Aşılar bağışıklığı zayıflatıyor mu? Vücudumuzun ‘askerleri’ nasıl çalışıyor?

İDDİA: Aşılar vücut bağışıklığını olumsuz etkiliyor. Vücutta 10 asker varsa dördü aşıyla uğraşıyor ve insan diğer hastalıklara dirençsiz kalıyor.

YANLIŞ

Aşıların temel hedefi, belirli ajanlar kullanarak, vücudumuzun bağışıklık sistemini alarma geçirmesi, yani bir nevi düşmanı ‘kontrollü bir şekilde tanıtması’dır. Normalde hastalık yapan bir mikroorganizma, vücutta hastalık yaratmayacak ama bağışıklık sistemini alarma geçirmeye yetecek şekilde verilir. Sistem alarma sebep olan ajanların, vücudumuzdaki hücrelerden farklı olduğunu algılar ve onu hafızasına kaydeder. Başarılı aşı girişimleri sonucu oluşan bu hafıza sayesinde, gerçek bir hastalıkla karşılaşıldığında bağışıklık sistemi çok daha hızlı ve efektif antikor üretir, savunma sistemi oluşturur. Bu savunma, aşının yapısı ve etkisine göre hayat boyu koruma sağlayabileceği gibi, tetanoz gibi örneklerde belli bir süre için, örneğin 10 yıl koruma da sağlanabilir.  

Hatalı bir değerlendirmenin ürünü 

Aşılarla ilgili önemli bir yanlış yargı da, bağışıklığı olumsuz etkiledikleri. Yalçın da bu yargıya sahip ve katıldığı televizyon programlarında sıklıkla dile getirdiği iddialardan biri “Aşılama yüzünden vücudumuzda bulunan 10 askerimizden dördünün bir hedefe kanalize edildiği ve  buna bağlı olarak bağışıklık sisteminin diğer hastalıklara zayıf bırakıldığı” yönünde. Ancak bu iddia, bilimsel olarak yanlış bir değerlendirmenin ürünü.

Vücudumuzda bağışıklık hafızasını oluşturan ve aşıların da genel olarak hedeflediği iki temel hücre tipi var: T hücreler ile B hücreler. Bu hücreler vücudumuzda düzenli olarak yenilenip üretilir. Ama bu üretim aşamasında en önemli nokta, hücrelerin her birinin tek ve belli bir imza taşıyan moleküle, yani örneğin bir hastalığa sebep olan mikroorganizmalara karşı özelleşmiş olmasıdır. Yani yeni bir T veya B hücre üretildiğinde, onun tanıyacağı yapı da işin en başında bellidir. Örneğin, tüberküloz bakterisindeki yapıyı tanıma kapasitesine sahip bir T hücre, başka bir hastalığa ait mikroorganizmayı zaten tanıyamaz. Sizin onu aşıyla eğitmiş olmanız, zaten olmayan başka bir mikroorganizmayı tanıma özelliğini kaybettirmez. Aşı ile ulaştığınız sonuç, normalde tüm hastalıklara karşı koruma sağlayacak bir hücreyi alıp, sadece aşı yaptığınız hastalığı tanıyacak bir hücreye dönüştürmek değildir. Asker örneğinden gidecek olursak, zaten baştan beri tüberkülozu tanıyacak acemi askerlerinizi eğitip, profesyonellere dönüştürmekten bahsediyoruz. Dolayısıyla bu süreç sizi diğer hastalıklara karşı zayıflatmaz, sadece aşı yaptığınız hastalığa karşı güçlendirir. Üstelik vücudumuz, her gün bambaşka yapıları tanıyabilecek çok sayıda yeni hücre üretir. Yani bağışıklık sistemimiz Yalçın’ın bahsettiği gibi, belli sayıda hücre, belirli hastalıklara karşı üçer beşer dağıtılarak çalışmaz. Bu bilimsel olarak yanlıştır. 

Yaşlandıkça hücrelerimiz azalır

Kanıtlanmış tek gerçek, yaşlandıkça ürettiğimiz yeni hücre sayısının azalmasıdır. Ancak yaşla birlikte hafızaya sahip hücrelerimizin sayısı artar; naif yani daha önce herhangi bir yabancı organizmayla karşılaşmamış hücre sayımız da nispeten azalır. Ancak bu değişimdeki öncül etken yaştır; vücudumuz daha sağlıksız bir duruma geçmiş değildir. Aksine, tecrübeli askerlerimizin sayısı artmıştır. Çocukların hastalıklara karşı yetişkinlere oranla daha zayıf olmasının nedeni budur. Çocuklar kreşe ya da okula başladıkları ilk yıl çok sayıda hastalık geçirir. Bunun sebebi de bağışıklık sisteminin bazı mikroorganizmalarla ilk kez karşılaşmasıdır. Oysa daha fazla hafıza hücresine sahip biz yetişkinler, hastalıklara karşı bu kadar duyarlı değilizdir. Soner Yalçın ve bu fikri savunanlar haklı olsaydı, yetişkinler “askerlerini farklı yönlere gönderdikleri” için çocuklara kıyasla hastalıklara karşı daha savunmasız olurlardı! Tabii burada bir noktayı da hatırlatmakta fayda var. O da yaşlılık. Çünkü yaşlanmış hücreler çoğalma ve adaptasyon yeteneği bakımından sağlıklı bir bireyin hücrelerine göre farklılık gösterir. Bu sadece bağışıklık sistemine özgü bir durum değil, vücudun birçok sistemi ve doku yenilenmesinde geçerlidir.

Yani günümüzde bilim dünyası, aksi bir düşünceyi tartışıyor. Alerji hastalıklarında ciddi bir artış var. Yapılan araştırmalar ve varılan kanı da alerji hastalıklarındaki artışın “steril” çocuk yetiştirilmesiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yani bir çocuk doğumundan sonra “ekstra steril” bir ortamda, antijenden yani yabancı ajanlardan uzak yetiştirilir, bağışıklık sisteminin farklı mikroplarla tanışması ne kadar ertelenirse, gelecekte hastalıklara karşı direnci de o kadar düşük olacak, alerjik hastalıklar geçirme ihtimali yükselecektir. Yani gerçekte vücudumuzun bağışıklık sistemi hücrelerinin yabancı ortam ve organizmalara adaptasyonu, bizi hastalıklara karşı zayıflatmaz; güçlendirir. 

Aşının rolü ise, olağan yollardan vücuda girmesi maliyetli olan veya kronik sonuçlar doğurabilen yapıların, zararsız forma getirilerek bağışıklık sistemine tanıtılması ve  sistemin güçlendirilmesinden ibarettir. 

Kişiselleştirilmiş tıp tartışmalarında aşının yeri yok 

Şunu anımsatmakta fayda var: Bilim dünyasının Yalçın’la hemfikir olduğu noktalardan biri, her bir kişinin farklı bir bağışıklık repertuarına sahip ve dolayısıyla da herkesin farklı hastalıklara yakalanma olasılığının bir diğerinden farklı olduğudur. O halde neden herkese aynı aşı yapılır? Bu hep böyle mi sürüp gidecek? Aslında özellikle de kanserin ne kadar kompleks bir yapı olduğunun ve bizim tek bir tiple tarif ettiğimiz bir kanser türünün (Örneğin akciğer kanseri) aslında çok sayıda farklı genetik kökten kaynaklandığı biliniyor. 

Her hastanın bu genetik altyapıya göre farklı bir tedavi alması, tüm tıp çevrelerince kabul ediliyor. “Kişiselleşmiş tıp” dediğimiz bu yeni konsept artık tartışılıyor ve hayatımıza girmeye başladı bile. Sistemin, özellikle farklı genetik kaynaklar taşıyabilen kompleks hastalıklarda, “tek hastalık-tek tedavi” düzeniyle ilerleyemeyeceği aşikar. Ancak özellikle genetik yapısı hemen hemen stabil olan mikroorganizmalara karşı geliştirilen aşılar bu tartışmanın bir parçası değil. 

Sonuç olarak aşıların bağışıklık sistemini meşgul ederek vücudun diğer hastalıklarla savaşmasına mani olduğu iddiası doğru değil. Bağışıklık sistemimiz böyle çalışmıyor.

#SalgınVar okuma rehberi

Kara Kutu: Yüzleşme Vakti isimli kitap hakkındaki çalışmaya dair Teyit ekibi tarafından yayınlanan 63 yazı bu rehberde yer alıyor.

Komplo teorileri hakkındaki yazıları okuyarak kitabın içinde düşülen genel yanılgıları anlayabilirsiniz: 

Manisalı eczacıları kim öldürdü?

Komplo Teorileri I: Aşırı şüpheci tutum etrafımızı sardığında

Komplo Teorileri II: Bilimsel görünme çabası

Komplo Teorileri III: Sağlığımızı korumak için ne yapabiliriz?

Bu bölümdeki yazılar Kara Kutu’nun yazım sürecine mercek tutuyor. Kitaptaki kaynak gösterimi, izlenen metodoloji ve tespit edilen intihaller sizi şaşırtabilir. Ayrıca kitapta yer alan ve Yalçın’ın konuşmalarından hareketle oluşturulan safsatalara ve daha fazlasına göz atabilirsiniz: 

Kara Kutu’nun yöntemi – I: Nasıl yazıldı? Nasıl basıldı?

Kara Kutu’nun yöntemi – II: Kaynakça nasıl hazırlanmış?

Kara Kutu’nun yöntemi – III: 30 farklı kaynaktan yapılan intihaller

Korelasyon nedensellik değildir

Kara Kutu’nun ‘kozmik odasındaki’ intihaller

Safsatalar I: Komplo teorilerini safsatalar ile süslemek

Safsatalar II: Hatalı akıl yürütmenin kitabı

Özellikle ‘doğallık safsatasını’ özümsedikten sonra homeopati üzerine iddiaları inceleyebilirsiniz:  

Homeopati: Sulandırılmış Tıp

Kapitalizm homeopatiyi teğet mi geçti? Sektöre genel bakış

ABD’deki en büyük kütüphanelerin homeopati okullarıyla ilişkisi olduğu iddiası dayanaksız

İDDİA 1: Patofizyoloji kürsülerinin 12 Eylül’den sonra kapatıldığı ve yıllardır bu dersin verilmediği iddiası

Türkiye’de tıp eğitimi nasıl kurumsallaştı?

Rockefeller’ın -muhtemelen- girmekte zorlanacağı diyarlarda modern tıp ve tıp müfredatı: Kuzey Kore örneği

Kara Kutu: Yüzleşme Vakti isimli kitabın üçüncü ve dördüncü bölümlerinde yer alan iddiaların ele alındığı yazılar bu bölümde:

İDDİA 2: ABD ve Avrupa’da Augmentin’in evcil hayvanlarda kullanımının yasaklandığı iddiası

İDDİA 3: 12 yaşındaki her çocuğun kolesterol ilacı alması tavsiye edilmiyor

İDDİA 4: İlaçların farklı ülkelerde daha ucuz olmasının nedeni fiyat politikaları

İDDİA 5: Yan etkileri olan serzone isimli ilacın ‘henüz’ toplatıldığı iddiası

İDDİA 6: Bazı psikiyatrik hastalıklar piyasayı canlandırmak için mi uyduruldu?

İDDİA 7: Beyindeki organik değişimler mutasyon anlamına mı geliyor?

İDDİA 8: Gebelikte antidepresan kullanımının bebekte otizm riskini artırdığı iddiası

İDDİA 9: Serotonin ile depresyon arasında ilişki yok mu?

İDDİA 10: Sadece çocuklar üzerinde ve belli bir evre için yapılan araştırmanın sonuçları genellenebilir mi?

İDDİA 11: ABD’deki yaygın ölüm sebepleri arasında ilaç yan etkilerinin dördüncü sırada olduğu iddiası

Aşılar kitapta önemli bir yer tutuyor. Çalışmamızın önemli bir kısmı, bu nedenle aşılar hakkındaki iddialara ayrıldı:  

:point_right::skin-tone-2: Aşılar bağışıklığı zayıflatıyor mu? Vücudumuzun ‘askerleri’ nasıl çalışıyor?

Aşılarda bulunan maddeler o kadar ‘korkutucu’ mu?

Aşılar etkisiz mi?

Sürü bağışıklığı: ‘Benim çocuğum istersem aşılatmam’ denebilir mi?

KONDA: ‘Aşı zorunlu olmamalı diyenlerin önemli bir kısmı uluslararası şirketlerin bizi hasta etmek istediğini düşünüyor’

Osmanlı’dan günümüze Türkiye’de aşı çalışmaları

İDDİA 12: Türkiye’de ilk aşı kampanyasının 1985’te yapıldığı iddiası

İDDİA 13: Türkiye’de zorunlu aşı uygulaması olduğu iddiası

İDDİA 14: Menenjit aşısının 2013 yılında aşı takvimine eklendiği iddiası

İDDİA 15: Almanya’daki zorunlu kızamık aşısı yasasının ‘kıl payıyla’ kabul edildiği iddiası

İDDİA 16: Almanya’da çocuk doktorlarının yüzde 92’si çocuğunu aşılatmıyor iddiası

Finlandiya İngiltere İrlanda Hollanda ve İsveç’te aşıların zorunlu olmaması ne anlama geliyor?

İDDİA 17: FDA’da görevli Morris’in grip aşısı hakkındaki açıklamayı 2009’da yaptığı iddiası

İDDİA 18: İsrail’de hiç aşı yapılmadığı iddiası

Wakefield I: Aşı ve otizm arasındaki ilişki olduğu iddiaları nereden çıktı?

Wakefield II: Kızamık virüsü için aşı patenti almış

Wakefield III: Otizmli ailelerin avukatlarından para aldı

Aşı ve otizm arasında bağ olduğu tartışmalarını kimler kitleselleştirdi?

Aşı otizm arasında bağ olduğunu söyleyenlerin bilimsellik iddiası

Bugün 50’lerinde olanların çocukluğunda çevrelerinde otizmli çocuk yok muydu? 

İDDİA 19: İki yaşındaki bir çocuğun enjeksiyon yoluyla aldığı civa miktarı 100 gramdan 237 grama yükseldi iddiası

İDDİA 20: Neil Z. Miller aşı karşıtı derneklerle ilişkili

İDDİA 21: Houweling makalesinde aşıların zararlarından bahsetmiyor

İDDİA 22: Prof. Dr. Claire-Anne Siegrist aşının uzun dönemdeki faydalarının bilindiğini belirtiyor

İDDİA 23: Kızamık aşısının kadınların yüzde 55’inde romatoit artrit gelişmesine neden olduğu iddiası

İDDİA 24: Boğmaca aşısından sonra bebeklerin normalden yedi kat daha fazla hayatını kaybettiği iddiası

Difteri tetanoz ve boğmaca aşılarının ani bebek ölümü vakalarıyla bağlantısı yok

İDDİA 25: Aşıların kısırlığa neden olduğunu gösteren bir kanıt yok

İDDİA 26: Aşılarda kullanılacak antijenleri patent sınırlamaları mı belirliyor?

İDDİA 27: Gluten ve kazeinin otizme yol açtığını gösteren bulgu yok

Aşı üretimi kâr maksimizasyonuna dayanıyor ve bu halk sağlığını tehdit ediyor

Facebook’un reklam politikası Kara Kutu’daki aşı karşıtı iddiaların yayılımını engelledi mi?

Son olarak Kara Kutu’da modern tıbbın karşısına anti kapitalizmin konduğunu görüyoruz. Tıp ve anti kapitalizm ilişkisine dair yazılar aşağıdaki gibi:

Sosyalist deneyimlerde modern tıp: Sovyetler Birliği

Tıbbi enternasyonalizm: Küba

Bastırılmış bir deneyim: Allende ve Şili

Kaynaklar

Johnson ve diğerleri, A population biological approach to understanding the maintenance and loss of the T-cell repertoire during aging, 2014

Gorozny ve diğerleri, Naive T cell maintenance and function in human aging, 2015

European Commission, The organization and delivery of vaccination services in the European Union

Patent Landscape Reports Project, Patent Landscape Report on Vaccines for Selected Infectious Diseases, 2012

Lambrecht BN and Hammad H, The immunology of the allergy epidemic and the hygiene hypothesis, 2017

Yazarın telif ücreti kendi isteği doğrultusunda LÖSEV'e bağışlanmıştır. 

İddia hakkında hazırladığımız analizi sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler. Okuduğunuz bu analizi daha fazla kişiye ulaştırabilmek, daha çok iddiayı daha kısa zamanda inceleyebilmek için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz. 

Kaynaklar

Johnson ve diğerleri, A population biological approach to understanding the maintenance and loss of the T-cell repertoire during aging, 2014

Gorozny ve diğerleri, Naive T cell maintenance and function in human aging, 2015

European Commission, The organization and delivery of vaccination services in the European Union

Patent Landscape Reports Project, Patent Landscape Report on Vaccines for Selected Infectious Diseases, 2012

Lambrecht BN and Hammad H, The immunology of the allergy epidemic and the hygiene hypothesis, 2017

Yazarın telif ücreti kendi isteği doğrultusunda LÖSEV'e bağışlanmıştır.