Covid-19 Postası: 12 bin kişilik bir mektup

Haftada birkaç gün, 12 bin kişinin posta kutusuna doğru, lazımlı, nitelikli, rafine ve çözüm üreten bir mektup bırakmak kolay değil, ama öğretici ve güçlendirici.

Covid-19, henüz resmi adını kazanmazdan önce Teyit’in gündemi haline gelmişti. Uzakdoğu’dan akan yanlış görüntüler ve haberler sağ olsun, salgın henüz bir ayını doldurmadan epey bir bilgi ve tecrübe biriktirmiştik. O zamanlar (eski bir zaman da değil ama yıllar geçmiş gibi) virüs ve salgın Türkiye’de pek o kadar da ciddiye alınmıyor, “bize bir şey olmazcılar” ekran ekran geziyordu. 

Kriz Avrupa’ya ulaşınca işin ciddiyeti anlaşıldı. Teyit’e ihbarlar yağmaya başlamıştı bile. Ancak bu defa ihbarların yanı sıra sorular da vardı. Teyit elbette bir tıp otoritesi değil, bizler yazar, tasarımcı ve editörleriz. Ancak krizin başından beri resmi ve bilimsel kaynaklara dayanarak, açık veriler kullanarak ve sahiden konusunda uzman kurum ve kişilere dayanarak hazırladığımız içerikler, belli ki kullanıcılarda bir güven oluşturmuştu. 

Salgın kapıya dayanınca ortalığı tepkisel, yanlış, tutarsız, bağlantısız, bilim ve akıl dışı, insanların kaygılarından nemalanmaya çalışanların ürettiği içeriklere bırakmamak için, doğrulamadan daha fazlasını yapmamız gerektiğine kanaat getirdik. Ekip olarak oturduk, uzun uzun tartıştık. Bülten formatında anlaştık. Amacımız kullanıcılara salgın boyunca süzülmüş, nitelikli bir editöryal süzgeçten geçmiş, dozunda, doğru ve aklıselime davet eden bilginin eşlik etmesini sağlamaktı. Bu nedenle de her gün değil, haftada iki gün yollanacak bir bülten akışı kurgulamak için epey kafa patlattık. Dünyadan pek çok iyi bülten uygulamasını inceledik, buranın ve kendi topluluğumuzun ihtiyaçlarına uyarlamaya çalıştık. Tasarımcımız Ahmet, ‘hakkındaki dedikodulardan yılmış, mutsuz bir Covid-19’ karakteri yarattı.

Mutsuz virüs SARS-CoV-2

Sonunda ortaya hepimizin içine sinen bir bülten çıktı. Dün itibariyle 13.’sünü yolladığımız bültenin abone sayısı 12 bine yakın. Açılma oranı da ortalamanın epey üzerinde. 

Mesafeli bir dostanelik

Bültene ne koyacağımıza karar verir, yani editöryal rafinaj yaparken müşkülpesentliğimizi konuşturduk. Amaç abonelerin az ve öz bilgi ile öneriye ulaşmasıydı. Kalabalıktan ve gürültüden sakındık. Bilimsel gelişmelere ve geniş bir bakış açısı kazandıracak haberlere öncelik verdik. Üslubu ve anlatımı kurgularken de “mesafeli bir dostaneliği” tercih ettik. Kaygıları ötelemeye değil anlamaya, sorun küresel olduğundan küresel bir bakış açısı edindirmeye çalışan, metanet ve dirayete davet eden, yapıcı ve güçlendirici bir anlatım kurgulamak için gerçekten büyük çaba harcadık. En çok da dönüp kendimize baktık. 

Çünkü bizler de insanız. İnsan kendini müstesna ve güzide görme eğiliminde olsa da, salgın alelade, kırılgan ve fani yaradılışımızı nahoş bir yolla anımsattı. Yani bültende, bilhassa dezenfactan bölümünde gördüğünüz önerilerin ekserisi, bizzat yaşadıklarımızın da yansıması. Bilmiş bilmiş akıl öğreten “gençler” yok karşınızda, kaygılı ve zorlanan sıradan yetişkinler var. Sarf ettiği her bir sözcüğe kendi de riayet etmek için çaba harcayan ölümlüler. 

Bu kendiliğe tıkılıp kalmamak için aynaya ve çevremizdekilerin yaşadıklarına da baktık. Markette ve kargo şirketlerinde çalışmaya devam edenlerle, hasta yakınlarıyla, sağlık çalışanlarıyla, gençler ve yaşlılarla, evli ve bekarlarla, çocuklu ve çocuksuzlarla konuştuk. Farklı kaygıları, farklı ihtiyaçları gözetmeye, olabildiği kadar da yansıtmaya çalıştık. 

Bültene can verenler 

Bültenin editörlüğünü ben üstlendim. Ama okuduğunuz her satırda koca bir topluluğun paha biçilemez emeği var. Dünya Sağlık Örgütü, Türk Tabipler Birliği, KLİMİK, Türkiye Psikiyatri Derneği, Evrim Ağacı gibi kurumlar, maddi bir hata yapmamamız için her ihtiyaç duyduğumuzda yardım etti. Okuyucularımız aynı zamanda kaynağımız oldu; yeri geldi bizi hizaya çektiler, yeri geldi eleştirilerini olabilecek en zarif şekilde ilettiler, yeri geldi teşekkür için şarkı kaydettiler. Her bülten sorduğumuz sorulara samimi ve açıksözlü yanıtlar verdiler. 

Bir bülten günü aldığımız geri bildirimlere selam verirken biz 

Teyit ekibi bir bütün olarak bültenin mimarı idi. Atakan, Selin ile birlikte süreci planladı ve yönetti, yazarlar analiz yazmakla kalmayıp bültene de katkı verdi, video ekibimiz Gülin, Emre ve Seçil’le beraber bültene YouTube’da can verdi, Sinefin çevirileriyle ve hudutsuz fikirleriyle içeriği zenginleştirdi, Beyza abonelerle yaptığımız webinarları organize etti ve tasarımcımız Ahmet virüsü her defasında kılıktan kılığa soktu. 

Bülteni haftada üç güne çıkarma teklifimize aboneler de destek verdi. Bireysel destekleri sayesinde geride bıraktığımız pazar ilk Covid-19 Pazar Postası’nı yolladık. Pazar için daha sakin, gündemden kopmadan uzaktan bakabilmeye izin veren, derinlemesine içerikler seçtik. Bu hafta örneğin, Ali Osman salgının sembolü haline gelen tuvalet kağıdının hikayesini anlatacak. Covid-19 Postası, 9 Nisan itibariyle Habertürk ekranlarında da yayınlanmaya başladı.

Bugünlerde bültenin formatı ve yapısını, değişen ve çeşitlenen ihtiyaçlara göre güncellemek için arayıştayız. Bunu yaparken Teyit’in yayın ilkelerini, okuyucuların talep ve eleştirileri, yanı sıra salgının kendine has gereklilikleriyle buluşturmaya çalışıyoruz. 

Haftada birkaç gün, 12 bin kişinin posta kutusuna doğru, lazımlı, nitelikli, rafine ve çözüm üreten bir mektup bırakmak kolay değil, ama öğretici ve güçlendirici. Kendimizin, etrafımızdakilerin, medya sektörünün, salgını yönetmekten sorumlu siyaset ve tıp otoritelerinin künhüne varmak imkansız; ama kolaya kaçmadan çaba harcamayı kabul etmek, büyümenin alameti olsa gerek. 

Hem nicel, hem de nitel olarak büyümek… 

Teyit ekibinin çalıştığı alanla ilgili bilgi, birikim ve deneyimlerini aktardığı İçgörü yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.