da ideolojileri meşru kaygılara dayanıyor.

Günümüzde Amerika’da bir kadının hamilelik ya da doğum sırasında ölme ihtimali annesine oranla yüzde 50 daha yüksek. Bu ölümlerin birçoğu önlenebilir olsa dahi ve sebepleri yanlış tıbbi bakımdan ziyade erişim sorunu olsa dahi istatistiğin kendisi kadınların tıbbi kurumlardan şüphe etmesine neden olabiliyor. Ayrıca, ABD’li kadınların üçte biri sezaryen doğum yapıyor; uzmanlar bu oranı hayat kurtarabilecek bir prosedür için endişe verici olarak adlandırıyorlar fakat aynı zamanda anneler ve bebekler için artan sağlık risklerinin de beraberinde geldiğini söylüyorlar.

Aynı zamanda 6 kadından 1’i, “Reproductive Health” dergisinde geçen yıl yayınlanan bir ankete göre, hamilelik ve doğum sırasında sağlık hizmeti verenler tarafından kötü muameleye —sözlü taciz, tehdit, yardımı göz ardı etme,  fiziksel mahremiyet ihlali ve fiziksel istismar— maruz kaldıklarını bildirdi. Yine ankete göre hastanelerde doğum yapan kadınların, evde doğum yapanlara göre kötü muameleyi bildirme olasılığı beş kattan fazlaydı.

Washington merkezli savunma grubu National Partnership for Women & Families tarafından yürütülen farklı bir ankete göre ise 2002 yılında ankete katılan annelerin yüzde 45’i, doğum yapmanın kesinlikle tıbbi olarak gerekli olmadıkça müdahale edilmemesi gereken doğal bir süreç olduğu fikrini savunuyordu. 2018 yılına gelindiğinde ise bu oran yüzde 74’e yükseldi.

Boston Üniversitesi Halk Sağlığı Okulunda Halk Sağlığı Bilimleri Profesörü Dr. Eugene Declercq şöyle söylüyor: “Evde doğum yapan anneler, evin hastaneye göre daha güvenli olduğunu düşünüyor.” (Planlı evde doğumla hastane doğumunun güvenliği ve riski sorusu gergin tartışmalara konu olsa da American College of Obstetricians and Gynecologists‘e göre her iki tarafı da destekleyecek kanıtlar sınırlı. Ebelerin katıldığı ev doğumları sayı olarak nadir —tüm doğumların yüzde 1’inden daha azına tekabül ediyor— evde ebesiz doğum ise veri toplanamayacak kadar nadir gerçekleşiyor.)

“Kadınlar istemedikleri müdahalelere ve uygun olmadığını düşündükleri uygulamalara baskı yoluyla maruz kalmadan seçim yapmak istiyorlar,” diyor Declercq.

“Elbette, evde doğum yapanlar daha fazla kontrole sahip: Uzmanlar evlerine geliyor.” “Bunun nihai ifadesi şu şekilde: ‘Kimse evime gelemez.’”

Judith 40. haftasına yaklaşırken güç almak için Free Birth Society kursunun “geç doğum” bölümünü inceledi. 

Videoda Norris-Clark doğumu başlatmaya karşı uyarıyor ve suni bir şekilde doğumu başlatmayı “rahim tahliyesi” olarak adlandırıyordu. Norris-Clark, tüm doğumlarında standart 40 haftalık gebeliğin çok ötesine geçtiğini, bunlardan birinin neredeyse 43 haftaya kadar uzadığını söylüyordu.

“Bariz olay” olarak adlandırdığı ölü doğum endişesini ele alırken Norris-Clark hızla ilerliyor ve “bebeklerin 42 haftadan önce doğması gerektiği fikrini saçmalık” olarak görüyordu.

“Bebekler doğar,” diyordu Norris-Clark. “Bebekler eninde sonunda doğar.”

Ama bazen doğmuyorlar…

Kaynak

NBC News, "I brainwashed myself with the Internet," 21 Şubat 2020.

Çeviri: Can Başaçek

Kapak görseli: NBC News

Bir sahte içeriği gerçeğinden ayırt etmenin yollarına, teyitçi gibi düşünebilmeyi sağlayan yöntemlere, doğrulama araçlarına, fact-checking dünyasından haberlere ve güncel gelişmelere yer verdiğimiz #teyitpedia yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.

Kaynak

NBC News, "I brainwashed myself with the Internet," 21 Şubat 2020.

Çeviri: Can Başaçek

Kapak görseli: NBC News