Türkiye’de tıp müfredatını Rockefeller mı şekillendirdi?

Türk tıp müfredatının, Rockefeller tarafından şekillendirildiği iddia edildi. Ancak tıp fakültesi müfredatları, tek elden hazırlanmıyor.


17/02/2020 09:25 9 dk okuma

Bu içerik 3 yıldan daha eski tarihlidir.

Türkiye’de tıp eğitiminin, 19. yüzyıldan itibaren modern tıp literatürü ve pratikleri doğrultusunda kurumsallaştığını anlatmıştık. Tıp müfredatının neye göre, nasıl ve kimler tarafından şekillendirildiği ile ilgili iddialar da var. Bunlardan biri de, 10 Ocak 2020’de Soner Yalçın tarafından ortaya atılmıştı. Yalçın’a göre Türk tıp fakültelerinde kullanılan müfredat, Rockefeller tarafından şekillendirilmişti. 

Ancak tıp fakültesi müfredatları, tek elden ve merkezi olarak hazırlanmıyor. İzlenecek müfredat için YÖK bir çerçeve çizse de, son halini tıp fakülteleri dekanlıkları belirliyor ve bu genelde böyleydi. Okullar, “Türkiye’de tıp eğitimi nasıl kurumsallaştı?” adlı yazımızda aktardığımız eğitim modellerinden hangisine sadık olduklarına göre, müfredatlarının son haline kendileri karar veriyor. 

Üniversite reformu ve tıp eğitimi

Mustafa Kemal Atatürk üniversitelerin gelişimini, ülkenin kalkınması ve gelişmesi için önemli adım olarak görüyordu. 1933’te gerçekleştirilen üniversite reformuyla “Türk devriminin ilkelerini savunan, modern üniversiteler oluşturmayı” hedeflemişti. Almanya’dan getirilen öğretim üyelerinin de yardımıyla, İstanbul Darülfünunu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne dönüştürüldü. “Reform Sonrası İlk 10 Yılda Çizgilerle Öğretim Üyelerimiz” isimli çalışmada, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin eğitim içeriğinin dönüşümünden bahsediliyor. Buna göre, süreçte daha önce Cenevre’ye gidip tıp eğitimi almış olan Ord. Prof. Dr. Akil Muhtar Özden, tıp eğitimi müfredatının belirlenmesinde etkin rol oynayan isimlerden biriydi. Özden’in 1935’te kaleme aldığı Tıp Müfredatı Farmakodinami ve Tedavi Dersleri adlı eseri Türkiye’de yıllarca tıp öğrencileri ve doktorların başvuru kitabı oldu. Müfredatta belirleyici olan bir diğer isim ise, çocuk cerrahisi kliniği dersini, tıp programına ekleten Ord. Prof. Dr. Âkif Şakir Şakar’dı. Müfredatı şekillendiren Alman tıp profesörlerinden bazıları, genel fizyolojiyi tek başına bir ders haline getiren Hans Winterstein ve müfredat programına ilk kez zorunlu bakteriyoloji derslerini koyduran Ord. Prof. Dr. Hugo Braun’du. 

1960 darbesinin ardından yazılan 1961 anayasası ile üniversiteler özerklik kazandı ve müfredatın belirlenmesi konusunda çok daha belirleyici hale geldiler. Bu dönem özelinde, “Türkiye’deki tıp fakültelerinin müfredatlarının tek elden ve belli bir gücün belirleyiciliğiyle” hazırlandığı söylemek için elimizde bir kanıt yok. Çünkü üniversiteler özerkti ve alınan kararlar Milli Eğitim Bakanlığı’na yalnızca bildiriliyordu. Bakanlığın kararları onama ya da ret yetkisi yoktu. 

Ulusal Çekirdek Eğitim Programı

1980 darbesinin ardından Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) kurulmasıyla birlikte, üniversitelerin merkezi idare karşısındaki kurumsal özerkliği son buldu. Bu dönemde tıp fakültelerindeki yaşanan artış, tıp fakültelerinde farklı eğitim modelleri uygulanmasına sebep oldu. Bu süreçte, temel bilgi ve becerilere sahip hekimlerin yetişebilmesi için ortak bir program hazırlanma gereksinimi doğdu. Bu doğrultuda 2000’li yılların başında YÖK ve tıp fakültelerinin katkılarıyla Ulusal Çekirdek Eğitim Programı (ÇEP) uygulanmaya başlandı. YÖK’ün 2014’te hazırladığı raporda tıp eğitiminin standardizasyonunun sağlanması amacıyla çekirdek müfredat hazırlanması için özel bir komisyon kurulduğu ifade ediliyor. Ayrıca raporda ÇEP’in bir eğitim programı değil, tıp fakültelerinin kendi eğitim programlarını geliştirirken esas alacakları çerçeve olduğu bilgisi de eklendi. Yani günümüzde tıp fakültelerinin müfredatının belirlenmesinde etkin rol oynayan kurum YÖK ve ÇEP komisyonu.

ÇEP tarafından şekillendirilen tıp müfredatı; tıp eğitiminin amacı, semptomlar listesi, çekirdek hastalıklar ve temel hekimlik uygulamaları olmak üzere dört ayak üzerinde duruyor. Böylece mezun hekimin sahip olması gereken yeterliliklerin ulusal düzeyde belirlenmesi sağlanıyor. Buna göre her fakültede tıp eğitiminin içermesi gereken üç unsur var: Hekimlik uygulamalarına ve mesleksel becerilere yönelik eğitim içeriği; genel tıpta temel oluşturan bilgilere yönelik eğitim içeriği; profesyonel değerler, davranışlar ve profesyonelliğe yönelik eğitim içeriği.

Ancak bu müfredatın tamamen merkezi olarak belirlendiği anlamına gelmiyor. Bu dönemde örneğin Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile Hacettepe Tıp Fakültesi’nin ikinci sınıflarında okutulan derslerin farklı olduğu görülebiliyor. Tıp müfredatlarının fakülte dekanlıklarına bağlı olarak değiştiğini görmek için, Hacettepe, Ege, İstanbul Çapa, Ankara ve Akdeniz üniversitelerinin tıp eğitimlerini inceledik. 

Hacettepe Üniversitesi 

Hacettepe Üniversitesi tıp fakültesinde entegre eğitim modeli uygulanıyor. Dünyada entegre tıp eğitimi müfredatı ilk olarak 1950'lerin başlarında Amerika’da Western Reserve tıp okulunda geliştirildi. Entegre model 1960'ların başlarında kurulan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi kanalıyla çok geçmeden Türkiye’ye aktarıldı. O dönemde eğitimle uğraşan genç Hacettepeli akademisyenler bir kaç aylık sürelerle Western Reserve tıp okuluna gönderilerek yeni modeli gözleme şansı buldu. Hacettepe’nin ilk müfredatının da büyük ölçüde Western Reserve müfredatından esinlendiğini söylemek mümkün.

Hacettepe Üniversitesinde uygulanan eğitimin başlıca özelliği, her dönem derslerin anabilim dallarına göre değil, konulara göre verilmesi. Fakültenin internet sitesinde yer alan bilgiye göre her dönem belirli bir konu ele alınıyor ve bu konuya ait anatomi, fizyoloji, biyokimya gibi temel tıp bilimleri ve klinik bilimleri belirli bir düzen içerisinde işleniyor. Yani bu sistemde öğrenciler farklı bilim dalları ile klinik öncesi ve klinik konularını eş zamanlı öğrenme fırsatı buluyor. Ders kataloğunda dönemlerin ders içeriklerine yer verilmiş. Buna göre, öğrenciler tıp eğitiminin birinci döneminde esas olarak temel bilimler, ikinci döneminde insan biyolojisi ve mikrobiyolojinin temel esaslarına odaklanıyor. Üçüncü dönemde ise sistemler, fizyopatoloji, patoloji, farmakoloji ve klinik bilimleri açısından ele alınıyor. Tıp eğitiminin dördüncü ve beşinci dönemleri klinik stajları kapsıyor. Servislerde hastalar üzerindeki çalışmalar, klinik eğitimi ve derslere ek olarak seminerler de yapılıyor. Altıncı yıl mezuniyet öncesi intörnlük dönemi. Bu dönemde öğrenciler öğretim üyeleri ve uzmanların denetiminde sorumluluk alarak kendilerini hekimliğe hazırlıyor.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinde ise eğitim süreci “dilim” adı verilen modüllerden oluşuyor. Yönetmelikte “dilim”, kendi içinde tematik bir bütünlüğü olan, uygulamalı ve teorik derslerin yer aldığı öğrenim sistemi. Bu kapsamda birinci, ikinci ve üçüncü dönemler tıbbi bilimlere giriş, normal yapı ve fonksiyon ile patolojik yapı ve fonksiyon eğitimlerini içeriyor. Dördüncü ve beşinci dönemler klinik uygulama dönemleriyken, altıncı dönem intörn hekimlik dönemi olarak tanımlanıyor.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi

Halil İbrahim Durak Kuruluşundan Bugüne “Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Eğitim Öğretim Programı” isimli çalışmasında, 1955-1988 yıllarında geleneksel, 1988-2003 yıllarında sistem temelli entegre, 2003-2011 yıllarında kısmen toplumun öncelikli sağlık sorunları zemininde belirlenmiş sistem temelli yatay ve dikey entegre, ve 2012’den beri ise tamamen toplum öncelikli sağlık sorunları zemininde belirlenmiş sistem temelli yatay ve dikey entegre eğitim modelleri kullanıldığını ifade ediyor. Eğitimin yıllar içinde şekillenmesini belirleyen merci ise Tıp Eğitimini Araştırma Geliştirme Komisyonu.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi internet sitesinde 2019/2020 eğitim öğretim yılından itibaren aktif-entegre sistemi uygulayacağını duyurdu. Bu sistem, öğrenci merkezli, yatay ve dikey entegrasyonların güçlendirildiği bir müfredatı içeriyor. Program süresince ilk üç sınıfta sunumların merkezde olduğu, probleme dayalı öğrenim, kliniğe giriş, alan çalışmaları, mesleksel beceriler, iletişim becerileri ve özel çalışma modülleri ile desteklenen eğitim programı sürdürülüyor. Birinci dönemde molekülden dokulara, ikinci dönemde organ sistemleri, üçüncü dönemde sistemlerin patolojileri ve kliniğe yansımaları temel hedef alınıyor. Dördüncü ve beşinci dönemde mesleki bilgi, becerilerinin ve klinik uygulamaların kazandırılırken, altıncı dönem meslek pratiğinin yapıldığı stajlardan oluşuyor.

Eğitim programının, yıllar içerisinde YÖK tarafından belirtilen şartlar ve dekanlığın yürüttüğü özgün çalışmalar ile planlandığını söylemek mümkün.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi

2009 tarihli “Temel müfredatımızı nasıl oluşturduk: Kurumsaldan ulusala Ankara Üniversitesi deneyimi” başlıklı bir makalede de, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde müfredat geliştirme yöntemi aktarılıyor. Bu makaleden de anlıyoruz ki, tıp eğitimi müfredatı, tepeden ya da dışarıdan bir müdahaleden ziyade, katılımcı bir süreçle belirlenmiş. Lisans tıp öğrencilerinin temel bilgi, beceri ve tutumlarını belirlemek için 11 çalışma grubu belirlenmiş; 608 klinik konu gözden geçirilmiş. Süreç sonunda bunların yüzde 79’unun çekirdek müfredata dahil edilmiş. 

Akdeniz Üniversitesi

“Dünden Bugüne Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Uygulanan Tıp Eğitim Programı” isimli makaleye göre, 1973’te kurulan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1984’e kadar klasik eğitim sistemi uygulandı. 1984’den itibaren ilk üç sınıfta sistem bazlı entegre, 4-5. sınıflarda ise anabilim dalı merkezli eğitim veriliyordu. 2000’li yılların başından itibaren eğitim programı, ÇEP doğrultusunda gözden geçirildi, temel bilimlerde ve klinik bilimlerde tam entegre sisteme geçildi. Ardından 2009’da fakülte yönetimince ders kurulu ve stajların amaç hedefleri oluşturuldu. Tıp eğitim programı, 2011’de Tıp Eğitimi Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği tarafından akredite edildi. Bu sistem ile eğitim yıllarının ilk üç yılından itibaren öğrenciler toplum içinde ve kliniklerde eğitim almaya başladı. Ayrıca ilk ve ikinci dönemlere, her ders kurulunda bir konudan oluşan beş günlük modüler oturumlar eklendi.

Teyit’in ulaştığı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Müfredat Komisyonu baş koordinatörü Öner Süzer, görevli olduğu 12 yıllık sürede fakültenin eğitim programlarının eğitim müfredatı komisyonlarının özgür iradeleriyle hazırlandığını, yenileme aşamalarında dünyadaki birçok modeli incelediklerini ve sonucunda kendi modellerini geliştirdiklerini belirtti. Bu süreçte akredite bir kuruluş olarak dış denetime tabi olduklarını, YÖK tarafından belirlenen standartlara uyduklarını ekledi. Süzer bu kurumlar ve fakültenin iradesi dışında, dışarıdan bir müdahale ile kontrol edilmediklerini de vurguladı. 

Yani her fakültenin eğitim programını belirlerken farklı metot ve ekoller izlediğini, fakat bunlar arasında Rockefeller Vakfı olmadığını görmek mümkün.

Rockefeller Vakfı ve tıp müfredatı ilişkisi

Peki Rockefeller ailesinin tıp müfredatıyla hiç ilgisi yok mu? Var ve Rockefeller Vakfı bu konuda açık. Vakfın internet sitesinde, tıp eğitimine dair tüm çalışmalar detaylarıyla anlatılmış. Vakfın başlarda ABD ve Kanada başta olmak üzere Anglosakson dünyasındaki tıp eğitimine odaklandığı görülüyor, bugün ise bazı gelişmekte olan ülkelerde de çalışmalar devam ediyor ve bunlar da belirtilmiş: Vietnam, Gana, Tayland, Bangladeş ve Ruanda. Bu ülkeler arasında Türkiye bulunmuyor. Rockefeller Vakfı, Türkiye’de tıp eğitimini dönüştürmek için bir faaliyet içinde girmiş olsaydı, bunu da başarı öyküsü olarak hanesine ekler ve açıklardı. 

Kısacası tıp fakülteleri müfredatları için tek tip bir model ve ekolden bahsetmek mümkün değil. Bu durum da Soner Yalçın’ın tüm tıp fakültelerinin müfredatlarının tek bir isim tarafından hazırlandığı iddiasının doğru olmadığını ortaya koyuyor.

salgin var