Sabotajdan felakete Türkiye: İklim krizi milletvekillerinin yeterince gündeminde değil

Orman yangınları ve seller iklim krizine karşı gerçekçi politikalara duyulan açık ihtiyacı ortaya serse de, parlamento faaliyetleri seçilmişlerin iklim krizine ilgisizliğine işaret ediyor.


31/08/2021 17:15 9 dk okuma

Bu içerik 1 yıldan daha eski tarihlidir.

“Kurumuş toprağın üzerinde oturan üç çocuk annesi Bole de 'Bugün kaktüs yapraklarından başka bir şey yemedik' diye konuşuyor.” Alıntı bir romandan gibi gözükse de, bir haber metninden. Birleşmiş Milletler raporuna göre Madagaskar, iklim değişikliğinin kıtlığa neden olduğu ilk ülke olmak üzere. Açlıktan ölmek zamanla haber değerini yitirir mi dersiniz?   

Konda’nın araştırmasına göre, Türkiye’nin yarısı da iklim krizini, koronavirüsten daha tehlikeli buluyor ve 10 kişinin yedisi bu konuda endişeli. Bu resmin yanında, iklim krizi inkarcılığı da kendine yer bulabiliyor. Argüman ağırlıkla bunun yeni bir “üst akıl” oyunu olduğu. Hatta vegan ya da vejetaryenliğin hayvanları yok etmeye yönelik bir oyun olduğu da seslendiriliyor.  

Ancak hakikat kendini bir şekilde gösteriyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin raporu, 41 ilin kuraklıktan etkilendiği ve rekolte kaybının kaçınılmaz olduğu haberini veriyor. Çünkü Türkiye’nin yüzde 66’sında yağışlar azaldı. 29 Temmuz’da Manavgat’la başlayan orman yangınları, 3 Ağustos tarihinde Türkiye’nin 35 iline yayılmış durumdaydı. 19 Ağustos’ta yapılan resmi açıklama, yanan alanın 150 bin hektar olduğunu belirtiyordu. Orman Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan ve Ağustos başlarında ulaşabildiğimiz güncel orman yangınları listesine ise 24 Ağustos 2021 itibariyle ulaşamamaya başladık. 31 Ağustos'ta ise yalnızca bir yangın gözüküyor. 18 Ağustos'ta başlayan Tunceli'deki yangını listede görmek mümkün değil. Veriye neden ulaşılamadığı hakkında resmi bir açıklama da yapılmadı. Bu tablo, 29 Temmuz’dan bu yana orman yangınları gündemiyle yaşayan Türkiye’yi bir komplo teorileri çukuruna da sürükleyebilir.  

İyi haber NASA'ya ait orman yangınları bilgi sistemi aracıyla güncel ve geçmiş tüm yangınları ve izlerini takip edebiliyor olmamızda.

Sabotajdan felakete değişen söylem

12 Ağustos’ta Batı Karadeniz’de etkili olan yoğun yağış ve 81 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan sel, orman yangınları sırasında sık karşılaştığımız “sabotaj” iddialarının azalmasına sebep oldu ve bu kez durum bir “felaket” olarak adlandırıldı. 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yayınladığı istatistiklere göre 1997 ila 2018 yıllarında kasıtla çıkarılan orman yangınlarının sayısı ihmal ya da kaza sebepli olanları hiç bir zaman geçmedi. Faili meçhul kalan orman yangınlarının sayısı ise, 2011 yılından günümüze kadar hep artış gösterdi.

İlginizi çekebilir: Alevlerin ortasında ve henüz kanıt yokken Türkiye: İklim krizi mi, sabotaj mı?

Şeffaflığa bir adım:  Kamuoyuyla rapor paylaşmak 

Yangınlarla ilgili soruşturmalar sürerken, selleri neyle ilişkilendireceğiz? Özellikle Kastamonu, Bartın ve Sinop’ta yıkımın yaşandığı sel için resmi makamlarca herhangi bir rapor henüz ortaya konmadı. Yıkımın boyutunun ortaya çıkmaya başladığı günlerde, muhalefet tarafından da sahiplenilen sele ağırlıkla hidroelektrik santralın sebep olduğu iddiası tartışıldı. İddia yetkili makamları konu hakkında açıklama yapmaya zorlasa da, fotoğrafın tamamını tartışmanın önünü tıkadı. Tartışma sel sırasında HES’in mağdur olup olmadığına dahi geldi. 

Tartışmanın kısır ve niyet okumaya dayalı kalmasında, şeffaf olmayan ya da bütüncül olmaktan uzak görüşler var. Türkiye’de yaşanan felaketler üzerine kamuoyunun bilgilendirilmemesi sorunu yeni değil. Örneğin 2020 Ağustos ayında yaşanan ve Giresun’un Dereli ilçesinde 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan sel felaketine dair açıklamalara bakıldığında, raporların merkezi hükümetçe değil, parti, STK, belediye ya da üniversite gibi kurumlarca ortaya çıkarıldığı görülüyor. Bu durum bir çeşitlilik gibi okunsa da, merkezi hükümetin bir bakıma sessiz kalması anlamına da geliyor.

milletvekilleri iklim kriziyle ilgilenmiyor

AA, “Sel felaketinin yaşandığı Dereli’de yeni yapıların inşasında son yaklaşıldı” başlıklı haber, 23 Mayıs 2021 / Dereli’de de dere yatağına ev yapılmış.

Türkiye kamuoyuna bu yönlü bir raporun açıklanması, tartışma ve endişelerin konuşulabilir hale gelmesi açısından anlamlı olabilirdi. Örneğin Temmuz ayında 171 kişinin hayatını kaybettiği Almanya’da, sel ve taşkınları izleyen bir bilgi sistemi bulunuyor. Bu bilgiler kamuoyuna açık tutan bir sistemde izlenebiliyor. Selden sonra ise suyun durumunu açıklayan raporlar 29 Ağustos’a kadar her gün yayınlanmış. 

Nitekim, zaman sel felaketiyle ilgili yıkımın bu denli büyük olması sebebinin ormanlardan alınan fazla tomruk ve bunların depolanma koşuluyla ilişkili olabileceğine dair bir faktörü daha göz önüne serdi. Araştırmacı Önder Algedik, Türkiye’nin 100 günlük planının içinde tomruk sayısının artırılmasının olduğunu ve bu oranın sürekli büyüdüğünü hatırlatmıştı. Bu bizi ormansızlaştırmaya da götürüyor. Bir başka faktör ise, Kastamonu’da 30 metre olan dere yatağının 300-350 metreye kadar genişlemiş olması. HES’lerin felaketin boyutunu artırmış olmaması ihtimalinden şimdilik bahsetmiyoruz. 

Bozkurt’un sıcaklığı artıyor 

Şimdiye kadar insan faktörünün iklim üzerindeki etkilerinden bahsettik, peki bu insan faktörü iklim üzerinde neleri değiştirdi?

Meteoblue üzerinden selden en çok etkilenen Kastamonu Bozkurt’taki iklim değişimini incelediğimizde son 30 yıla karşılık, son 12 ay içinde önceki yıllara göre artan hava sıcaklığını grafiklerden izlemek mümkün. 30 yılın bütününe baktığımızda, son yılın kışları da yazları da daha sıcak geçiyor.

Son 30 yılda Temmuz ve Ağustos aylarında önceki yıllarda bölgede yine son 12 aya kıyasla daha fazla yağış görüldüğü zamanlar olmuş. Hatta bu oran Nisan ve Mayıs aylarında maksimum seviyelere de çıkmış. Yine de bölgede yaşanan yıkımın önceki yıllarda görülmediği biliniyor. 

milletvekilleri iklim kriziyle ilgilenmiyor

Yine Meteoblue üzerinden bölgedeki yağış miktarlarına 2018-2021 Ağustos 11-24 tarihleri aralığında baktığımızda, bu yıllar içindeki en çok yağışın 2019 yılında yaşandığını görüyoruz. Buraya bir parantez açalım: 2019 Grönland’da rekor buzul erimesinin görüldüğü yıl olarak da kayıtlara geçti. Aynı yılın bir diğer özelliği ülkelerin iklim krizine karşı atacağı adımların gündem olduğu Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi toplantısının hüsranla sonuçlanmış olmasıydı. Yani işlerin kötüye gitmesinin politika yapıcıların gündemini etkileyip etkilemediğini  bilmiyoruz.

Mecliste iklim gündemi: Yılda 12’den az 

Görünen o ki Türkiye’de yurttaşlar iklim konusunda uyanık ve kaygılı. Peki bu bilinç ve endişenin karar alıcılar nezdinde bir karşılığı var mı? Burada yürütme organı kadar, milletvekillerinin, yani yasamanın da konuya ilgisini merak ettik ve Referandom’la bir araştırma yaptık. 

İklim krizi ile ilgili ulusüstü bir kilometre taşı görevi gören, Türkiye’nin de Kasım 2021'de beş yıllık bir beklemenin ardından imzaladığı Paris İklim Anlaşması’nın ortaya çıktığı 2015’i esas alalım. Bu tarihten itibaren meclis kayıtlarındaki soru önergesi ve kanun tekliflerini, “iklim değişikliği, küresel iklim değişikliği, küresel ısınma, küresel ısıtma, Kyoto Protokolü, Paris iklim anlaşması, iklim krizi” anahtar kelimeleriyle inceledik. 

Sonuçlara göre, hükümet kadar milletvekilleri de konuyla alakadar değil. Meclisin son altı yıl içinde doğrudan iklimle ilgili yürüttüğü faaliyetin sayısı yılda 12’den az. 

Nisan 2015-Nisan 2021 verilerine göre, mecliste bu tarihler arasında konuyla ilgili toplam 62 soru önergesi verildi. Bu önergelerden 16’sı yanıtsız kalırken, 36’sı süresi geçtikten sonra, 10 tanesi ise zamanında yanıtlandı. 

Önergelerin partilere göre dağılımına baktığımızda ise ana muhalefet partisi CHP’nin 49 önerge ile ilk sırada olduğunu görüyoruz. MHP ve HDP beşer soru önergesi vermiş, İYİ Parti ise üç önerge sunmuş.  

TBMM Başkanlığı’na anahtar kelimelerimizi içeren toplam sekiz de kanun teklifi ulaşmış; yedisi kanunlaşmış. Bunların tamamı, uluslararası anlaşmaların uygun bulunmasına dair kanunlar. Yani tekliflerin yasalaşmasında uluslarasılığın bir “güç” olduğunu söyleyebiliriz. 

İklim Yasası: Türkiye ne hazırlıyor? 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde henüz faaliyete girmemiş bir Paris İklim Anlaşması dururken, hükümet bir iklim yasası hazırlama aşamasında olduğunu açıkladı. Bütüncül bir bakış açısı edinebilmek için, fikrin bir adım gerisine dönüp bakılabilir. 

Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele planı hazırlama kararını dile getirdiği ilk tarih 2010. Bu planı hazırlayarak kamuoyuna açıkladığı yıl ise 2011. Bir yıl içinde ortaya çıkan çalışma   2011-2023 yıllarını kapsayan İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’ydı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan bu eylem planını değerlendirmek üzere 2013’te yayınlanan bir raporda, Türkiye büyüme safhasında olduğundan, karbon azaltımında isteksiz olduğu tespiti vurgulanıyordu. Yani Türkiye, iklim değişikliği karşısında somut adımlar atmaktan ziyade, iletişim kampanyası yürütmeyi hedefliyordu. 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca 2020’de yayınlanan “İklim Değişikliği Ulusal İletişim Stratejisi ve Eylem Planı” incelendiğinde Türkiye’nin net bir karbon azaltım politikası olmadığı görülebiliyor. Aradan geçen dokuz yıla karşı, bu kampanya için kullanılması hedeflenen slogan, İklim Değişikliğine Karşı Türkiye Seferberliği. 

Türkiye’nin 2050 Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi ve Eylem Planı’na ulaşmak istediğimizde karşımızda İklim Değişikliğiyle Mücadele Zirvesi’nden bir sunum çıkıyor ve burada da karbon azaltımı stratejisine dair bir plan da yok. Bugün iklim yasası çıkarmanın zaruri hale geldiğini dile getirmekten kaçınmayan Türkiye’nin, Amerika ve Avrupa’yı aynı söylemde buluşturan Green New Deal sonrası adım atmak konusunda istekli, ancak somut hedefler belirlemekten uzak olduğu söylenebilir. 

IPCC/AR5 Raporu’nun yazarlarından Prof. Dr. John Morton’un iklim değişikliğinin Türkiye’deki olası etkilerine dair yorumu şöyle: “Tahminler, 2035’e gelince Türkiye’de sıcaklığın 1 ila 2 derece kadar artacağını gösteriyor. 2065’te ise bunun 3 ila 4 hatta bazı tahminlere göre 5 ila 9 dereceye kadar artacağı belirtiliyor. 21. yüzyıl sonlarına doğru sıcak hava dalgalarında büyük artışlar olacak. Yaz yağmurlarında artış bekleniyor. Kuraklık ve kurulukta da orta düzeyde artış olacak.” 

Bu sözler Türkiye’nin 2020 yılında yayınladığı eylem planında da yer alıyor. Yani bilimsel gerçeklerin gözardı edilmediği bu konuda argümanlar oluşturulduğu dikkati çekiyor. AK Parti'nin iklim değişikliği ve afetlere karşı çalışacak Göç ve Afet Bakanlığı kurulması için harekete geçtiği bilgisi de kamuoyuna yansıdı.

Popülizm bizi kurtarır mı? 

Bu bilimsel bilgi karşısında alınacak önlemleri zaman gösterecek. İTÜ’den Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’na göre bu tür felaketlerde iklim değişikliği günah keçisi gibi kullanılmaya başlandı bile. Zira altyapı sorunları, ormansızlaştırma, şeffaflıktan uzak politikalar ve nedenlerin konuşulmaması, sorumlunun yetkili ağızlarca iklim krizi olarak gösterilmesine sebep olabiliyor.  

Türkiye bürokratları, iklimin değiştiğini kabul ediyor ve en büyük sorun şimdilik iklim inkarcılığı da değil. Ancak elimizdeki sorun meclis gündemine altı yılda toplam 70 kez gelmekten fazlasını hakediyor. 

Güncelleme: 28/06/2022

Paris İklim Anlaşması'nın Türkiye tarafından da imzalandığı bilgisi eklendi.


Twitter, Kemal Özer Tweeti
13/06/2021
Twitter, Tuncay Uludağ Tweeti
12/08/2021
Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Mayıs 2021 Kuraklık Raporu
01/05/2021
OGM, Aktif yangınlar
04/08/2021
Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı, Orman Yangınları
24/08/2021
Gazete Duvar, IPCC Raporu bize ne diyor?
16/08/2021
Evrensel Gazetesi, HES'ler sellerin sebebi mi mağduru mu?
12/08/2021
Referandom, Meclisin iklim gündemi raporu
26/08/2021
tümünü göster
iklim