Atatürk’ün söylediği iddia edilen sözler nasıl doğrulanır?

İnternetteki bilgi kirliliğinden belki de en çok muzdarip olanlar tarihsel kişilikler. Kendilerine atfedilmiş tartışmalı sözler ve cümlelerle her an internette karşılaşmak mümkün. Bu durumun en çok yaşandığı tarihsel figürlerden birisi de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk. İnternet üzerinden yapacağınız küçük bir aramayla Atatürk’e atfedilmiş bir çok özlü söze denk gelmeniz muhtemel. Peki bu sözlerin hangileri gerçekten Atatürk tarafından söylenmiş olabilir?

Atatürk’ün 17 Aralık 1927’de yaptığı iddia edilen konuşma

Örneğin, sosyal medyada, Atatürk’ün 7 Aralık 1927 yılında Ankara’da bir konuşma yaptığı ve konuşmasında toplumu cemaatlerin tehlikesine karşı uyardığı iddia edildi. Atatürk’e atfedilen yazı çeşitli köşe yazarları tarafından da kullanıldı. Ayrıca yazının Anıtkabir Dergisi’nin başyazarı tarafından kullanıldığı da görülebiliyor. Farklı şekillerde internette dolaşımda olan iddianın orijinalinde tarihin 17 Aralık 1927 olduğu anlaşılıyor.

Aslında metindeki tarihin tesadüf olmadığını ve bu tarihten kuşku duymak gerektiğini hatırlatabiliriz. 17 Aralık tarihi, AK Parti ve Fethullah Gülen Cemaati arasında 17-25 Aralık tarihinde başlayan olaylara bir gönderme olarak düşünülebilir. 17 Aralık 2013 tarihinde Cumhuriyet Savcısı Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in talimatıyla yürütülen yolsuzluk operasyonunda bazı bakanlarının çocukları, Halk Bankası Genel Müdürü, Ali Ağaoğlu ve Rıza Sarraf’ın da aralarında bulunduğu 89 kişi gözaltına alınmıştı. 25 Aralık’ta ise Muammer Akkaş yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla başlattığı soruşturma kapsamında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırmak için belge hazırlamış fakat belge emniyet tarafından işleme konmamıştı. Yani bu tarih söz konusu metnin olayların gerçekleştiği 2013 yılından sonra yazılmış olabileceğini gösteren güçlü bir delil niteliğinde.  

Ancak, Atatürk’e atfedilen ve 17 Aralık 1927’de söylendiği belirtilen sözler doğru değil. Herhangi bir kaynakta Atatürk’ün bu sözlerine rastlanmıyor. Örneğin, Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 2006 yılında yayınlanan “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri” isimli kitap incelendiğinde Atatürk’ün söylediği iddia edilen sözlerle karşılaşılmıyor.

Yine aynı kurum tarafından hazırlanan “Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri” isimli eserde de söz konusu cümlelere rastlanmıyor. Atatürk’ün yazdığı Nutuk ve Medeni Bilgiler kitaplarında da böyle bir kısmın olmadığı görülebiliyor. Son olarak, Atatürk’ün Yasama yılı açılışlarında 1924’ten 1938’e kadar olan meclis konuşmaları incelendiğinde de yukarıdaki sözleri destekler nitelikte şeylere ulaşılamıyor.

Atatürk’e ait olduğu iddia edilen metnin altında yer alan “Mustafa Kemal Atatürk” imzası ise iddianın doğru olmadığını belirten bir başka delil. Yazının yazıldığı tarih olarak belirtilen 1927 yılında henüz soyadı kanunu yürürlükte değil. Dolasıyla Mustafa Kemal henüz Atatürk soyadını almamış. Mustafa Kemal’in, 24 Kasım 1934 yılında çıkan 2587 sayılı kanunla Atatürk soyadını aldığı görülebiliyor.

Harf Devrimi’nin 1928 yılında gerçekleşmiş olması da iddianın doğru olmadığını gösteren bir başka konu. Buna göre söz konusu metnin Latin harfleriyle yazılmamış olması gerek. Yazının hangi kaynaktan Türkçeleştirildiği veya orijinal Osmanlıca kaynağın ne olduğu da belli değil.

Radikal Gazetesi’nin konuyla ilgili olarak 2015 yılında yaptığı bir haberde de tarihçi Ayşe Hür’ün iddiaları yalandığını görmek mümkün. Ayşe Hür yazıyı son derece sığ ve hatalı bulduğunu belirterek Radikal Gazetesi’ne şunları söylemişti:

“Bu metnin/konuşmanın dili ve üslubu Atatürk’e ait değil. Metinde Atatürk gibi İslam tarihine hakim biri tarafından yapılmayacak kadar bariz bilgi hataları var. (Atatürk, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin tekke ve zaviyeler tarafından yıkılmadığını bilir.) Bu metnin/konuşmanın kaynağı hiçbir yerde belirtilmiyor.”

Peki Atatürk cemaatler hakkında gerçekte ne söyledi?

Atatürk’e atfedilen sözler için bakılması gereken öncelikli ve en önemli kaynak ise Nutuk. 1919’dan başlayarak 1927 yılına kadar geçen sürede yaşananlar Nutuk’ta bizzat Atatürk tarafından anlatılıyor. Yani herhangi bir atıf ve yorum olmadan Atatürk tarafından söylenmiş cümleler kitapta yer alıyor.

Atatürk’ün çeşitli yıllarda İslamiyetle, tekke ve zaviyelerle, din adamlarıyla ilgili sözlerine ulaşılabiliyor. Fakat bunlar geleceğe yönelik tahminlerden çok geçmişi ve günü değerlendirmek üzerine söylenmiş sözler. Nutuk’un 6. bölümünde yer alan “Ülkede Dirlik ve Düzeni Kurmak İçin Uygulanan Olağanüstü Tedbirlerin İyi Sonuçları” başlıklı bölüm ise şu şekilde:

Baylar, tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılması ve bütün tarikatlarla, şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik, falcılık, büyücülük, türbe bekçiliği vb. gibi birtakım sanların yasak edilmesi ve kaldırılması da Takriri Sükûn Yasası yürürlükte iken yapılmış işlerdir. Bunlarla ilgili yürütüm ve uygulamaların, toplumumuzun, boş inanlara bağlı, ilkel bir topluluk olmadığını göstermesi bakımından, ne denli gerekli olduğunu çok iyi bilirsiniz.

Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve alınyazılarını ve canlarını, falcıların, büyücülerin, üfürükçülerin, muskacıların ellerine bırakan insanlardan oluşmuş bir topluluğa, uygar bir ulus gözüyle bakılabilir mi?

Ulusumuzun gerçek niteliğini, yanlış anlamda gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi öğeler ve kurumlar, Yeni Türkiye Devletinde, Türk Cumhuriyetinde sürdürülmeli miydi? Buna önem vermemek, ilerleme ve yenileşme adına, en büyük ve düzeltilemez bir yanılgı olmaz mıydı? İşte biz, Takriri Sükûn Yasasının yürürlükte oluşundan yararlandıksa, bu tarihsel yanılgıyı işlememek için; ulusumuzun alnını, olduğu gibi açık ve temiz göstermek için; ulusumuzun bağnaz ve ortaçağ anlayışlı olmadığını tanıtlamak için yararlandık.”

Nutuk haricinde Atatürk’ün yurt gezileri, açılışlar, meclis konuşları, konferanslar gibi yerlerle yaptığı konuşmalar da önemli bir kaynak niteliğinde. Yine Atatürk’ün 1922 yılında Bursa’daki Öğretmenlere yaptığı konuşmasında şu ifadelere rastlanıyor:

Hanımlar, Beyler!

Bir milleti, düşmüş olduğu herhangi bir felâketten kurtarmakta, bir milleti aydınlatmakta devlet adamlarının sahip olduğu büyük önem inkâr edilemez. Hatta diyebiliriz ki, bugünü görmek; milletin temizliği ve namusu, vatansever millî çabası ve özellikle hor görülen faydalı duyguları sayesinde etkili olmuştur. Fakat bugün ulaştığımız nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Bu düşüncemi açıklayayım: Bir milletin felâkete uğraması demek, o milletin hastalıklı olması demektir… Bundan dolayı kurtuluş sosyal yapımızdaki hastalığı açmak ve tedavi etmekle elde edilir. Hastalığın tedavisi ilmî ve fennî bir şekilde olursa iyileştirici olur. Yoksa tam tersine hastalık sürekli ve tedavi edilemez bir hale gelir. Bir sosyal yapının hastalığı ne olabilir? Milleti millet yapan, ilerleten ve yükselten güçler vardır: Düşünce güçleri ve sosyal güçler…

Düşünceler, anlamsız, mantıksız safsatalarla dolu olursa, o düşünceler hastadır. Kezâ sosyal hayat akıl ve mantıktan mahrum, yararsız ve zararlı birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felç olur.”

Anonim sözlere dikkat

Bu noktada anonimleşmiş bir cümle veya özlü sözün tarihsel kişiliklere daha kolay atfedildiği görülebiliyor. “Adalet Mülkün Temelidir” sözü belki de bu cümlelerin en ünlülerinden. Kimi kesimlerin Hz.Ömer’e, kimi kesimlerin Atatürk’e bazı kesimlerin de Selçuklu veziri Nizamülmülk’e atfettiği söze latince bir deyim olarak da denk gelmek mümkün. Ayrıca, Nizamülmülk’ün “Siyasetname” isimli eseri incelendiğinde böyle bir sözün olmadığı da görülebiliyor.

Örneğin, 1279 yılında inşa edilen ve Avusturya’da bulunan Habsburg Sarayı’nın bir bölümünde “Justitia Regnorum Fundamentum” yazdığı görülebiliyor. Avrupa’da birçok şehirde kullanılan yazı Türkçe’ye “Adalet Mülkün Temelidir” olarak çevrilebilir.

Latincede bu tip özlü sözler farklı formlarda kullanılabiliyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılan ”Fiat Justica Et Ruat Caelum” sözü de bunlardan biri. “Adaleti Uygulayın, Bırakın Gökyüzü Yerle Bir Olsun” anlamına gelen sözü 1897’de inşa edilmiş New York’taki bir binada görmek mümkün.


Atatürk’ün Suud kralına yazdığı mektup

Şarkıcı Gülben Ergen’in geçtiğimiz günlerde Instagram hesabından paylaştığı bir fotoğrafla yeniden gündeme gelen bir iddiaya göre Mustafa Kemal Atatürk imzası taşıyan ve Cumhurbaşkanlığı Özel Arşiv’i kaynak gösterilerek bir metin paylaşıldı. Atatürk’ün 1919 yılında Suud kralına gönderdiği telgraf olarak paylaşılan metin tartışmalara yol açtı. Yoğun beğeni alan fotoğraf daha sonra Twitter’da Hüsnü Mahalli tarafından da paylaşıldı.

Fakat, Atatürk’ün Suud Kralı’na böyle bir telgraf gönderdiği iddiası gerçeği yansıtmıyor. Öncelikle metinde kaynak olarak belirtilen Cumhurbaşkanlığı Atatürk Özel Arşivi isminde bir arşiv mevcut değil. 2000 yılında yapılan bir duyuruda bu konu hakkında çalışmaların devam ettiği belirtilmiş olmasına rağmen proje hayata henüz geçmemiş görünüyor. Ayrıca daha önce yukarıda belirttiğimiz gibi Atatürk’ün soyadını aldığı tarihten yola çıkılarak da metin çürütülebiliyor.

Bunlara ek olarak, metindeki tarihin iyi bir ipucu olduğunu da söylemek mümkün. Metindeki tarihin 26 Haziran 1919 olduğu görülüyor. Suudi Arabistan Krallığı’nın ise İbn Suud’un 1924’te Hicaz Kralı ilan edilmesi ve 1932 yılında kontrolü altındaki toprakları Suudi Arabistan Krallığı adı altında birleştirilmesiyle kurulduğu anlaşılıyor. Yani bu durumda ortaya bir anakronizm çıkıyor: mektubun yazıldığı iddia edilen tarihte ortada henüz bir Suud Krallığı bulunmuyordu.

Atatürk’ün 1936 yılında Eskişehir’de havacılık üzerine yaptığı konuşma

Son olarak Twitter’da, Atatürk’e atfedilen sözlerden biri daha yayılmaya başladı. Bir kullanıcı tarafından paylaşılan fotoğrafta Atatürk’ün uzay hakkında söylediği iddia edilen sözler yer aldı. Aynı yazıyı Sabiha Gökçen kaynak gösterilerek Ankara Barosu’nun hazırladığı bir kitapçıkta görmek de mümkün.


Atatürk’e atfedilen ve Eskişehir’e yaptığı ziyareti sırasında söylediği iddia edilen cümlelerin dayanak noktası ise Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in hatıraları. Sabiha Gökçen’in 1982 yılında yayınlanan “Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” isimli eserlerine bakınca cümlelerin değiştirilip farklı cümlelerin eklendiği açıkça görülebiliyor. Orijinal metinde Sabiha Gökçen’in cümleleri şöyle:

Sonuç

Sonuç olarak, bir sözün iddia edilen kişiye ait olup olmadığı hususunda aşağıdaki yol ve yöntemler izlenebilir:

  1. Sözü söyleyen kişi tarafından yazılmış kitaplara ve birincil kaynaklara bakın.
  2. Rivayet edilen sözler için ise ikincil kaynaklardan veyahut kişinin etrafında olan insanların anılarından yararlanın.
  3. Kurumların geçerliliğini sorgulayın. Metinde yer alabilecek minik ayrıntıları birleştirin. Örneğin, Atatürk’ün Suud kralına yazdığı iddia edilen mektupta imzada ismi geçen Cumhurbaşkanlığı Atatürk Özel Arşivi’nin henüz olmaması gibi.
  4. Sözlerde yer alan tarihlerden yola çıkarak metnin tarihselliğini sorgulayın. Tarihsel uyuşmazlıklar sonucu ortaya çıkacak anakronizmleri bulun. Suud Krallığı’nın 1932 yılında kurulmuş olduğundan yola çıkarak mektubun 1919 tarihinde yazılmış olamayacağını çözmek gibi.
  5. Belki de bu gibi durumlarda en önemli şey sorgulamak, araştırmak ve okumak. Gördüğünüz cümleleri veya sözleri ne kadar uzmanı olduğunuza inansanız da yazılı olarak kitaplarda bulmaya çalışın.
  6. Hoşunuza giden veyahut çok sevdiğiniz sözleri hemen paylaşmayın. Akıl ve eleştiri süzgecinden geçirilmeden yapılan bu paylaşımlar bilgi kirliliğini arttıracak ve çok sevdiğiniz tarihsel kişiliklere zarar vermekten başka bir şeye yol açmayacaktır.

SON GÜNCELLEME: 31.07.2017 / 14:42

  • Harf Devrimi’ne ilişkin tarih düzeltildi.