Yer kabuğundaki kırıklar ve Teyitçilik

17 Ağustos depreminin ardından yayılan yanlış bilgilerin yarattığı korkuyu hatırlıyoruz. Doğru bilgiye erişim hakkı ve şüphe kasının kriz anlarındaki kıymetini, 30 Ekim İzmir depreminde de tecrübe ettik.


14/11/2020 15:00 5 dk okuma

Bu içerik 2 yıldan daha eski tarihlidir.

17 Ağustos depremini hatırlıyorum. O yıllarda henüz gazeteci değildim, farklı bir gözle bakıyordum yaşananlara. Tüm hayatlarımızın sarsıldığı o günlerde apartman bahçelerine kurduğumuz televizyonların kaygımızı bir nebze azaltacak haberler vermesini bekliyorduk. 

Her mahalle bir sosyal medya mecrası gibiydi o zamanlar. Deprem gecesi olayın vahametini henüz kavramamışken “Boğaz köprüsü de yıkılmış”, “Avrupa yakası felaket durumda. Tamamı yerle bir olmuş” cümleleri kulaktan kulağa yayılmıştı. Günler sonra, deprem kaygısı henüz yok olmamışken birinin koştura koştura gelip “Şundan öğrendim bu gece büyük deprem olacakmış, evlere girmeyelim” dediğini ve bir gece daha sokakta yattığımızı unutamıyorum. Ne boğaz köprüsü yıkılmıştı, ne de o gece o büyük deprem oldu.

Kriz anlarında Teyit

Geçen 20 yılda şuna ikna oldum: Kriz zamanları kendini en çok belirsizlikten beslenen korku ve kaygıda belli ediyor. 99 depreminin ardından yayılan yanlış bilgilerin oluşturduğu iklim, şüphesiz travmanın katmerlenmesinde pay sahibi olmuştu. 30 Ekim’de İzmir’i vuran depremde de aynısı oldu. Belirsizliğe tahammülsüzlük, yanlış bilginin fitilini ateşledi. 

Teyit’in varlığı böyle dar vakitlerde daha da önem kazanıyor. 30 Ekim depreminin hemen ardından yayılan haberi hatırlarsınız: Bayraklı’daki Kızılay ve kaymakamlık binalarının yıkıldığı söyleniyordu. Böyle bir haberi gördüğünüzde ne hissedersiniz? Kuvvetle muhtemel en güvenilir olması gereken binalar yıkıldığı için kaygı ve öfke seviyeniz yükselecektir. Peki ya İzmir’deyseniz? Bayraklı’daysanız? Yardım umduğunuz iki kurumun yerle bir olduğunu duymak nasıl bir kaos yaratır düşünebiliyor musunuz? Kriz anlarında teyitçilik tam da bu yüzden yaşamsal. Çünkü duygularımıza hitap eden içerikler, daha hızlı yayılıyor.

Güçlü topluluk ve bilgi edinme

Bahsettiğim dedikodunun yayılmasının ardından konuyu araştırmaya başladık. Çok geçmeden iki binanın da yıkılmadığı sonucuna ulaştık. Hatta bu konuda sahada yer alan gönüllülerin de bize sunduğu katkı cebimize koyduğumuz önemli bir bilgiydi. Teyit, geçmişte de aynı yöntemden faydalanmıştı. Kriz anlarındaki bu düşünme pratiği, Teyit topluluğunu güçlendirme motivasyonuyla da bir yerde örtüşüyor da. Teyit’in yaygınlığı ve gücü arttıkça, takipçileri doğrulama sürecinin bir parçası haline gelebiliyor. Çünkü dijital okuryazarlığı ve şüphe kası gelişen kullanıcılar, yanlış bilgilerin yayılmasından eskisinden de çok rahatsız olmaya başlıyor. Buna algıda seçicilik de diyebiliriz. 

Bu iki bina ile ilgili haberler, bilgi edinme hakkının etkin kullanımı konusunda kat edecek mesafemiz olduğunu da bir kez daha anımsattı. Kızılay Başkanı Kerem Kınık, Bayraklı’daki binayla ilgili açıklamayı bizim analizimizi yayınladığımız sıralarda yaptı. Ancak kaymakamlık binası hakkında yetkililer halen sessizdi. Böyle zamanlarda bu kamunun bilgi paylaşımında daha cömert olması, yanlış bilgi yayılımını önlemek açısından epey kritik. Kaymakamlık binası konusunda kurumlardan bilgi alamadığımız gibi, binayı fotoğraflamaya giden arkadaşımız Berkcan Zengin’e basın kartını göstermesine rağmen izin verilmedi. 

Tartışmayı yanlış yerden kurduğumuz bir diğer konu ise deprem büyüklüğünün farklı açıklanmasıydı. Depremin büyüklüğünü AFAD, Kandilli ve USGS neden farklı açıkladı? “7.0’den büyük açıklasa devlet OHAL ilan edilecek” argümanı hiçbir yasal mevzuata dayanmadan ortaya atılmıştı. Üstelik gazetelerin köşe yazılarına kadar yerleşen bu uydurma bilgi, belki de depremde tartışılması gereken konuları gölgede bırakacak bir yayılıma erişti. 115 kişinin hayatını kaybettiği bir felakette, kurumların deprem büyüklüklerini neden farklı açıkladığını tartışmamalıyız. Teknik bazı yöntem değişiklikleri nedeniyle oluşan bu farklılık, yapılması gerekenlerin göz ardı edilmesine neden olmamalı. Kaldı ki bu yanlış bilgi, yine derinleşen bir kutuplaşma ve kurumlara güvensizlikle sonuçlanabilir. 

Böyle anlarda bu içerikleri paylaşırken sıkça dile getirdiğimiz kriz anları rehberimizi göz önüne almakta fayda var. Sabırlı olup, işin doğrusunu araştırmak ilk yapılabileceklerden.

İşin doğrusunu araştırmak

İşin doğrusunu araştırırken belki haber sitelerinde tamamı birbirinden kopyalanmış sadece tık kazanmak uğruna hazırlanmış içeriklerle de karşılaşabilirsiniz. Bazen doğrusunu araştırmak bile zorlaşabiliyor ve tık tuzağı doğrunun önüne geçebiliyor. Medyada elbette tek aksayan bu değil; ekrana çıkarılan deprem kahinleri, komplo teorisyenleri de işin hakikate perde çekmeye yarıyor. Depremi mavi dolunaya bağlamak, olmayan bir gemi ile depremlerin üretildiğini dakikalarca tartışmak, bulutların hareketinden üretilen deprem tahminini haberleştirmek, doğru bilgiye erişim hakkını engelliyor. 

Pandemi döneminde bir nebze de olsa değişen bu ortamın, yeniden fabrika ayarlarına dönmesi de üzücü. Bu da yine gerçek sorunlarımız yerine hayali dertleri tartışmamıza neden oluyor. 

Uzmanların söylediği sözlerin bağlamından koparılarak korku iklimi yaratılması bir diğer mücadele alanımızdı. 

Yanlış bilgi pek çok giyside karşımıza çıktı bu krizde. Hazırladığımız analizlerle bu krizin önüne geçmeye çalıştık. Ama bazı cümlelerin de altını biraz daha kalınca çizmemiz gerek. Depremin hemen sonrasında yayınladığımız bir tweet ile takipçilerimizi “dürtmeye” çalıştık. Yapılan bir araştırmaya göre insanları doğruluk hakkında düşünmeleri için "dürtmek" sosyal medyada ne paylaştıklarına dair kararlarını olumlu yönde değiştirebildiğini gösteriyor. Attığımız adım, eriştiği kişileri biraz daha düşündürüp onların bir kez daha düşünmesini sağladı. Yine deprem sonrasında yayınladığımız Teyit Yolu özel bölümü ile, takipçilerimizin şüphe kasını geliştirmeyi denedik. t cetveli özel bölümü ile bu gibi anlarda nasıl bir düşünme yöntemine sahip olmalıyız sorusunu tartıştık.

Bazen dayanışma, paylaşma içgüdüsüyle, bazen de aceleci bir tepkisellikle yaptığımız paylaşımlar, kriz anlarında paçamıza dolanabiliyor. Hiç ummadığımız içerikler, bir anda ateşe barut döküp, mevcut krizin aklıselimle atlatılmasını güçleştirebiliyor. Teyit olarak bütün çabamız, o paylaş butonuna basmadan önce bir kez daha düşünmeyi sağlayacak bir refleksi geliştirebilmek: “Bunu neden yapıyorum, doğruluğundan emin miyim, farkında olmadan birine zarar verebilir miyim?” 

Krizler hayatın bir parçası. Türkiye’de onlarla beklenenden çok daha sık karşılaşmamız ayrı bir tartışma; ama dar zamanlar her zaman oldu, olacak. Böyle zamanlarda şüphe kasınız ve Teyit yoldaşınız olsun.

icgorusidebarbanner