Facebook’ta dolaşan sahte haberler Myanmar gibi ülkelerde ölüm kalım meselesi

Facebook gibi sosyal platformlar üzerinden yayılan yanlış bilgiler konusu, ABD’de 2016 Başkanlık Seçimleri’ni etkilemeye çalışan Rus troll ordularının tüm ilgiyi toplaması nedeniyle neredeyse eskidi. Ancak Myanmar gibi bazı ülkelerde “yalan haberler” insanların kime oy vereceğini etkilemekle kalmıyor, tutuklanmalarına, hapse atılmalarına ve hatta bazen öldürülmelerine bile neden olabiliyor. Facebook da bu konuda pek bir şey yapıyor gibi görünmüyor.

Bölgeyi inceleyen bazı gazetecilere göre, Güneydoğu Asya sosyal medyanın etnik ve siyasi gerginliklerin tehlikeli bir şekilde yayılmasını teşvik edebildiği bir yer. Bu etki Tayland ve Kamboçya gibi ülkelerde görülebiliyor ancak Arakan halkının işkence gördüğü, evlerinden alındığı ve yaşanan bazı vakalarda tecavüze uğradığı, öldürüldüğü Myanmar’da bu etkinin ciddiyeti artıyor.

Foreign Policy ve The Atlantic dahil olmak üzere pek çok yayında bölgeyle ilgili yazılar yazan Christina Larson konuyla ilgili olarak şunu söylüyor:

Facebook’un Amerikan siyasetine etkisi karmaşık olsa da Asya’daki etkisi daha önemli, yol açtığı durumlar daha ciddi olabiliyor, buradaki ekosistem Facebook ve ABD’deki pek çok kişi tarafından daha az inceleniyor.

Geçen altı ayda olayların tırmanmasıyla Myanmar’da çalışan gazeteciler ailelerin sempati toplamak için kendi evlerini ateşe verdiğini söyleyen uydurma haberler dahil, Arakan karşıtı hareketi ateşlemeyi hedefleyen Facebook tabanlı yanlış bilgi ve propaganda dalgalarıyla uğraştıklarını belirtiyor.

600 binden fazla insan evlerini terk etmek zorunda kaldı ve binlerce kişi BM’nin “tam bir etnik temizlik örneği” olarak tanımladığı olaylarda hayatını kaybetti.

Arakan karşıtı propagandanın ana kaynaklarından biri Arakanlı Müslümanların ülkeyi ele geçirmeye çalıştığını ve herkesi Müslüman yapmak için uğraştığını iddia eden radikal Budist rahiplerden oluşan ve vaazlar veren Ma Ba Tha isimli bir grup. Grubun lideri Ashin Wirathu’nun vaaz vermesi yasaklandı ancak bir Facebook kampanyası sayesinde mesajını yaymaya devam ediyor.

İlginizi Çekebilir:  GÜNCELLENDİ: Arakan'daki Müslüman katliamından olduğu iddiasıyla paylaşılan 18 yanlış görüntü

Larson ve diğerlerine göre, Myanmar vatandaşlarının çoğunun haber almak için Facebook’u kullanması sorunun büyümesine neden oluyor. Yine de akıllı telefonlar ve sosyal medya nispeten yeni olduğundan medya okuryazarlığı düzeyi düşük.

2014’e kadar akıllı telefonları kullanmak için gereken dijital SIM kartlar kimsenin satın alamayacağı kadar pahalıydı çünkü yalnızca hükümet denetimindeki telekom operatöründen alınabiliyordu. Sektör açıldıktan sonra, ucuz akıllı telefonlar ve 1 dolar değerindeki SIM kartlar piyasayı doldurdu ve sokak satıcılarından alınabilir hale geldi. Bu sayede Facebook neredeyse tüm cihazlarda yüklü bir halde satın alınabiliyor. 

New York Times’ın Myanmar sorumlusu gazeteci Paul Mozur, Mynmar’daki yanlış haberlere ilişkin şunları söylüyor:

Facebook insanların her şeyi yapmak için kullandığı araç oldu. Gazetelerin, STK’ların ve özellikle uzak bölgelerdeki insanlara ulaşmaya çalışan diğer kuruluşların kampanyalarının, neredeyse her şeyin yerini aldı.

Arakanlı Müslümanlara karşıt hareketin lideri Wirathu önceden el ilanları bastırıp kışkırtıcı mesajlarını bu şekilde yayıyordu, şimdi ise Facebook’ta sahte görüntüler yayımlıyor ve 100 kat daha fazla insana ulaşıyor.

ABD’deki her siyasi kanattan propagandacının kullandığı da aşağı yukarı bu yöntem, ancak onların yaptıkları Myanmar’da Arakanlıların maruz kaldığı şiddet gibi sonuçlar doğurmuyor.

“Facebook’un Myanmar’daki sorun üzerine odaklanmış çok az çalışanı var”

Mozur, Myanmar’da akıllı telefon ve sosyal ağ dünyasına atılanların çoğunun “Facebook’taki yanlış veya kirli bilgilerin düzeyine alışkın olmadıklarını” belirtiyor. “Kendilerini birdenbire Yangon’dan çıkan ve çok daha karmaşık kaynakların körüklediği bir bilgi savaşının ortasında buluyorlar. Bu savaşta piyon olmaları bu yüzden çok daha kolay.”

Pekâlâ, Facebook yardım etmek için ne yapıyor? Bazılarına göre pek bir şey yapmıyor. Facebook’un sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkileri var ancak yalnızca birkaç çalışan sahada görev alıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü Asya Bölgesi Başkan Yardımcısı Phil Robertson’a göre “Güneydoğu Asya’da ev sahibi ortalıkta yok gibi”.

Facebook sözcüsü CJR’a nefret söylemlerini ve şiddete teşvik eden içeriği platformun dışında tutmak için şirketin çok uğraştığını, topluluk standartlarına ilişkin farkındalık yaratmak için kâr amacı gütmeyen gruplarla çalıştığını, güvenlik ve gizlilik üzerine ipuçları sunan yerel dilde sayfalar olduğunu belirtti. Ayrıca Facebook Myanmar’daki nefret söyleminin farkını anlamaya çalıştığını da belirtti.

Ancak bölgede bulunanlar, şirketin Mynamar’daki sorun üzerinde odaklanan çok az çalışanı olduğunu ve bu nedenle de şirketin nelerin gerektiğini anlamadığını ve içerik kontrolden çıktığında yeterince hızlı harekete geçemediğini söylüyor.

İlginizi Çekebilir:  Diplomaside yanlış fotoğraf krizi: Mehmet Şimşek, Myanmar ve Türkiye

Mozur, Facebook Messenger’da bir yandan Müslümanların 11 Eylül’de bir saldırı planladıklarına ilişkin paylaşımların yayıldığına, bir yandan da yine Messenger’da Budistlerin aynı tarihte bir saldırı planladığını söyleyen başka bir zincir mesajın dolaşımda olduğuna rastladıklarını söylüyor:

Bu mesajların nereden çıktığını bilmiyorum, dört kişi de olabilir ama bütün ülkeyi felce uğrattılar. Çoğu zaman bu çatlaklar halihazırda orada bir yerde öylece duruyordur, sanırım Facebook böyle durumlarda toplumdaki farklılıkları gösteren bir ayna görevi görüyor. Ancak sosyal medya şiddeti gerçekten alevlendiren bir şey de olabiliyor.

Larson nefret söyleminin tanımlanması gerektiğini düşünüyor ve ekliyor: “Ama bana göre Arakanlıların Myanmar’ı terk etmesi gerektiğini savunmak ve medya oyunları yaratmak için insanların güya kendi evlerini yaktıklarını gösteren üzerinde oynanmış görseller paylaşmak tehlikeli söylemdir.”

On binlerce insanın beğendiği ve paylaştığı bu görsellerin “askeri müdahale ile şiddet ve tecavüz de içeren insan hakları ihlalleri için zemin olarak kullanıldığını” söylüyor. “Sosyal medyanın insanları öldürdüğünü söyleyemeyiz … ama Arakanlılara karşı şiddetin alevlenmesinde sosyal medyanın bir şekilde rol oynadığını söyleyebiliriz.”

Olay yerindeki kişiler Facebook’un Myanmar ve bölgedeki diğer ülkelere yaklaşımının şirketin ne kadar bihaber olduğunu gösterdiğini, hatta kibirli bir yaklaşım olduğunu düşünüyor. Örneğin yakın zamanda yapılan deneylerde, Kamboçya ve Slovakya gibi ülkelerdeki kullanıcılar için haberler tamamen farklı bir akışa taşındı ve bu da kâr amacı gütmeyen yerel gruplara ve medya organlarına göre, insanların önemli bilgileri taşıyan kişilere erişimini önemli ölçüde etkiledi.

İfade özgürlüğü gibi konuları dikkatle ele almak önemli bir şey, diyor Larson, “ama algoritmayı değiştirip tüketicilerin en çok beğendiği seçeneği öğrenebildiğiniz bir A/B testi yapacaksanız, lütfen istikrarlı demokrasilere bakın. Muhalefet liderlerinin hapse atıldığı, aktivistlerin hükümet hakkında konuşmak için Facebook’u kullandığı otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü yerleri seçmeyin.”

Pek çok açıdan Myanmar, Mark Zuckerberg’in görmek istediği geleceğin bir örneği gibi duruyor: İnsanların çoğunun sosyal ağ üzerinden iletişim kurduğu ve hemen hemen bütün haberleri bu ağdan takip ettikleri bir ülke. Yine de bu hayalin sonucu bir ütopya değil, aksine etnik ve kültürel gerginliklerin alevlendiği ve silahların konuştuğu bir distopya. Facebook’un yayılmasına yardım ettiği tehlikelere verdiği tepki de yeterli görünmüyor.

Kapak fotoğrafı: Reuters

Kaynak: Mathew Ingram – Columbia Journalism Review Çeviri: Emek Akman