Aşılarda bulunan maddeler o kadar ‘korkutucu’ mu?

Aşılar, bağışıklık sistemini uyararak hastalığa karşı koruma sağlayan biyolojik ürünler. 0,5 mililitrelik sıvılardan oluşurlar; bu da birkaç damlalık miktara denk düşer. 

Aşılarda farklı maddeler bulunabilir. Aşı karşıtlarının aşılardaki maddeleri gündeme getirerek korku yaratması da seyrek rastlanan bir şey sayılmaz. İlk duyduğunuzda korkuya kapılmanız normal, ama aşılardaki maddeleri ve neden orada olduklarını duyduğunuzda, daha rahatlamış hissedeceksiniz. 

Bu maddelerin bazıları, aşıların bozulmaması için, bazıları da daha etkili olmaları için çok küçük miktarlarda ekleniyor. Aşının zararlı olduğunu savunanlar ise, aşıdaki maddeleri “kimyasal” olarak nitelendirerek, korkuya başvurma ve doğallık safsatasından yararlanıyor. 

İlginizi Çekebilir:  Safsatalar I: Komplo teorilerini safsatalar ile süslemek

Aslında biz insanlar da kimyasallardan oluşuyoruz. Doğal olana övgü, son dönemin modası olsa da, ne tüm doğal kimyasallar yararlı, ne de tüm yapay kimyasallar zararlı. Vücudumuzun çoğu karbon, oksijen ve hidrojenden oluşuyor. Bu tanıdık kimyasallar sizi korkutmayabilir. Ama vücudunuzda, derinizde C14H21NO11(Hyaluronik asit) var dersem bu adını bilmediğiniz, nasıl okunacağını bile bilmediğiniz kulağa tehlikeli gelen kimyasal madde sizi ürkütebilir. Aslında adını sıkça duyduğunuz kolajenden bahsediyorum.

Aşıların içeriğindeki maddeleri tartışırken de bunu akılda tutmak gerek. Aşılarda bağışık sağlamaya dönük ve koruyucu maddeler bulunuyor; bazı diğer maddelerse üretim aşamasında kullanılıp sonrasında çıkarılıyor. 

Bağışıklığı sağlayan maddeler

Aşılarda temel olarak bağışıklık sisteminizin belirli hastalıklara karşı direnç oluşturmasını sağlamaya yardım edecek maddeler bulunuyor

  • Antijen: Çok küçük miktarlarda hastalığa neden olan zayıf veya ölü mikrop. Bunların bulunmasının nedeni, bağışıklık sisteminin o enfeksiyonla baş etmeyi hızlıca öğrenmesi. 
  • Adjuvant: Bazı aşılarda bulunuyor. Bağışıklık sisteminin aşıya daha güçlü tepki vermesini sağlamaya yarıyorlar. Bu da hastalığa karşı bağışıklığı artırıyor. Alüminyum adjuvantlara örnek. 

Aşıların uzun süre dayanmasını sağlayan maddeler

Aşılarda onları mikroplardan korumaya yardımcı ve etkilerin artıran bazı maddeler var: 

Koruyucular, thimerosal gibi, aşıları dışardaki bakterilerden ve mantarlardan koruyor. Koruyucular genellikle tek dozdan fazla doza sahip aşılarda kullanılıyor. Çünkü ilaç şişesinden her bir doz alındığında, içeriye mikroorganizma girme ihtimali var. Çoğu aşıysa tek dozluk şişelerde bulunuyor ve bunlarda koruyucu madde yer almıyor. 

Dengeleyiciler, şeker veya jelatin, aşının hazırlanması, depolanması ve taşınması sırasında içindekilerin işe yaramasını sağlıyor. Dengeleyiciler, örneğin aşıların depolandığı yerlerde yaşanabilecek ısı değişimlerinden aşıları korumayı amaçlıyor. 

En önemli tartışma konusu, aşılardaki jelatinin domuz dokularından elde edilip edilmediği. Özellikle Türkiye gibi Müslüman ülkelerde aşılarda domuz jelatini bulunduğu iddiaları, aşı reddine neden oluyor. Domuz jelatini içeren aşılar, Türkiye piyasasında bulunmuyor. Sağlık Bakanlığı ithal edilen aşıları, laboratuvarlarında analiz ederek gerekli denetimi yapıyor.

Aşıların üretimi sırasında kullanılan maddeler

Bu maddeler üretim aşaması bittikten sonra aşılarda bulunmuyor. Eser miktarda kalsalar da zarar verici bir yanları yok.  

  • Aşı antijenlerinin büyümesine yardımcı olmak için yumurta gibi hücre kültürü (büyüme) materyalleri.
  • Aşıdaki virüsleri, bakterileri veya toksinleri zayıflatmak veya öldürmek için formaldehit gibi inaktive edici (mikrop öldürücü) bileşenler.
  • Dış mikropların ve bakterilerin aşıda büyümesini önlemeye yardımcı neomisin gibi antibiyotikler. 

Bunlardan birine karşı alerjik bir reaksiyon gelişme ihtimaline karşı doktorların bilgilendirilmesi gerekse de, aşıda ancak kalıntı halinde bulunabilirler.

Yalçın’ın da özellikle değindiği, ABD’de ve Avrupa’da aşı karşıtları tarafından en çok dile getirilen zararlı maddeler ise alüminyum ve civa. Civanın otizme neden olduğu iddialarını ayrı bir yazıda incelemiş ve iddiayı ortaya atan Wakefield’ın kötü siciline değinmiştik. İddialarda yer alan ve çocukların hayatını tehdit ettiği belirtilen bu iki maddeyi inceleyelim. 

Alüminyum

Alüminyum gibi maddeler aşıların etkisini arttırıcı olarak 1930’lardan beri kullanılıyor. Adjuvan olarak kullanılan alüminyum tuzları, alüminyum hidroksit, alüminyum fosfat veya potasyum alüminyum sülfat. Korkmaya başladınız bile değil mi? Durun, acele etmeyin!  

Alüminyum tuzları, aşının aktif içeriğinin yavaş salınmasına, böylece bağışıklık sisteminin uyarılıp aşıya karşı daha güçlü bir yanıt geliştirebilmesine imkan veriyor. Alüminyum tuzları bir doz aşıda iki miligramdan daha az miktarda bulunuyor. Bu doz, gıda, su veya diğer kaynaklardan insan vücuduna giren alüminyum düzeyiyle karşılaştırıldığında oldukça düşük. Ki çok büyük oranlarda dahi alınsa, zehirleme ihtimali çok düşük. 

Sularımızın içinde alüminyum mu var? Eyvah!

Evet var. Ama tıpkı aşının içerisinde olduğu gibi, zararsız bir miktarda. İnsanların gıdalarla birlikte sulardan günde 88 mg alüminyum aldığı tahmin ediliyor. Yani aşıda bulunan alüminyum miktarı, günlük aldığımızdan daha düşük. Alüminyum doğal sularda toprak ve kayalarda erime nedeniyle bulunuyor. Bir insanın içtiği suyun litresinde ortalama olarak 0.3 mikrogram alüminyum var bu sudan iki litre içen biri, yalnızca su içerek 0.6 mikrogram alüminyum alıyor. Su ve gıdalarla vücudumuza giren alüminyum, kısa sürede de atılıyor. 

Gündelik olarak aldığımız alüminyum miktarını anlamanız için örnekler çoğaltılabilir. Örneğin, içerisinde alüminyum bulunan kabartma tozuyla yapılan bir ekmek ya da kekin bir diliminde 15 miligrama kadar alüminyum var. Bir dilim peynirde de 50 miligrama kadar…  

Diyelim gıdalardan ve sulardan alüminyum almamayı bir şekilde başardık. Bu alüminyuma maruz kalmamamızı garanti eder mi? Maalesef; çünkü alüminyum anne sütünde de, bebekler için hazırlanan sütlerde de var. Alüminyum tuzları ekmekte, kekte, gıdaların paketlenmesinde sıkça kullanılıyor. Yani adına kimyasal denen, ya da kulağa korkutucu gelen bu maddeler, aslında doğada her yerdeler. Dahası bizler de bu maddelerden oluşuyoruz. Bebekler vücutlarında alüminyumla doğuyor; anneden bebeğe geçmiş oluyor. Vücuda belli bir oranda giren alüminyumun kanıtlanmış herhangi bir zararı yok. Zaten olsaydı, her gün aldığımız ortalama 88 miligram alüminyumla çoktan ölmüş olurduk.

Aşıları itibarsızlaştırmaya çalışırken kullanılan “içerisindeki zararlı maddeler” iddialarında da alüminyumun bu zararı vermekten epey uzak olduğunu belirtebiliriz. Dünyada da aşılarda en fazla 1 mg alüminyum bulunuyor.

Civa

Aşılarda bakteriyel kontaminasyonu engellemek için kullanılan thimerosal diye bilinen madde organik bir civa bileşiği. Doğada toprakta, havada ve sularda bulunan civanın iki formu var: Metil civa ve etil civa. Metil civa, vücutta birikerek yüksek dozlarda zehir etkisi gösteriyor. Etil civa ise vücuttan hızlıca atıldığı için zehirli miktara ulaşamıyor. Thimerosal etil civa ve sadece çoklu doz içeren flakon şeklindeki aşılarda yer alıyor. Tek kişiye yapılmak için hazırlanmış enjektörde bulunan aşılarda zaten timerosal da (etil civa) yok.

Yalansavar’dan Işıl Arıcan aşılara civa konmasının hikayesini şöyle aktarıyor: “İlk rutin aşılama programlarının geliştiği 20. yy başlarında çoğu aşı büyük bir ampul içinde üretiliyor, kullanan doktorlar ampulü bir kez açtıktan sonra dolapta muhafaza ediyor ve gelen hastalara aynı ampuldeki aşıyı küçük dozlar halinde veriyorlardı. Ancak her tür özene rağmen bazen bu ampuller dolapta beklerken içinde muhtelif bakteriler ürüyor ve aşılanan kişilerde ciddi hatta ölümcül enfeksiyonlara neden olabiliyordu. 1930’larda bu problemi çözmek için aşılara içlerinde bakteri üremesini engelleyen ve dayanıklılıklarını artıran bir civa tuzu, thimerosal eklenmeye başladı.

Civanın zararlarından bahsedilirken kast edilen civanın formuyla, aşılarda yer alan civanın formu farklı. Basitçe metil civa zararlı, etil civa ise vücuttan kolayca atılıyor. Aşılarda önceden az miktarda etil civa bulunuyordu. Yani, bilim insanları civanın zararlarının yanı sıra, metil civa ve etil civanın farkını da biliyor. Ayrıca etil civanın kanıtlanmış herhangi bir zararı yok.

İlginizi Çekebilir:  Safsatalar II: Hatalı akıl yürütmenin kitabı

New York Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Mikrobiyoloji Bölüm Başkanı olan Dr. Jeffrey Weiser Time’a yaptığı açıklamada, “Büyük miktarlarda alındığında bir şeyin size zarar veriyor olması, düşük miktarlarda alındığında da size zarar vereceği anlamına gelmezdiyor.

Bu maddeler gerekli koşullarda aşılara eklenmediğinde insanlığın başına ne geldiğini bilmek bu nedenle önemli. 1928 yılında Avustralya’nın Bundaberg isimli kasabasında onlarca çocuk difteri aşısından mikrop kaparak hayatını kaybetti. Aşılar enfekte olmuştu. Sorunun çözümü ise aşılardan vazgeçmek değil, onları güvenli hale getirmekti. Civanın aşılara dahil edilmesinin nedeni, insanları bu gibi enfeksiyonlardan korumaktı. 

Thimerosal maddesinin herhangi bir yan etkisi olmadığı araştırmalarla kanıtlanmış olsa da bugün grip hariç diğer aşıların çoğundan thimerosal zaten çıkarıldı. Aşı karşıtlarının gündemine daha çok giren civanın zararları meselesini derinlemesine incelediğimiz ve kökenine baktığımız yazılar var. Civa ve otizm arasında bağ olduğunu ortaya çıkaran ilk araştırmayı yapan Wakefield’la ilgili yazılara da buradan ulaşabilirsiniz.

#SalgınVar okuma rehberi

Kara Kutu: Yüzleşme Vakti isimli kitap hakkındaki çalışmaya dair Teyit ekibi tarafından yayınlanan 63 yazı bu rehberde yer alıyor.

Komplo teorileri hakkındaki yazıları okuyarak kitabın içinde düşülen genel yanılgıları anlayabilirsiniz: 

Manisalı eczacıları kim öldürdü?

Komplo Teorileri I: Aşırı şüpheci tutum etrafımızı sardığında

Komplo Teorileri II: Bilimsel görünme çabası

Komplo Teorileri III: Sağlığımızı korumak için ne yapabiliriz?

Bu bölümdeki yazılar Kara Kutu’nun yazım sürecine mercek tutuyor. Kitaptaki kaynak gösterimi, izlenen metodoloji ve tespit edilen intihaller sizi şaşırtabilir. Ayrıca kitapta yer alan ve Yalçın’ın konuşmalarından hareketle oluşturulan safsatalara ve daha fazlasına göz atabilirsiniz: 

Kara Kutu’nun yöntemi – I: Nasıl yazıldı? Nasıl basıldı?

Kara Kutu’nun yöntemi – II: Kaynakça nasıl hazırlanmış?

Kara Kutu’nun yöntemi – III: 30 farklı kaynaktan yapılan intihaller

Korelasyon nedensellik değildir

Kara Kutu’nun ‘kozmik odasındaki’ intihaller

Safsatalar I: Komplo teorilerini safsatalar ile süslemek

Safsatalar II: Hatalı akıl yürütmenin kitabı

Özellikle ‘doğallık safsatasını’ özümsedikten sonra homeopati üzerine iddiaları inceleyebilirsiniz:  

Homeopati: Sulandırılmış Tıp

Kapitalizm homeopatiyi teğet mi geçti? Sektöre genel bakış

ABD’deki en büyük kütüphanelerin homeopati okullarıyla ilişkisi olduğu iddiası dayanaksız

İDDİA 1: Patofizyoloji kürsülerinin 12 Eylül’den sonra kapatıldığı ve yıllardır bu dersin verilmediği iddiası

Türkiye’de tıp eğitimi nasıl kurumsallaştı?

Rockefeller’ın -muhtemelen- girmekte zorlanacağı diyarlarda modern tıp ve tıp müfredatı: Kuzey Kore örneği

Kara Kutu: Yüzleşme Vakti isimli kitabın üçüncü ve dördüncü bölümlerinde yer alan iddiaların ele alındığı yazılar bu bölümde: 

İDDİA 2: ABD ve Avrupa’da Augmentin’in evcil hayvanlarda kullanımının yasaklandığı iddiası

İDDİA 3: 12 yaşındaki her çocuğun kolesterol ilacı alması tavsiye edilmiyor

İDDİA 4: İlaçların farklı ülkelerde daha ucuz olmasının nedeni fiyat politikaları

İDDİA 5: Yan etkileri olan serzone isimli ilacın ‘henüz’ toplatıldığı iddiası

İDDİA 6: Bazı psikiyatrik hastalıklar piyasayı canlandırmak için mi uyduruldu?

İDDİA 7: Beyindeki organik değişimler mutasyon anlamına mı geliyor?

İDDİA 8: Gebelikte antidepresan kullanımının bebekte otizm riskini artırdığı iddiası

İDDİA 9: Serotonin ile depresyon arasında ilişki yok mu?

İDDİA 10: Sadece çocuklar üzerinde ve belli bir evre için yapılan araştırmanın sonuçları genellenebilir mi?

İDDİA 11: ABD’deki yaygın ölüm sebepleri arasında ilaç yan etkilerinin dördüncü sırada olduğu iddiası

Aşılar kitapta önemli bir yer tutuyor. Çalışmamızın önemli bir kısmı, bu nedenle aşılar hakkındaki iddialara ayrıldı:  

Aşılar bağışıklığı zayıflatıyor mu? Vücudumuzun ‘askerleri’ nasıl çalışıyor?

:point_right::skin-tone-2: Aşılarda bulunan maddeler o kadar ‘korkutucu’ mu?

Aşılar etkisiz mi?

Sürü bağışıklığı: ‘Benim çocuğum istersem aşılatmam’ denebilir mi?

KONDA: ‘Aşı zorunlu olmamalı diyenlerin önemli bir kısmı uluslararası şirketlerin bizi hasta etmek istediğini düşünüyor’

Osmanlı’dan günümüze Türkiye’de aşı çalışmaları

İDDİA 12: Türkiye’de ilk aşı kampanyasının 1985’te yapıldığı iddiası

İDDİA 13: Türkiye’de zorunlu aşı uygulaması olduğu iddiası

İDDİA 14: Menenjit aşısının 2013 yılında aşı takvimine eklendiği iddiası

İDDİA 15: Almanya’daki zorunlu kızamık aşısı yasasının ‘kıl payıyla’ kabul edildiği iddiası

İDDİA 16: Almanya’da çocuk doktorlarının yüzde 92’si çocuğunu aşılatmıyor iddiası

Finlandiya İngiltere İrlanda Hollanda ve İsveç’te aşıların zorunlu olmaması ne anlama geliyor?

İDDİA 17: FDA’da görevli Morris’in grip aşısı hakkındaki açıklamayı 2009’da yaptığı iddiası

İDDİA 18: İsrail’de hiç aşı yapılmadığı iddiası

Wakefield I: Aşı ve otizm arasındaki ilişki olduğu iddiaları nereden çıktı?

Wakefield II: Kızamık virüsü için aşı patenti almış

Wakefield III: Otizmli ailelerin avukatlarından para aldı

Aşı ve otizm arasında bağ olduğu tartışmalarını kimler kitleselleştirdi?

Aşı otizm arasında bağ olduğunu söyleyenlerin bilimsellik iddiası

Bugün 50’lerinde olanların çocukluğunda çevrelerinde otizmli çocuk yok muydu? 

İDDİA 19: İki yaşındaki bir çocuğun enjeksiyon yoluyla aldığı civa miktarı 100 gramdan 237 grama yükseldi iddiası

İDDİA 20: Neil Z. Miller aşı karşıtı derneklerle ilişkili

İDDİA 21: Houweling makalesinde aşıların zararlarından bahsetmiyor

İDDİA 22: Prof. Dr. Claire-Anne Siegrist aşının uzun dönemdeki faydalarının bilindiğini belirtiyor

İDDİA 23: Kızamık aşısının kadınların yüzde 55’inde romatoit artrit gelişmesine neden olduğu iddiası

İDDİA 24: Boğmaca aşısından sonra bebeklerin normalden yedi kat daha fazla hayatını kaybettiği iddiası

Difteri tetanoz ve boğmaca aşılarının ani bebek ölümü vakalarıyla bağlantısı yok

İDDİA 25: Aşıların kısırlığa neden olduğunu gösteren bir kanıt yok

İDDİA 26: Aşılarda kullanılacak antijenleri patent sınırlamaları mı belirliyor?

İDDİA 27: Gluten ve kazeinin otizme yol açtığını gösteren bulgu yok

Aşı üretimi kâr maksimizasyonuna dayanıyor ve bu halk sağlığını tehdit ediyor

Facebook’un reklam politikası Kara Kutu’daki aşı karşıtı iddiaların yayılımını engelledi mi?

Son olarak Kara Kutu’da modern tıbbın karşısına anti kapitalizmin konduğunu görüyoruz. Tıp ve anti kapitalizm ilişkisine dair yazılar aşağıdaki gibi:

Sosyalist deneyimlerde modern tıp: Sovyetler Birliği

Tıbbi enternasyonalizm: Küba

Bastırılmış bir deneyim: Allende ve Şili

Şüpheli bilgilerden yola çıkarak veriye dayalı ve uzun soluklu bir araştırma neticesinde hazırladığımız Dosya yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.  

Kaynaklar

Division of Toxicology and Environmental Medicine, Public Health Statement for Aluminum, Eylül 2008

Vaccine Knowledge Project, Vaccine ingredients, 30 Ağustos 2019

Yalansavar, Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialar -2: Aşıların içeriği ve hazırlanma süreçleri, 28 Şubat 2019

vaccines.gov, vaccines ingredients

Robert J. Mitkus, Updated aluminum pharmacokinetics following infant exposures through diet and vaccination

TIME, How a Vaccine Is Like a Banana — and Why That's Good

Priest ND, The biological behaviour and bioavailability of aluminium in man, with special reference to studies employing aluminium-26 as a tracer: review and study update, 6 Mayıs 2004

Karwowski MP, Blood and Hair Aluminum Levels, Vaccine History, and Early Infant Development: A Cross-Sectional Study, 18 Mart 2018

Keith LS, Aluminum toxicokinetics regarding infant diet and vaccinations, 31 Mayıs 2002

Çağatay Güler, Su Kalitesi, Ankara 1997

Mitkus, Updated aluminum pharmacokinetics following infant exposures through diet and vaccination, 2011