Biz bıktık diye virüs de bizden bıkar mı?

Salgın tüm hızıyla devam etse de, Şubat 2020’den beri yolladığımız Covid-19 Postası adlı bültenin ömrü vaki oldu. Artık enerjimizi, yanlış bilgileri doğrulamak ile bilgi ekosistemini iyileştirmeye dönük işbirliği çabalarına harcayacağız.


17/12/2021 13:00 5 dk okuma

Bu içerik 1 yıldan daha eski tarihlidir.

Dünya Sağlık Örgütü 31 Aralık 2019 günü Çin’in Wuhan kentinde sebebi bilinmeyen bir zatürre tespit edildiğini duyurdu. İki hafta sonra, 10 Ocak’ta zatürreye koronavirüs ailesinden bir virüsün yol açtığı belirlendi. Aynı aileye mensup virüsler daha önce SARS ve MERS salgınlarına yol açmıştı. Panik süratle, hatta virüsten katbekat daha hızlı yayıldı. 

Aslında salgının Çin sınırlarından çıkıp cihana yayılması ve Türkiye’de hastane kapasitelerini tehdit eden bir sorun haline gelmesi epey aldı. Ancak, bilgi düzensizliği ya da infodemi denen bela, tam da bu ilk zamanlarda akuttu. 

İnfodemi ne ola ki? DSÖ’ye göre, sağlıkla ilgili, aşırı, editör eli değmemiş, yani ayıklanıp düzenlenip insanın okuyacağı hale getirilmemiş, paniğe neden olan, yalan yanlış yahut anlaşılmaz derecede teknik bilgi kütlelerinin süratle akışı. Şöyle bir şey: Bilgi, hayatınızı kolaylaştırıp karar almanıza faydası dokunacak bir kaynak olmaktan çıkıp, idaresi imkansız bir baş belasına dönüşüyor. 

Teyit olarak, yanlış bilgiler, komplo teorileri, teknik ve aşırı bilgi yükünün zavallı merkezi sinir sistemlerimizle tutuşturduğu yangına biraz su dökelim dedik. Doğru & yanlış işaretlemesinin ötesine geçip, kaygıyı kararında bilgiyle dindirecek, dahası izolasyon altında birlik hissini güçlendirecek bir araç kurgulamalıydık. Bir bülten hazırlamaya karar verdik. 

Galiba başardık. Bülten 2020 Şubat’ında yola çıktığında bir anda 12 bin kişilik kitleye ulaştı. Açılma oranı yüzde 80’lerde seyrediyor, her yeni edisyona onlarca soru ve temenni yağıyordu. Böyle böyle salgının ilk aşaması sona erdi. 

covid 19 postasi icgoru yilbasijpg

Ahmet Fahri Küçük’ün yarattığı SARS-CoV-2 tiplemesi

Anımsarsınız, 2020 Haziran itibariyle artık “açılma” başlamış, peşi sıra salgın daha önce pek de yaygın olmadığı Anadolu’yu ele geçirmiş ve vaka sayıları üzerinde şaibe oluşmaya başlamıştı. Yaz sonunda Ankara başta olmak üzere hastanelerin kapasitelerini zorladıkları haberleri gelmeye başladı. İşte bu aralık, yani tehdidin yüzünü gerçekten gösterdiği zarf, salgın ve virüs hakkında ilginin de tavsadığı zamandı. Aylar süren karantina ve pek de sevimli olmayan önlemlerin ardından, basitçe “bıkmıştık”. İkisi standart biri Pazar Postası olmak üzere üç gün yolladığımız bültene biraz ara verdik. Hızır gibi yetişen aşılar ile aşılar hakkındaki kaygı ve kararsızlığın damga vurduğu sonraki sezon, bülteni iki haftada bir yolladık. Tehdit kabardıkça, ilgiyi yitiriyorduk. 

Yine de ikinci sezona devam ettik. Abonelere karşı sorumluluğumuz vardı. Ancak her yolun sonu var. Belli bir tarihsel fenomen ve ihtiyacın doğurduğu Covid-19 Postası, Ekim sonu itibariyle şık bir cenaze töreni eşliğinde posta kutularına veda etti. 

Arşivlik: Covid-19 Postası’nın tüm bültenlerine buradan erişebilirsiniz

Yeni krizler yeni infodemiler getirebilir

Bültenin hikayesinden çıkabilecek en nitelikli içgörülerden biri şu: Bilgiye söz konusu mesele burada, yakınımızda, bizle iç içeykenden ziyade; uzakta, orada, gizemli ve anlaşılmaz olduğunda sarılıyoruz. Dünyanın bir ucundaki volkan patlamasını merakla izlerken, yan komşunun dertleriyle ilgilenmemek gibi. Covid-19, arada çıkan yeni varyantlarla beraber - onlar halen merak uyandıyor çünkü yeniler - hiç olmadığı kadar yaygın. Ancak mevzuya burnumuzu çevirecek enerjimiz kalmadığı açık. 

Nasıl ki biz elmayı seviyoruz diye elma da bizi sevmek zorunda değilse, biz bıktık diye virüs de bizden bıkmayacak. Bu yüzden Teyit, salgın devam ederken enerjisini, yanlış bilgileri doğrulamak ile bilgi ekosistemini iyileştirmeye dönük işbirliği çabalarına harcayacak.

covid 19 postasi icgoru portre

Diğer bir ders de, bir krizler, haliyle infodemiler çağında yaşıyor olduğumuzun, bilgiyle tuhaf ilişkimizin iyot gibi açığa çıkmasıydı. 

Teyit, Covid-19’u en başından bir “kriz” olarak değerlendirmiş ve önceliklendirmişti. Geçen zamanda büyüsü bozulsa da, salgın şuursuzluk ve hazırlıksızlığımız, mevcut iktisadi yapının doğa ile ilişkimize etkisi, siyasi otoritelerin yanıtı ya da yanıtsızlığı hakkında çok şey öğretti. Kapıda bekleyen, hatta bazılarının içinde bizzat yaşadığımız onlarca yeni krizden bahsedilebilir. Bazıları şok edici, tokat gibi çarpıp afallatan cinsten olacak; deprem, yangın ya da seller gibi. Bazıları ağır ağır haşlayacak; ancak geçmişe baktığımızda anlayacağız başımıza ne geldiğini. Ortak özellikleri yine inkarla ikrar arasındaki amansız gerilim olacak. Her bir kriz komplo teorilerine, bilgi düzensizliği ve infodemiye kapı aralayacak. 

Biz bu posta sayesinde depremler, seçimler ve sellerden gelen infodemiyle başaçıkabilme tecrübemize, künt bir tuğla daha ekledik. Yeni krizlere karşı daha da bağışığız. 

Fazlası da var: Umut tacirliğine düşmeden yapıcı olabilmeyi, okuyucuyla kanlı canlı bir muhatap ile ilişkilenebilmeyi, robotik dilimizi esnetebilmeyi biraz da bu sayede öğrendik. Teyitçiliğin ötesine geçecek bir hakikat savunusu için çok şey biriktirdik. Samimi ve kendi zaaflarını da sergileyen insani tutum, ayniyle karşılık buldu. Aklıselime davet eden üslubu, kullanıcılar da sürdürdü; önerilerini kibar ve yapıcı bir şekilde ilettiler. Bültende yer vereceğimiz önerileri seçerken, şahsi tecrübelerden ve geribildirimlerden faydalanmak, ihtiyaçları vaktinde teşhis edebilmemize olanak tanıdı. 

Kolektif bir anksiyeteyle baş edebilmek için bugün burada olan sorunlara odaklanmak yerine, ufka bakmayı salık veren bir içerik yönü seçtik. Tasarıma zaman ve para ayırdık; görsel deyip geçmedik. İnsanlar karşılarında korkutucu ve soğuk bir virüs sureti yerine, sıcak ve canlı bir tasarım gördü. Kullanıcılarla etkinlikler başta olmak üzere çeşitli vesilelerle sohbet ettik. Bülten sayesinde, bireysel destekçi havuzumuzu da genişlettik. Yeteri kadar fayda ve katma değer üreten bir iş varsa, desteğin mümkün olduğunu test edebildik. 

Her ne kadar sevdiğimiz bir iş ve kaybetmek istemediğimiz bir topluluk vardıysa da, “vakit tamam” diyebilmeyi de becerdik. 

Umarız dünya yeni bir salgın daha görmez, ama olursa Teyit olarak yine buralarda oluruz.