Gülümseyin linklendiniz!

Ekip üyelerinin ofis kapısından -çoğunlukla- “Günaydın” coşkusuyla girdiği ve bugün geldiğimiz noktada “Hadi Zoom’la bizi” (toplantı linkini gönder) cümleleri arasındaki zaman aralığı henüz o kadar açılmadı. 

İki aylık çiçeği burnunda teyitçiliğimin ilk ayı ofiste geçti, ikinci ayı karantinada geçiyor. Her iki durumun yarattığı kendine has iletişim biçimleri var. Ben birbirimize ve size link göndermek, kaynak göstermek ya da daha sportif bir ifadeyle “linklememiz” üzerinden Teyit’i anlatmak istiyorum. Bu aynı zamanda geldiğim mahalle olan habercilik ve teyitçilik serüveninin farklarını kaynak belirtmek ya da linklemek üzerinden anlatacağım anlamına da geliyor. 

Günlük akışta teyitçilik

Kendimdeki değişimi gözlemlemem sık görüştüğüm arkadaşlarımla aramıza karantinanın girmesiyle başladı. Görüntülü arama devrine derhal adapte olamadığımız için araya giren mini mesafe, benim teyitçilik ilerleyişimi de gözleyen onlar için bir veri halini aldı. Benim “Bu kaynağa güven olmaz”, “Bir bekleyin, izleyelim” refleksime maruz kalmaya başlamış arkadaşlarım “Tamam Teyit” diyorlar bana bugünlerde.

Mesleği gazetecilik olan arkadaşlarımla konuşmalarımızda da kendini gösteriyor bu durum. Bazen o gazeteci arkadaşlarımı da düzeltirken ya da kaynağını kurcalayıp dururken buluyorum kendimi. Bu beni bir başka soruya taşıyor. 

İstisnasız hepimizin algıları sosyal medyadaki bu hızlı akışa, nasıl böyle hızlı teslim olabildi? Sosyal medya zihnimizi nasıl ele geçiriyor ve reflekslerimizi belirler hale geliyor? İlişkilerimiz ve kimliklerimiz nasıl dönüşüyor? 

İkinci düşünce süzgeci devreye girerken

Teyit’teki ilk yüzleşmem, okuduğum her şeyi bir kez daha okuyup tepki vermeden önce ikinci bir süzgeci devreye soktuğumu farkettiğim an başladı. Biraz köhnemiş duran şüphe kasım gelişmeye başlıyordu. 

Birinin çevresinde teyitçi biri olması, etrafındakini de değiştirmeye başlıyor. Bir haberci olarak ani reflekslere daha yatkın olan düşünme biçimimin biraz sakinlemesi ve ikinci süzgecin devreye girmesiyle etrafımdakiler okuduklarını bu kez “teyitleyelim diye” bana gönderir oldu. Bu, onların da hayatlarında bir kası daha faaliyete soktuklarının göstergesi. 

Gazetecinin kaynağı ile, teyitçinin kaynağı farklı mı? 

Bu şüphe kası meselesi bizi ister istemez kaynaklarımızı da konuşmaya taşıyor. Teyit’te başladığımdan beri beni teknik açıdan en çok uğraştıran, aynı zamanda en hızlı içselleştirdiğim şey, verdiğim bilgiye kaynağımı linkleme oldu. Bilgi kaynaklarımızı okuyucularımıza mümkün olduğunca çok göstermek için çalışıyoruz. Atakan bu yöntemi 2018 yılında neden ve nasıl değiştirdiğimizi şöyle anlatıyor  “Doğru ya da yanlış kararının Teyit’teki bir bilirkişi tarafından ortaya atılmadığı, internetteki açık kaynaklar ve belgeler sayesinde ulaşılabildiğini göstermek.” 

Çok konuşulmayan ama gazetecilik dünyasında olanların hak vereceklerini düşündüğüm bir konu; gazetecilerin kaynaklarını açıklaması hoş karşılanmaz ve bilgi gazeteci arkadaşlarla kolay kolay paylaşılmaz. Bazı gazetecileri bu yargının dışında tutmak mümkün ama  bu yargının içindeki gazeteciler bilgiyi aslında “kendisini parlatmak” için kullanmayı seven tarafta bulunur. Bu biraz sezgi kasınızın gelişmesiyle edinebileceğiniz bir izlenim. Günün sonundaki fotoğraf ise bilginin getirdiği “iktidarı” kullanmayı seven bir güruhu ortaya koyar.

Buradaki linkleme meselesi ise, “bilgiyi dağıtmak/olanı göstermek” anlamına da geliyor aynı zamanda. Tek elden çıkan bilgi, bizi çoğaltabiliyor. Bir örnek; ilk analizim olan ornitorenk heykeli hikâyesinin sonuna baktığınızda, linklemenin konuyu küresel ısınmaya kadar getirdiğini göreceksiniz. Kaynakların açık olması, bizim bilinç akışımızı izlemenizin de bir yolu. Linkleyin, siz de seveceksiniz. 

Birbirimizi boşuna linklemiyoruz 

Teyit ekibindeki herkesin ilgi ve çalışma alanları farklı, herkes birbirinden farklı geçmişlerden geliyor. Bu ekosistem öncelikle bir disiplinlerarasılık ruh hali katıyor üretimimize. Pek çok farklı alandan içeriği aynı çatı altında üretiyoruz. Bu durum her birimizin “titri” ile sınırlı kalmasından ziyade, bizleri genişleten şeylere dönüştürüyor. Birbirimize verdiğimiz seminerlerle kendi alanlarımız konusunda birbirimizi destekleyebiliyor, besleyebiliyor, cesaretlendirebiliyor ve nihayetinde linkleyebiliyoruz örneğin. 

Bu linklenme silsilesi bizi bir topluluk haline de getiriyor nihayetinde. Sadece çalışan değil, okuyan, bizi besleyen, ihbar gönderen kişilerden oluşan bir topluluğu kastediyorum. Bu topluluk, bilgi aktivizmi için mesai harcıyor. Genişçe bir bozkır burası yani. Kendi alanımdan bakarsam eğer yavaş gazetecilik de, çözüm odaklı gazetecilik de konuştuğumuz ve birbirimizi linklediğimiz konular arasında. Siz bu yazıyı okuduğunuzda Erdem’in bize bildiklerini aktarmak için düzenlediği etkileşimli gazetecilik webinarında tartışmış olacağız mesela.  

Linklemek dediğimiz, kaynakların herkes için eşitçe erişilebilir ve denetlenebilir olması,  bilginin özgürleşmesi ve kafamızı fanustan çıkarmamıza vesile olmuyor mu? 

Siz de linkleyin, ferahladığınızı hissedeceksiniz.

Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.