Din görevlileri, Boşnaklar, Arnavutlar ve Arapların Çanakkale’de savaşmadığı iddiası

İDDİA: Çanakkale Savaşı'nda din görevlileri, Boşnaklar, Arnavutlar ve Araplar askerlikten muaf tutuldu. Hiçbiri Çanakkale'de savaşmadı.    

KARMA

teyit.org’a ihbar olarak gönderilen bir görselde, Boşnaklar, Arnavutlar ve Arapların Çanakkale Savaşı’ndan muaf tutulduğu ve bu milletlerin Çanakkale’de savaşmadığı iddia edildi. “Çanakkale Savaşı’nda kimler askerlikten muaftı?” başlıklı görselde ayrıca din okullarında okuyan ve çalışanların, imamların, müezzinlerin, tekke şeyhlerinin ve türbe görevlilerinin de savaşta bulunmadığı belirtildi.

Görseldeki iddiaların kaynağı olarak ise Mehmet Arslan’ın, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı’nda 2005 yılında yayınlandığı iddia edilen “Birinci Dünya Harbinde Çanakkale Cephesine Asker Alım İşlemleri ve Askerlerin Cepheye İntikalleri” isimli makale gösterildi. Bir süredir internette olan iddia 2016 yılında “Gök Tanrı-Tengri” isimli Facebook sayfasında paylaşıldı ve şimdiye kadar 3 bine yakın kullanıcı tarafından paylaşıldı.

Makaledeki bilgiler aksi yönde

Ancak, Boşnaklar, Arnavutlar ve Araplarla beraber sayılan diğer grupların Çanakkale Savaşı’na katılmadığı iddiası doğru değil. Bahsi geçen makale incelendiğinde makaledeki bilgilerin iddia edilenle tam bir zıtlık içinde olduğu görülebilir. Ayrıca, görselde iddiaya kaynak olarak gösterilen makalenin tarihinin 2005 olmadığı, makalenin 2015 yılında yazıldığı fark edilebiliyor.

Makale incelendiğinde, savaşın patlak vermesiyle daha önce Osmanlı’dan kopmuş Balkan topraklarında yaşayan Müslümanların, savaşmak için Anadolu’ya geldikleri okunabiliyor. Buna göre Yunanistan, Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan, Bosna ve Kosova gibi ülkelerden trenlerle haftalarca süren yolculuklar neticesinde gelen insanların Çanakkale Savaşı’na katıldıkları ifade ediliyor.  

Makalede Osmanlı Devleti’nin çok uluslu bir yapıda olduğuna da dikkat çekiliyor. Çanakkale Muharebeleri’nde savaşmak üzere bölgeye sevk edilen askerler içinde Türk ve Arap gibi askerlerin yanı sıra Rum, Musevi, Ermeni, Keldani, Yezidi, Nusayrilerin de olduğu vurgulanıyor.

Son olarak makalede, din okullarında okuyan ve çalışanların, imamların, müezzinlerin, tekke şeyhlerinin ve türbe görevlilerinin Çanakkale Savaşı’na katılmadığına dair bir bilgiyle karşılaşılmıyor. Aksine medreselerin yoklama defterleri incelendiğinde Batum, Dağıstan ve Bosna’dan medrese eğitimi için gelen talebelerin askere gittiği bilgisinin makalede yer aldığı fark edilebiliyor.

Mustafa Arslan tarafından 24 Haziran 2017’de Facebook’ta yapılan paylaşımda, makalenin yazarı Mehmet Arslan’ın açıklaması yer alıyor. Açıklamada Mehmet Arslan, kendisine atfedilerek verilen bilgilerin doğru olmadığını belirtiyor.

Farklı kaynaklar Çanakkale’de savaşanlar için ne diyor?

Kültür Bakanlığı’nın hazırladığı Çanakkale Şehitler Abidesi’nin listesine bakıldığında Anadolu’nun dışından gelmiş ve Çanakkale’de hayatını kaybetmiş askerleri görmek mümkün. Milli Savunma Bakanlığı Arşiv Müdürlüğü’nün hazırladığı Çanakkale Şehitleri listesi incelendiğinde de diğer milletlerden insanların isimlerine ulaşılabiliyor.

Çanakkale’de savaşanlarla ilgili olarak Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin 428. sayısında Kosova ile ilgili bilgilere rastlanabiliyor. Buna göre 1915 yılında Çanakkale Savaşı için Kosova’dan zor şartlar altında Çanakkale’ye giden ve gönüllü olarak savaşan sekiz tabur bulunmakta. Çanakkale fotoğrafları arasında bulunan ve Prizren Taburu olarak bilinen fotoğraf ise Kosova’dan Çanakkale’ye gidenler için önemli bir delil olarak belirtiliyor.

Hasip Saygılı tarafından kaleme alınan, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı belgelerine dayandırılarak yazılan, “Birinci Dünya Harbi’nde Rumelin’den Osmanlı Ordusuna Müslüman Gönüllü Katılımları” isimli makalede de Avrupa’dan Osmanlı ordusuna gönüllü olarak katılan milletler hakkında bilgiler verilir. Buna göre Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Kosova, Sancak ve Makedonya bölgelerinden gönüllülerin toplandığı ve çeşitli cephelerde istihdam edildikleri aktarılmakta.

Çanakkale Savaşı’na askerleri dini konularda aydınlatmak, morallerini yüksek tutmak ve harp esansında cesaret vermek için imam ve müftüler de katılmışlardır. Örneğin, bir İngiliz denizaltısı tarafından 8 Ağustos 1915’te batırılan Barbaros Hayreddin Zırhlısı’nda görevli imam, Dadaylı Süleymanoğlu Mehmed Efendi de hayatını kaybetmiştir.

Osmanlı’da askerlikten kimler muaftı?

Osmanlı’da zorunlu askerlik ve askerlik hizmeti zaman içerisinde değişen geniş kapsamlı bir olgudur. Örneğin iddiada atfedilen makalede Mehmet Arslan bu konuya kısa da olsa değinmiştir. Arslan, 1886 yılında uygulanan kura sitemine bakıldığında Müslüman olmayanların, Galata, Eyüp ve Üsküdar’da yaşayanların askeri yükümlülükten muaf tutulduğunu belirtmektedir. Ayrıca bedelli askerlik ve kadro fazlalığı gibi nedenlerden dolayı çok sayıda insanın askere gitmediği ifade edilmektedir.

Mehmet Hacısalihoğlu’nun yazdığı “Osmanlı İmparatorluğu’nda Zorunlu Askerlik Sistemine Geçiş Ordu-Millet Düşüncesi” başlıklı makalede de Osmanlı’daki askerlik durumu hakkında bilgilere ulaşılabiliyor. Makalede, Osmanlı’daki askerliğin Müslüman tebaanın bir sorumluluğu olarak görüldüğü belirtiliyor.

Buna göre Musevilerin ve bazı Arap aşiretlerinin egemen olduğu Yemen gibi bölgelerde halkın askere alınmadığı bilgisine ulaşılabiliyor. Yine Hacısalihoğlu’nun aktardığına göre 1909’da gayrimüslimlerin askere alınmasına ilişkin kanun çıkartılmış ve Osmanlı’da zorunlu askerlik sistemine geçilmiştir.

Türkiye’de ve Dünyada Vicdani Red isimli kitapta da Osmanlı’daki askerlik hizmeti hakkında bilgilere ulaşılabiliyor. Kitapta, yüksek vergi ödeyen bazı Müslümanlarla birlikte ulema sınıfına mensup olanların, medrese öğrencilerinin, müftülerin, hâkimlerin, şeyh ve müderrislerin zorunlu askerlikten muaf tutulduğu bilgisine ulaşmak mümkün.

Enver Ziya Karal’ın, “Osmanlı Tarihi” isimli kitabının 8. cildinde de Osmanlı Devletin’de kimlerin askerlikten muaf olduğuna dair bilgilere rastlanabiliyor. Karal meseleyi şöyle (sf.360) özetliyor:

“Osmanlı- Rus harbinin neticeleri, Osmanlı ordusunun, mevcudu ile alâkalı olarak, askerlik mecburiyeti meselesini tekrar ortaya attı. Bilindiği gibi, Yeniçeri ordusunun kaldırılmasını mütaakıp kurulan ordu için yalnız Anadolu ve Rumeli’nin Türk halkından asker alınmakta idi. Müslüman olmıyanlardan asker alınmadığı gibi, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Doğu Anadolu, Arabistan yarımadası memleketleri ve Trablusgarp gibi Müslüman bölgeler halkından asker alınmıyordu. İstanbul halkı da askerlikten muaftı. Abdülaziz devrinde, Osmanlı devlet adamları Türk unsurunu korumak maksadiyle askerlik mecburiyetini cins ve mezhep farkı gözetilmeksizin bütün halka teşmil etmeyi düşünmüşlerdi. Fakat Müslümanlarla, Müslüman olmıyanlar arasında henüz müşterek bir mânevi rabıta tesis edilmemişti. Bu yüzden yalnız Bosna ve Hersek ile Kozan’dan asker almak için teşebbüslere girişmişler ve bu hususta da bir dereceye kadar muvaffak olmuşlardı.”

Karal, aynı kitabın 7. cildinde askerlik hizmetinden doktor olanların da muaf tutulduğunu (sf.208) belirtir. Kitapta geçen bilgilere göre, 1866 yılında kurulan Mekteb’i Tıbbiye-i Mülkiye isimli okulundan başarılı şekilde mezun olanların askerlik yapmadığı, bu muafiyet ve bazı imtiyazlar neticesinde tıp okulunun büyük rağbet gördüğü anlaşılıyor. Son olarak Karal, kitabın 6. cildinde (sf.185) medrese mensuplarının askerlikten muaf olduğunu ve bu durumu kötüye kullandıklarını söyler.

“2. Meşrutiyet Döneminde Medreselerin Durumu ve Islah Çalışmaları” isimli makalede ise medrese öğrencilerinin askerlikle olan ilişkisine değiniliyor. Medrese öğrencilerinin askerlik sorunu isimli başlıkta, 2. Meşrutiyet’in ilanından önce medrese öğrencilerinin askerlikten muaf olduğu bilgisine ulaşılabiliyor. Buna göre, askerlik kurası çıkan medrese öğrencileri, yetkili makamlara “şahadetname”lerini gösterip askerlikten muaf oluyorlardı. Yine makalede belirtildiği, üzere bu ayrıcalık, diğer askerlerin altı yedi yıl fazladan askerlik yapmasına ve askerden kaçmak isteyenlerin medreseleri bir araç olarak kullanmasına sebep oluyordu. Bazı medrese öğrencileri ise askerlik yaşı geçtikten sonra hangi kademede olursa olsun öğrenimini terk ediyordu. Bu durum karşısında Harbiye Nezareti’nin, medreselerden asker kaçaklarını temizlemek ve bazı önemler almak için girişimlerde bulunduğunu da yine makalede görmek mümkün.