Bugün 50’lerinde olanların çocukluğunda çevrelerinde otizmli çocuk yok muydu? 

20 Kasım 2019 tarihinde Habertürk’te yayınlanan Teke Tek isimli programda Soner Yalçın “kendi zamanlarında” çevrelerinde hiç otizmli çocuğa rast gelmediklerini iddia etti.  

Otizm spektrum bozukluğuna (OSB) yönelik çalışmalar şu şekilde tarihselleştiliyor: 1940-1950 arası terimin ortaya çıkışı, 1950-1960 arası nedenlere ilişkin ilk çalışmalar, 1960-1980 arası kurumsallaşma ile eğitim ve öğretim çalışmalarının yapılması. 1980’den günümüze kadarki süreç ise tanılama ve tıbbi çalışmalar üzerine yoğunlaşmış durumda.

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında, “Otizm Spektrum Bozukluğu Ulusal Eylem Planı Taslağı Çerçevesinde Gerçekleştirilecek Olan Farkındalık ve Bilgilendirme Seminerleri Projesi” kapsamında yazılan broşürde, bozukluğa dair ilk yazılı kaynakların 18. yüzyıla kadar gittiği belirtiliyor. Broşürde, “otizm” teriminin ilk kez İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleur tarafından, 1911 yılında kullanıldığı varsayılıyor. Bleur’un, “yetişkin şizofrenisi” olarak tanımladığı “otistik” terimi, Yunanca “otos” kelimesinden geliyor ve “öz”, “kendi” demek. Bleur’un bu terimi, ‘kendini dış dünyadan tamamen soyutlayan, dünyada olanlarla ilgilenmeyen bireylerin bu olumsuz davranışlarını tanımlamak için’ kullandığı belirtiliyor (s. 23). Döneme ait çeşitli belgeler olsa da vakalara dair ayrıntılı bilgiler yer almıyor. Bu dönemden kalma metinlerin, Kanner’ın OSB’ye yönelik incelemelerinde önemli bir etkisi olduğu kabul ediliyor.

Otizme yönelik ilk çalışmalar, Altaylı’nın iddiasının aksine 1969 ya da 1970 doğumlulardan çok daha önce 1940’larda ABD’de başladı. Amerika’nın ilk çocuk psikiyatristi sayılan Leo Kanner, 1943 yılında kendi hastası olan 11 çocuğun bazı davranış ve özelliklerinin yaşıtlarından farklı olduğunu fark etmiş ve bunun üzerinde daha ayrıntılı çalışmalar yapmaya başlamıştı. İncelediği çocuklarda görülen bilişsel, iletişimsel ve duygusal bozuklukları, “bebeklik otizmi” ve “erken çocukluk otizmi” olarak isimlendirmişti. Kanner’den sonra 1944 yılında Avusturya’nın Viyana kentinde çocuk doktoru olan Hans Asperger de, otizm üzerine çalıştı. Sonraki 10 yılda, yani 50’lerden 60’lara kadar OSB’nin nedenleri ve ailelerin etkileri anlaşılmaya çalışıldı.

Bernard Rimland’ın OSB’nin nörobiyolojik kaynaklı olduğuna dair çalışmaları, tıbbi ve psikolojik merkezlerde çalışan bilim insanları tarafından önemsenerek ilgili yaklaşım için bir temel oldu. Böylece 1970’li yıllarla birlikte biyolojik çalışmalara yönelindi ve bu çalışmalar hızlandı. (s. 27)

70’lerin sonunda Eric Schopler, otizmin duygusal değil, nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu belirterek “Otistik ve İletişime Bağlı Engelli Çocuklarda Tedavi ile Eğitim” (Treatment and Education of Autistic and Related Communication Handicapped Children-TEACCH) isimli birey temelli uygulama modelini tanıttı: “1980’lerde otizm tanımları başlıyor. 1990’lı yıllar, otizm spektrum bozukluğunun nedenlerini incelemek için yapılan ilk ve kapsamlı biyomedikal araştırmaların başlangıç yılları” (OSB, s.29-30).

2000’li yıllarda bilimsel dayanaklı uygulamaların gelişmesiyle, tanımlama çalışmaları da dönemin bilimsel gelişmeleri ışığında yeniden tartışıldı: “OSB’nin sadece bir nedenden kaynaklı olmadığı genetik ve çevresel etmenler gibi birçok etmenin birbiri ile etkileşerek karmaşık bir gelişimsel nörolojik bozukluk olarak kendini gösterdiği artık günümüzde kabul edilmektedir” (s. 33).

Neden artıyor?

İlgili broşürün konuya dair yorumu, “1991 ile 2001 yılları arasında yaygınlık oranlarında yaklaşık 3 katı artış olması medya ve aile destekli kuruluşlar, farklı bir rahatsızlık olan otizm spektrum bozukluğuna dikkat çekmeye başlamışlardır. Bu artışın temel nedenleri tanı ölçütlerinin daha çok sayıda çocuğu içine alacak şekilde değişmiş olması” şeklinde. Bununla birlikte toplumdaki OSB farkındalığının artmış olması da vakaların daha kolay anlaşılmasını sağlıyor. Mart 2014 tarihli Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control and Prevention-CDC) raporu, Amerika’daki her 68 çocuktan birinin OSB’den etkilediğini gösteriyor (s. 40). Geçen yıllar içinde alana dair çalışmaların artması, daha kolay tanınmasını sağladı. Böylece OSB olan bireyler erken yaşta fark edildi; erken tanının ve tedavinin önemi ortaya çıktı, tanı aracı geliştirme ve uygulama çalışmaları arttı.

Türkiye’de kapsamlı bir sağlık taramasının olmadığından, rakamlara dair sağlıklı bir bilgiye ulaşmak zor. CDC raporunda artışı anlamak için, “OSB prevalansında gözlenen artış, OSB’nin değişen prevalansını ve popülasyondaki OSB’li çocukların özelliklerini izlemek için tutarlı yöntemler kullanarak sürekli gözetim ihtiyacının altını çiziyor” deniyor. Bir diğer neden olarak da, klinikler veya pratisyenlerin yerel normlar kullanması, bir yerde veya ulusta teşhis edilen bazı çocukların, başka bir yerde kullanılan kriterleri karşılamaması ihtimali gösteriliyor. Taramanın kapsamı ve sıklığı da bu noktada etkili. Tanı kurallarının belirginleşmesi, ilgili doktor ve hastane birimlerinin sayısının artmasını, ilgili sivil toplum örgütleri ile kamu çalışmalarının artmasını da birlikte düşünmemiz gerek.

2003 yılında kurulan Tohum Otizm Vakfı’nın Başkanı Mine Narin, 2019 yılında Milliyet’e verdiği bir söyleşide, OSB teşhislerindeki artışlara ilişkin, “Türkiye’nin ilk ve tek otizm farkındalık araştırmasını 2015 yılında Tohum Otizm Vakfı yaptı. O yıllarda otizmi duyduğunu söyleyenlerin oranı sadece yüzde 29 iken 2017’de bu oran yüzde 58’e kadar çıktı. Bu sonucun elde edilmesindeki en büyük etken vakıf olarak rotamızı otizm farkındalığına çevirmiş olmamız. 2019 Haziran ayında da ‘Otizmi duydum’ diyenlerin oranı yüzde 83’e çıktı” demişti.

Özellikle 80’li yıllarda başta Ankara Üniversitesi olmak üzere birçok yerde Uygulama ve Araştırma Merkezleri kuruldu. 2013 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı öncülüğünde, STK’lar, kurumlar ve üniversitelerin etkin katılımıyla bir eylem planı taslağı hazırlandı. Taslağın son şekli, 3 Aralık 2016 tarihinde “Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Ulusal Eylem Planı (2016/2019)” adıyla Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 

Sonuç olarak 50 yıl önce ‘çevrenizde’ OSB’li bir çocuk olup olmadığını hatırlamamanız gayet normal. Çünkü kimse OSB’li çocukların OSB’li olduğunu anlayamıyordu. Altaylı’nın söyledikleri, ancak OSB üzerine yapılan çalışmaların düzeyiyle birlikte değerlendirildiğinde anlamlı olabilir.

GÜNCELLEME: 13.04.2020 / 16.32

  • Giriş cümlesindeki Fatih Altaylı ifadesi Soner Yalçın olarak değiştirildi.
#SalgınVar okuma rehberi

Kara Kutu: Yüzleşme Vakti isimli kitap hakkındaki çalışmaya dair Teyit ekibi tarafından yayınlanan 63 yazı bu rehberde yer alıyor.

Komplo teorileri hakkındaki yazıları okuyarak kitabın içinde düşülen genel yanılgıları anlayabilirsiniz: 

Manisalı eczacıları kim öldürdü?

Komplo Teorileri I: Aşırı şüpheci tutum etrafımızı sardığında

Komplo Teorileri II: Bilimsel görünme çabası

Komplo Teorileri III: Sağlığımızı korumak için ne yapabiliriz?

Bu bölümdeki yazılar Kara Kutu’nun yazım sürecine mercek tutuyor. Kitaptaki kaynak gösterimi, izlenen metodoloji ve tespit edilen intihaller sizi şaşırtabilir. Ayrıca kitapta yer alan ve Yalçın’ın konuşmalarından hareketle oluşturulan safsatalara ve daha fazlasına göz atabilirsiniz: 

Kara Kutu’nun yöntemi – I: Nasıl yazıldı? Nasıl basıldı?

Kara Kutu’nun yöntemi – II: Kaynakça nasıl hazırlanmış?

Kara Kutu’nun yöntemi – III: 30 farklı kaynaktan yapılan intihaller

Korelasyon nedensellik değildir

Kara Kutu’nun ‘kozmik odasındaki’ intihaller

Safsatalar I: Komplo teorilerini safsatalar ile süslemek

Safsatalar II: Hatalı akıl yürütmenin kitabı

Özellikle ‘doğallık safsatasını’ özümsedikten sonra homeopati üzerine iddiaları inceleyebilirsiniz:  

Homeopati: Sulandırılmış Tıp

Kapitalizm homeopatiyi teğet mi geçti? Sektöre genel bakış

ABD’deki en büyük kütüphanelerin homeopati okullarıyla ilişkisi olduğu iddiası dayanaksız

İDDİA 1: Patofizyoloji kürsülerinin 12 Eylül’den sonra kapatıldığı ve yıllardır bu dersin verilmediği iddiası

Türkiye’de tıp eğitimi nasıl kurumsallaştı?

Rockefeller’ın -muhtemelen- girmekte zorlanacağı diyarlarda modern tıp ve tıp müfredatı: Kuzey Kore örneği

Kara Kutu: Yüzleşme Vakti isimli kitabın üçüncü ve dördüncü bölümlerinde yer alan iddiaların ele alındığı yazılar bu bölümde: 

İDDİA 2: ABD ve Avrupa’da Augmentin’in evcil hayvanlarda kullanımının yasaklandığı iddiası

İDDİA 3: 12 yaşındaki her çocuğun kolesterol ilacı alması tavsiye edilmiyor

İDDİA 4: İlaçların farklı ülkelerde daha ucuz olmasının nedeni fiyat politikaları

İDDİA 5: Yan etkileri olan serzone isimli ilacın ‘henüz’ toplatıldığı iddiası

İDDİA 6: Bazı psikiyatrik hastalıklar piyasayı canlandırmak için mi uyduruldu?

İDDİA 7: Beyindeki organik değişimler mutasyon anlamına mı geliyor?

İDDİA 8: Gebelikte antidepresan kullanımının bebekte otizm riskini artırdığı iddiası

İDDİA 9: Serotonin ile depresyon arasında ilişki yok mu?

İDDİA 10: Sadece çocuklar üzerinde ve belli bir evre için yapılan araştırmanın sonuçları genellenebilir mi?

İDDİA 11: ABD’deki yaygın ölüm sebepleri arasında ilaç yan etkilerinin dördüncü sırada olduğu iddiası

Aşılar kitapta önemli bir yer tutuyor. Çalışmamızın önemli bir kısmı, bu nedenle aşılar hakkındaki iddialara ayrıldı:  

Aşılar bağışıklığı zayıflatıyor mu? Vücudumuzun ‘askerleri’ nasıl çalışıyor?

Aşılarda bulunan maddeler o kadar ‘korkutucu’ mu?

Aşılar etkisiz mi?

Sürü bağışıklığı: ‘Benim çocuğum istersem aşılatmam’ denebilir mi?

KONDA: ‘Aşı zorunlu olmamalı diyenlerin önemli bir kısmı uluslararası şirketlerin bizi hasta etmek istediğini düşünüyor’

Osmanlı’dan günümüze Türkiye’de aşı çalışmaları

İDDİA 12: Türkiye’de ilk aşı kampanyasının 1985’te yapıldığı iddiası

İDDİA 13: Türkiye’de zorunlu aşı uygulaması olduğu iddiası

İDDİA 14: Menenjit aşısının 2013 yılında aşı takvimine eklendiği iddiası

İDDİA 15: Almanya’daki zorunlu kızamık aşısı yasasının ‘kıl payıyla’ kabul edildiği iddiası

İDDİA 16: Almanya’da çocuk doktorlarının yüzde 92’si çocuğunu aşılatmıyor iddiası

Finlandiya İngiltere İrlanda Hollanda ve İsveç’te aşıların zorunlu olmaması ne anlama geliyor?

İDDİA 17: FDA’da görevli Morris’in grip aşısı hakkındaki açıklamayı 2009’da yaptığı iddiası

İDDİA 18: İsrail’de hiç aşı yapılmadığı iddiası

Wakefield I: Aşı ve otizm arasındaki ilişki olduğu iddiaları nereden çıktı?

Wakefield II: Kızamık virüsü için aşı patenti almış

Wakefield III: Otizmli ailelerin avukatlarından para aldı

Aşı ve otizm arasında bağ olduğu tartışmalarını kimler kitleselleştirdi?

Aşı otizm arasında bağ olduğunu söyleyenlerin bilimsellik iddiası

:point_right::skin-tone-2: Bugün 50’lerinde olanların çocukluğunda çevrelerinde otizmli çocuk yok muydu? 

İDDİA 19: İki yaşındaki bir çocuğun enjeksiyon yoluyla aldığı civa miktarı 100 gramdan 237 grama yükseldi iddiası

İDDİA 20: Neil Z. Miller aşı karşıtı derneklerle ilişkili

İDDİA 21: Houweling makalesinde aşıların zararlarından bahsetmiyor

İDDİA 22: Prof. Dr. Claire-Anne Siegrist aşının uzun dönemdeki faydalarının bilindiğini belirtiyor

İDDİA 23: Kızamık aşısının kadınların yüzde 55’inde romatoit artrit gelişmesine neden olduğu iddiası

İDDİA 24: Boğmaca aşısından sonra bebeklerin normalden yedi kat daha fazla hayatını kaybettiği iddiası

Difteri tetanoz ve boğmaca aşılarının ani bebek ölümü vakalarıyla bağlantısı yok

İDDİA 25: Aşıların kısırlığa neden olduğunu gösteren bir kanıt yok

İDDİA 26: Aşılarda kullanılacak antijenleri patent sınırlamaları mı belirliyor?

İDDİA 27: Gluten ve kazeinin otizme yol açtığını gösteren bulgu yok

Aşı üretimi kâr maksimizasyonuna dayanıyor ve bu halk sağlığını tehdit ediyor

Facebook’un reklam politikası Kara Kutu’daki aşı karşıtı iddiaların yayılımını engelledi mi?

Son olarak Kara Kutu’da modern tıbbın karşısına anti kapitalizmin konduğunu görüyoruz. Tıp ve anti kapitalizm ilişkisine dair yazılar aşağıdaki gibi:

Sosyalist deneyimlerde modern tıp: Sovyetler Birliği

Tıbbi enternasyonalizm: Küba

Bastırılmış bir deneyim: Allende ve Şili

Kaynaklar

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Otizm Spektrum Bozukluğu,  2016

Ankara Üniversitesi Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi, Amaçlarımız

Milliyet Gazetesi, 20 dakikada bir çocuğa otizm teşhisi konuluyor, 2019

Centers for Disease Control and Prevention, 8 Yaşındaki Çocuklarda Otizm Spektrum Bozukluğu Yaygınlığı - Otizm ve Gelişimsel Yetersizlik İzleme Ağı, 2014

The Association for Science in Autism Treatment, Otizm artıyor mu?, 2000

Şüpheli bilgilerden yola çıkarak veriye dayalı ve uzun soluklu bir araştırma neticesinde hazırladığımız Dosya yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.  

Kaynaklar

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Otizm Spektrum Bozukluğu,  2016

Ankara Üniversitesi Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi, Amaçlarımız

Milliyet Gazetesi, 20 dakikada bir çocuğa otizm teşhisi konuluyor, 2019

Centers for Disease Control and Prevention, 8 Yaşındaki Çocuklarda Otizm Spektrum Bozukluğu Yaygınlığı - Otizm ve Gelişimsel Yetersizlik İzleme Ağı, 2014

The Association for Science in Autism Treatment, Otizm artıyor mu?, 2000