Büyüteç: Seçime katılım eşittir demokrasi mi?

Türkiye, seçimlere yüksek katılımı olan ülkelerden biri. Peki seçime yüksek katılım bir demokrasi göstergesi mi?


24/05/2023 15:00 11 dk okuma

Özet

Seçime katılım oranı tek başına bir demokrasi kriteri değil.

The Economist Intelligence ve V-Dem gibi kurumların demokrasi endeksi raporlarına göre, seçim tek başına bir demokrasi kriteri değil.

Bir ülkedeki demokrasinin varlığı için, seçim süreci ve çoğulculuğun yanı sıra, hükümetin işleyişi, siyasi katılım, demokratik siyasi kültür ve sivil özgürlüklere de bakmak gerekiyor.

Türkiye, Demokrasi Endeksi’nde 167 ülke arasında 103’üncü sırada yer alıyor. Ülkelerin 10 puan üzerinden değerlendirildiği listede, Türkiye 4,35 puanla “melez rejim” olarak tanımlanmış.

Demokrasiyi kavramsallaştırmaya ve ölçmeye yönelik araştırmalar yapan V-Dem (Varieties of Democracy) kuruluşunun hazırladığı 2023 Demokrasi Raporu’na göre, Türkiye seçime dayalı otokrasinin hakim olduğu ülkelerden biri.

Teyit'in ulaştığı Prof.Dr. Ali Çarkoğlu ve Hukukçu Levent Köker'e göre, Türkiye’de seçmen davranışını ve oy kullanımını en çok etkileyen durum, kutuplaşmanın çok yüksek olması.

Ayrıca, Türkiye’de katılım her seferinde biraz daha yüksek olsa da, medyanın bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, yolsuzluk ve verilerin şeffaflığı gibi konularda daha katedilmesi gereken bir sürece ihtiyaç olduğu görülüyor.

Türkiye, 28. Dönem Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri için 14 Mayıs 2023’te sandığa gitti. Ancak cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları adayların yüzde 50+1’i bulamamasıyla ikinci tura, yani 28 Mayıs 2023’e kaldı.

Seçim akşamı en çok konuşulan konulardan biri, sandığa giden seçmen oranı oldu. Sosyal medyada seçime rekor bir katılım olduğu iddiaları gündeme gelirken, siyasiler seçim sonuçlarına ilişkin konuşmalarında seçimin bir demokrasi şöleni olduğunu dile getirdi. 

Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan, seçim akşamı yaptığı balkon konuşmasında 14 Mayıs seçimi için, “Rekor katılım”, Dünyada benzeri yok”, “Tarihimizin en yüksek katılımlı seçimlerinden birini yaşadık” sözlerini kullandı

Millet İttifakı üyelerinden Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan seçimi, ülke tarihinin en güçlü demokrasi örneklerinden biri olarak nitelendirdi

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, 23 Mayıs 2023’te katıldığı bir televizyon yayınında, “Dünya demokrasileri içerisinde seçime katılımın en yüksek olduğu ülkelerden biriyiz, belki de birinci ikinci sırada olabiliriz. Yani yüzde 88 küsur seçime katılım oranı oldu. Batı demokrasilerine baktığınız zaman ortalama seçime katılım oranı 55, 60, 65’lerdedir, daha yukarıda değildir. ABD’de de öyledir mesela, yani genelde 53, 55, 57 arası olur. Dolayısıyla ABD seçmeninin üçte biri ya da dörtte biri seçer ama kimse onların meşrutiyetini sorgulamaz” ifadelerini kullandı

Peki seçimlere katılım oranı siyasilerin dile getirdiği gibi demokrasi göstergesi mi? 

Türkiye'de seçime katılım

14 Mayıs 2023 seçimlerinde toplam seçmen sayısı 64 milyon 113 bin 941’di. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçime katılım oranının, yurtiçinde yüzde 88,92; yurtdışında ise yüzde 52,9 olduğunu açıkladı. 

Türkiye, sandığa gitmeyi seven bir ülke. Geçmişte siyasi kargaşanın hakim olduğu ve darbelerin yaşandığı dönemlerde bile, seçmen demokratik hakkını sandıkta kullanmanın önemli olduğunu düşünüyordu. 1950’den bu yana katılım oranlarına bakıldığında da, bu çıkarımı yapmak güç değil. 

Yıllara göre seçimlere katılım oranlarını şöyle sıralayabiliriz:

Türkiye’de seçime katılım oranı yüzde 64’ün altına hiç düşmemiş. En fazla katılımın olduğu yıllar ise, 12 Eylül 1980 darbesinden sonraki dönemde yaşanmış. 1982 yılındaki anayasa değişikliği halk oylamasındaki katılım oranı yüzde 91,3 olmuş. Bu seçimde atlanmaması gereken detaylardan biri de seçimlere katılmamanın cezai yaptırımının da olması olabilir

1983 yılındaki genel seçimlerde bu oran 92,3, 1987 yılındaki genel seçim ve referandumda ise katılım yüzde 93’ün üzerinde. 

Teyit’in ulaştığı Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Çarkoğlu’na göre, özellikle askeri vesayetin güçlü olduğu bu dönemlerde seçime katılımın yüksek olmasının en önemli sebeplerinden biri askerlerin oy kullanmayı neredeyse mecburi bir görevmiş gibi yansıtmasıydı. 1982 yılındaki anayasa değişikliği halk oylamasında, zarflar hafif şeffaf gibi görünüyordu ve yalnızca oy kullanılması değil, kime oy verilmesi gerektiği de teşvik ediliyordu. Ama Çarkoğlu’na göre, bu durumun elbette demokrasiyle bir ilgisi yok. 

Teyit’in ulaştığı Hukukçu Levent Köker’e göre, 12 Eylül 1980 sonrasında yapılan anayasa değişikliği referandumunda, tamamen güdülenmiş, mecbur bırakılmış bir seçmen vardı. Ancak 1983 seçimlerinde seçmen güçlü askeri vesayete rağmen Anavatan Partisi’nin sandıktan çıkmasını sağladı. Köker’e göre, bu durum, aslında toplumun seçim konusunda görece bilinçli olduğunu da gösteriyor. 

Seçim tek başına bir demokrasi kriteri değil

Seçimler, siyasal otoritenin değişimi sorununa kalıcı bir çözüm getirilmesi, hükümetin politikalarının denetlenmesi veya etkilemesi ve siyasal sistemin meşruiyetinin sağlanması için olmazsa olmazlardan biri. Ancak tek başına demokrasiyi tanımlayan kriterlerden biri değil. 

Bu yüzden bir ülkedeki demokrasi ölçütü tek başına seçime ve seçim süreçlerine indirgenemez. The Economist Intelligence’ın 2022 tarihli Demokrasi Endeksi’ne göre, bir ülkedeki demokrasinin varlığı için, seçim süreci ve çoğulculuğun yanı sıra, hükümetin işleyişi, siyasi katılım, demokratik siyasi kültür ve sivil özgürlüklere de bakmak gerekiyor. 

Çoğulcu demokrasi anlayışı, çoğunluk yönetiminin çoğunlukçu demokrasi anlayışına kayma tehlikesini önlemeye yönelik oluşan bir kavram. Çoğulcu demokrasi anlayışında, yönetim yine çoğunluğa ait olsa da, azınlıkta kalan kesimin hakları da son derece önem taşıyor. Çoğulcu demokraside parlamentonun ve parlamentodaki çoğunluğun üstünlüğü kabul edilse de, sınırsız yetkilerin olduğunu söylemek mümkün değil. 

En demokratik ve en az demokratik ülkelerin yer aldığı rapora göre Türkiye, Demokrasi Endeksi’nde 167 ülke arasında 103. sırada yer alıyor. Ülkelerin 10 puan üzerinden değerlendirildiği listede, Türkiye 4,35 puanla “melez rejim” olarak tanımlanmış. Bu kavrama göre, Türkiye, henüz otoriter rejimden demokratik rejime geçişini tamamlayabilmiş değil. 

Rapora göre, Türkiye’nin seçim süreci ve çoğulculuk için puanı 10 üzerinden 3,5. Hükümetin işleyişi kriterinde puanı beş iken, siyasi katılım için bu puan 5,56. Demokratik siyasal kültür için puanı 5,63. En az puanın geldiği ölçüt ise sivil özgürlükler. Buradaki puan 10 üzerinden 2,06. 

demokrasi endeksi economist

Raporda bu puanların detaylı olarak sebeplerine de yer verilmiş. Rapora göre, Türkiye’de seçimler genellikle özgür ve adil yapılmıyor. Yanı sıra, medya yeterince özgür değil ve üzerinde bir sansür var. Benzer şekilde hukukun üstünlüğünün zayıf olması ve yolsuzluğun yaygınlığı da etkili ölçütler arasında. 

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) Dünya Basın Özgürlüğü 2023 yılı endeksine göre, Türkiye 180 ülke arasında 165’inci sırada.
Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) Hukukun Üstünlüğü 2022 yılı endeksine göre, Türkiye 140 ülke arasında 116’ıncı sırada. 
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2022 yılı Yolsuzluk Endeksi’ne göre, Türkiye 180 ülke arasında 101’inci sırada. 

2012 yılında Türkiye Demokrasi Endeksi’nde 5,76 puanla daha üst sıralardayken, zamanla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkede otokratik düzeni hakim kıldığı için ölçütlerin puanlarının da düştüğü belirtilmiş. Raporda, özellikle medya ve muhalefet üzerindeki baskının güçlü olduğu bilgisi yer alıyor. 

Rapora göre, dezenformasyon yasası ve değişen seçim yasası ülkedeki artan baskıyı anlayabilme açısından önem taşıyor. 

Prof.Dr. Çarkoğlu: “Türkiye’de seçmen davranışında kutuplaşmanın etkisi çok yüksek”

Demokrasiyi kavramsallaştırmaya ve ölçmeye yönelik araştırmalar yapan V-Dem (Varieties of Democracy) kuruluşunun hazırladığı 2023 Demokrasi Raporu’na göre, Türkiye seçime dayalı otokrasinin hakim olduğu ülkelerden biri. Raporda benzer örnekler arasında Hindistan, Nijerya, Pakistan, Rusya ve Filipinler gibi ülkeler gösteriliyor. Yani rapora göre, Türkiye giderek otokratikleşiyor. 

The Economist Intelligence raporunda olduğu gibi, V-Dem raporunda da, Türkiye’de ifade özgürlüğünün bastırıldığı, 2022’de çıkarılan “yanlış bilgilerin yayılmasını” suç sayan yeni yasanın bu durumun en önemli örneği olduğundan bahsedilmiş (sf.24).

Peki seçmenin sandığa gitmesi üzerinde neler etkili ve seçmen davranışı nasıl şekilleniyor? 

Prof.Dr. Ali Çarkoğlu’na göre, Türkiye’de seçmen davranışını ve oy kullanımını en çok etkileyen durum, kutuplaşmanın çok yüksek olması. Seçmenler, destekledikleri aday kaybederse bunu bir son olarak görüyor. Ancak sandık tek başına demokratikleşmeyi getirmiyor. 

Çarkoğlu, sosyal refah sistemi, otonom çalışan bir ekonomi yönetimi olsa tüm bunların daha az konuşulacağı görüşünde. Çünkü Türkiye’de Merkez Bankası’nın nasıl çalışacağı bile kimin kazanacağına bağlı. Fakat gelişmiş ve işleyen demokrasilerde seçmen bu ve buna benzer durumları düşünmüyor. 

Hukukçu Levent Köker’e göre de, son seçimlerde katılımın yüksek olmasının en önemli sebeplerinden biri, siyasal kutuplaşma. Köker, son seçimlerdeki katılımların, güdülenmiş bir katılım olmadığını söylüyor. Köker’e göre, 14 Mayıs seçiminde, katılımın yüksek olmasının sebebi muhalif seçmen için iktidarı değiştirmekken, iktidar seçmeni de yerini korumayı düşünerek sandığa gitti. 

Çarkoğlu, V-Dem raporunu da örnek göstererek, Türkiye’nin 2022 yılı Liberal Demokrasi Endeksi’nde 179 ülke arasında 148’inci sırada olduğunu belirtiyor. Listeye bakıldığında Avrupa’dan hiçbir ülkenin Türkiye’nin yakınında olmadığı görülüyor (sf.44).

Çarkoğlu’na göre, seçmeni etkileyen durumlardan bir diğeri, oyların nasıl sayılacağı konusu. Türkiye’de hemen her seçim döneminde oyların nasıl sayıldığı, çalınıp çalınmadığı iddiaları gündeme geliyor. Çarkoğlu, seçmenin seçim güvenliğine yönelik intibasının olumsuz olduğu görüşünde. Yurttaş, seçimin adil olmayacağını düşünüyor ve bu da sandığa gitme halini etkiliyor. 

Dahası adil ve şeffaf olmayan bu seçim süreci, seçim sonrasında da seçimi kazananların meşruiyetine gölge düşürebiliyor. Çarkoğlu’na göre, seçimi kaybeden taraf oyların çalındığını, kazanan taraf ise çok güvenli bir seçim yaşandığını dile getiriyor. Buradaki en önemli sebep de elbette sistemin açık ve şeffaf biçimde işlemiyor olmasından kaynaklanıyor. Çarkoğlu, bu sorunun gitgide daha akut bir sorun haline geldiği kanaatinde. 

Hukukçu Levent Köker’e göre de, demokrasinin sağlanması için en önemli konulardan biri, seçimlerin serbest ve adil şekilde yapılması. Bunun olabilmesi için, birinci kriterse, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün evrensel standartlara uygun olması. 

Yanı sıra, kamu yönetimiyle ilgili devlet yetkisi kullanan vatandaşların siyasal hak, seçilme hakkı özelinde eşit hak sahibi olması bir diğer kriter. Ayrıca, demokrasinin sağlanabilmesi için, medyanın pluralist ve özgür bir ortamda kamusal çalışabilmesi, tek yapılı bir medya yapısının olmaması gerekiyor.

Kimlik siyaseti de seçmen davranışı üzerinden tartışılan konulardan. Peki, kimlik siyaseti seçmen davranışını nasıl etkiliyor? 

Çarkoğlu’na göre, bu durum kimliklerin siyaset içinde ne kadar tanınır ve meşru göründüğüne çok bağlı. Eğer seçmen kendini temsil edebilecek temsilcinin yalnızca mecliste olabileceğine inanıyorsa, oy vermeyi tercih ediyor. Seçmen en azından kendini temsil edebilecek bir milletvekilinin parlamentoda olabileceğini düşünüyor. Fakat aslında bu durum temelde bir ayrımcılığın ve demokrasinin işleyişinin eksikliğinin göstergesi.

Demokrasi ve sandık ikilisi dünyada ne anlatıyor?

Türkiye’deki duruma bakıldığında sandığa gitmenin tek başına demokrasiyi göstermediği aşikar. Peki dünyada bu iki kavram nasıl işliyor? 

The Economist Intelligence raporuna göre, demokrasi endeksinde ilk sırada Norveç yer alıyor. Norveç’in seçim süreci ve çoğulculuk puanı, siyasi katılım puanı ve demokratik ve siyasi kültür puanları 10 üzerinden 10. Hükümetin işleyişine dair puanı ise 9.64 iken, sivil özgürlükler puanı 9.41. 

Norveç’i Yeni Zelanda, İzlanda, İsveç, Finlandiya, Danimarka ve İsviçre gibi ülkeler takip ediyor. 

demokrasi endeksi avrupa ulkeleri

Peki, Norveç’te seçime katılım oranları çok mu yüksek? Aslında hayır. Türkiye’yle kıyaslandığında seçime katılım oranları son 20 yılda yüzde 75 seviyelerinde seyrediyor

norvec secime katilim oranlari

Listenin sonlarındaki ülkelerdeki duruma da bakalım. Bu ülkelerden biri Türkmenistan. The Economist Intelligence raporuna göre, Türkmenistan demokrasi endeksinde 167 ülke arasında 161’inci sırada. Ülkenin demokrasi endeksini belirleyen ölçüt puanları neredeyse sıfıra yakın. Fakat ülkede yapılan son parlamento seçiminde seçmenin sandığa gitme oranı yüzde 91,12’ydi. Yani seçmeninin neredeyse tamamı sandığa gidiyor olsa da, ülke demokratik yeterliliklerini yerine getiremiyor. 

Benzer örnekler Türkiye tarihinde olduğu gibi, dünya tarihinde de var. 1938’de Almanya’da halka Milletler Cemiyeti’nden ve Silahsızlanma Konferansı’ndan ayrılma konusunda tercihi sorularak bir referandum yapılmıştı. Kararı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nazi Partisi) lideri Adolf Hitler halka sunmuştu. Bu seçime katılım oranı yüzde 99,6’ydı ve seçmenin yüzde 99,1’i evet oyu vermişti. Seçimler gizli oy sistemiyle değil, açık halde yapılmış; kağıtta “Evet” kısmı daha büyükken, “Hayır” kısmı daha küçük hazırlanmıştı. Yani açıkça baskı altında ve antidemokratik bir düzende yaşayan seçmen, oy vermesi bir yana, karara evet demesi yönünde de baskı altındaydı. 

Dünyanın en kapalı rejimlerinden biri olan Kuzey Kore’de seçimlere katılım oranı neredeyse yüzde 100. Ancak bu ülkedeki seçimler demokratik bir şölenden ziyade belirli adayların kazandığı bir “ayinden” ibaret. 

Prof.Dr. Ali Çarkoğlu’na göre, nispi seçim sistemlerinde katılımın, çoğulcu sistemlere göre daha yüksek olması bekleniyor. Çünkü bu sistemde oyun heba olması ihtimali çok daha düşük. Çarkoğlu’nun ABD özelinde verdiği örneklere göre, ABD’de seçim çoğulcu yani majoriten sistemle yapılıyor. Belirlenen iki başkan adayı, seçilecek iki de grup var: Demokratlar ve Cumhuriyetçiler. Dar bölge seçimlerinde bu nedenle katılımlar da düşük oluyor. 

Mesela, 2022’deki ABD Kongre Seçimleri’nde seçmenin yalnızca yüzde 52,2’si sandığa gitmiş. Üstelik bu oran 2000’den bu yana başkanlık dışı bir seçim için en yüksek ikinci seçim olmuş. 

Çarkoğlu’na göre, ABD’de seçmenin sandığa gitmiyor olmaması demokrasinin işlemediği anlamına gelmiyor. Bunun sebebi ise, farklı düzeylerdeki yönetişim mekanizmalarına halkın katılımı sağlanabiliyor. Vatandaş, okul bölgesinin neresi olacağından, belediye başkanlığındaki seçime kadar katılım sağlayabiliyor. Yani vatandaşlar, hayatını daha yakından etkileyecek seçimlere katılabiliyorlar. 

Türkiye’deki ve dünyadaki durum verilerle bu şekilde özetlenebilir. Yani tek başına sandık eşittir demokrasi demek hem verilere hem de uzman görüşlerine göre doğru değil. 

Türkiye’de katılım her seferinde biraz daha yüksek olsa da, medyanın bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, yolsuzluk ve verilerin şeffaflığı gibi konularda daha katedilmesi gereken bir sürece ihtiyaç olduğu görülüyor.