Araştırma: Neden yanılgıya düşüyoruz?

Bu içerik ilk kez The Daily Beast’de 17 Şubat 2020 tarihinde yayımlanmış ve Teyit tarafından çevrilmiştir.

Kasten üretilen yanlış bilgi ve sosyal medya işin bir parçası, ancak kronik yanlış algılama hissinin tek bir çıkış noktası yok. Bize ne anlatıldığı kadar, bizim ne düşündüğümüzle de ilgisi var.

İnsanlar genellikle ülkelerindeki temel sosyal ve politik gerçeklikler hakkında oldukça yanılıyorlar. Örneğin ABD’de insanlar, her yıl gençlerin yüzde 24’ünün doğum yaptığını düşünüyor; aslında bu oran yüzde 2. Ayrıca Amerikalılar, nüfusun yüzde 33’ünün göçmen (aslında yüzde 17) ve yüzde 17’sinin Müslüman olduğunu (aslında yüzde 1) düşünüyor. 

30 ülkede sadece yüzde 15’lik kesim ülkede işlenen cinayet oranının 2000 yılından beri azaldığını  düşünüyor. Oysa ki bu oran 2000’den beri yüzde 29 azaldı. 

ABD’deki kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların genel olarak oldukça mutlu bir topluluk olduğunu ortaya koyuyor; 10 kişiden 9’u çok veya oldukça mutlu olduklarını söylüyor. Fakat Amerikalılar kendileri hakkında böyle düşünmüyor: onlara göre Amerikalıların sadece yarısı mutlu olduğunu söyler.

1 milyondan fazla çocuk üzerinde yapılan incelemeler de dahil olmak üzere kanıtlar, sağlıklı çocuklarda aşı ve otizm arasında bir ilişki olmadığını gösteriyor. Fakat her 10 Amerikalıdan 4’ü bir ilişki olduğuna inanıyor ya da bundan şüphe duyuyor.

Buna “hakikat-ötesi” diyebiliriz ve insanları yanlış yönlendirdikleri için, gittikçe daha sansasyonel olan medyayı, sosyal medyayı ve politikacıları sorumlu tutabiliriz. Ancak bu yeni bir olgu değil. Benzer yanlış algılamalar 1940’ların Amerika’sında da görülüyordu: Yani yanılgılarımız zaman dilimlerini, ülkeleri ve sorunları aşar vaziyette.

Yanlış algılamalarımızın istikrarı ise önemli bir sonuca işaret ediyor: Bunun tek bir sebebi yok. Bu, etkileşimde bulunan iki etki öbeğine dayanan bir “yanılgı sistemi”: Çok sayıda ön yargımız ve hatalı kurduğumuz zihinsel bağlantılarımız yani “nasıl düşündüğümüz” ve medya, sosyal medya ve politikacılar tarafından “bize söylenenler”.

1) Olumsuz bilgilere odaklanmamız

Denklemin “nasıl düşündüğümüz” tarafında sayısız etkisi bulunuyor ama yalnızca dört ana etkiden bahsedeceğiz. 

Bunlardan ilki, en önemli ön yargılarımızdan birinin, olumsuz bilgilere olan doğal odağımız olması. Bunda evrimsel bir unsur var. Olumsuz bilgiler daha acil, hatta hayati olma eğilimindeler: Mağaralarda yaşadığımız zamanlarda, pusuya yatmış kılıç dişli kaplana karşı, mağarada yaşayan diğer dostlarımızın uyarısını aklımızda tutmamız gerekiyordu; tutamayanlar ise gen havuzundan silindi. 

Deneklerin beyinlerindeki elektriksel aktiviteyi inceleyen nöroloji deneylerinin de ortaya koyduğu üzere, beynimiz az önce bahsi geçen sebepten ötürü olumsuz bilgileri daha farklı ele alıp daha erişilebilir şekilde depoluyor. Sakatlanmış bir yüz veya ölü bir kedi gibi olumsuz görüntülere daha güçlü tepki veriyoruz ve bunları beynin farklı bölgelerinde farklı yoğunlukta işliyoruz. Bu nedenle kötü haberlere ve politikacıların suç veya terör saldırıları gibi konularda yaptıkları konuşmalardaki tehdit duygusuna daha çok uyum sağlıyoruz. Olumsuz bilgiye daha fazla odaklanıyoruz ve bu nedenle hayalimizdeki risk veya meselenin ölçeği artıyor. 

2) Her şeyin kötüye gittiğine dair yanlış hissimiz

İkinci olarak, hatalı bir değişim görüşümüz var: Özellikle, her şeyin kötüye gittiğine dair olan o yanlış hisse yatkınız. Doğal olarak sosyal psikologların “pembe retrospeksiyon” ismini verdikleri şeyi yaşıyoruz: Kötü sınav sonuçlarımızdan mükemmel olmayan tatillerimize kadar, geçmişimizdeki kötü şeyleri tam anlamıyla siliyoruz. 

Ancak bu beynimizin bir arızası değil; zihinsel sağlığımız açısından geçmiş başarısızlıklar veya zorluklar üzerinde durmamak iyi bir şey. Ancak bunun, şimdinin ve geleceğin, geçmiş anılarımızdan daha kötü olduğunu düşünmemize sebep olma gibi talihsiz bir yan etkisi var: Örneğin yalnızca suçun oranını abartmıyoruz, aynı zamanda bu oranların daha da kötüleştiğini düşünüyoruz.

3) Endişe ve yanlış algılama döngümüz

Üçüncüsü ise gerçekleri değerlendirirken, sosyal psikologların “duygusal hesapsızlık” olarak adlandırdıkları şeyi yaşıyoruz: Yani bilinçli olarak farkında olsak da olmasak da gerçeklerle ilgili soruları yanıtladığımız zamanlarda bizi endişelendiren şeyi iletirken aynı zamanda doğru cevap da vermeye çalışıyoruz. Neden ve sonuç iki yönlü işliyor: Endişelerimiz, yanlış algılamaya yok açarken yanlış algılamalar da endişe yaratıyor. 

Bundan şöyle bir çıkarım yapılabilir: Basite indirgenmiş efsaneleri çürütme yöntemleri, yani yanlış algılamaları yalnızca gerçeklere dayanarak düzeltmek, her zaman kısıtlı bir etkiye sahip olacak. Çünkü bu, hatanın nedeninin bir kısmını yanlış değerlendiriyor. Gerçeklik algımız kısmen duygusal tepkilerimiz tarafından yönlendiriliyor, tarafsız hesaplamalar tarafından değil.

4) Güdülenmiş muhakememiz

Son olarak, bazı ön yargılarımız yönsel olarak güdülenmiş muhakeme aracılığıyla, hali hazırda sahip olduğumuz görüşlerimizle ilgili. Örneğin ABD’deki insanlar, Cumhuriyetçi mi yoksa Demokrat mı olduklarına bağlı olarak, ABD’deki silahlı ölüm oranı konusunda tamamen farklı görüşlere sahip. Demokratların yaklaşık yüzde 80’i silahların, Amerika’da bıçak veya diğer şiddet eylemine göre daha fazla insanın ölümüne yol açtığını düşünerek doğru bir tahminde bulunuyorlar; ancak koyu Cumhuriyetçi olarak tanımlanan insanların sadece yüzde 27’si aynı önermeye katılıyor. Mevcut politik görüşünüze bağlı olarak aynı gerçeklik tamamen farklı görülüyor. 

Kendi ön yargılarımızın yanı sıra siyaset, medya ve sosyal medyada, gerçekleri çarpıtarak ya da düpedüz yalan söyleyerek bize belirli bir dünya görüşünü kabul ettirmeye çalışan kişiler bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şubat 2017’de, Beyaz Saray’da Ulusal Şerifler Birliğine verdiği konuşmada şöyle söylüyor:

“Ülkemizdeki cinayet oranı son 47 yılda görülenin en yükseği. Bunu biliyor muydunuz? 47… Basın böyle söylemiyor. Bunu söylemek kendi yararlarına değil.”

Ancak basının böyle söylememesinin iyi bir neden var: Çünkü bu doğru değil. Bununla birlikte Trump’ın söyledikleri, insanların ön yargılarına, olumsuz bilgiye odaklanmamıza ve işlerin kötüye gittiğini düşünme eğilimimize hitap ederek, hedef kitlesiyle duygusal bir bağ kurmada etkili oluyor. 

Politikacılar, medya ve sosyal medya, özellikle etkili, olumsuz ve basmakalıp haberler yaparak istedikleri tepkiyi elde ediyorlar, çünkü doğru ama kuru istatistiklere oranla bunlardan daha fazla etkilenmeye yatkınız. Politikacılar, gazeteciler ve içerik üreticileri bunu sezgisel olarak anlıyorlar, çünkü (bazılarının düşündüğünün aksine) onlar da insan. Bizimle aynı ön yargılara sahipler, bu yüzden, yaptıkları şeyler adice bir planın parçası olmasa bile kendi sanrıları, mesajlarını şekillendiriyor. Bu daha sonra, politik sonuçlara ulaşma ve giderek artan popülarite, izlenme, tıklanma, paylaşım veya beğeni oranları gibi geri bildirim döngüleriyle daha da güçleniyor.

Mücadele etmemiz her zamankinden daha önemli hale geliyor çünkü yeni bilgi ortamımız dünyanın, gerçekliğe dayalı bakış açısını hızla daha fazla tehdit ediyor. Geçmişte olduğumuzdan daha hatalı olmasak da hatalı algımızdaki kesinliğimiz daha fazla kutuplaşmaya neden oluyor ve ülkeleri, sosyal ve politik temelleri bile tamamen farklı gören parçalara ayırıyor. 

İnternetin ve daha sonra sosyal medya platformlarının ilk günlerinde insanlar, bunların bilgilendirme ve bağlantı kurma güçleri hakkında umutluydu. Tam tersi olacağına dair sistemsel riskleri büyük oranda göz ardı etmiştik. Ön yargılarımızın ve sezgilerimizin bu yeni bilgi ortamıyla nasıl etkileşime gireceğine yeterince odaklanmamıştık. Teknolojik gelişmeler bizi kör etmişti ve pratikte bilgi üretimimizin ve kullanımımızın kusurlu, güdümlü ve manipülatif (kısaca insani) yönlerini unutmuştuk. 

Bu yalnızca, görece küçük “sahte haber” kavramı ya da daha büyük bir tehdit olan kasıtlı olarak üretilen yanlış bilginin yayılmasıyla ilgili değil. Bunların ötesinde, internette gördüğümüz şeylerin ne ölçüde filtrelendiği ve nasıl bize uygun hale getirilebildiğine ve bütün bunların nasıl biz fark etmeden ya da bilmeden yapıldığına dair etmenler de var. Görünmeyen algoritmalar ve taraflılığımız, kolektif dünya anlayışımızı bireysel gerçekliklere bölme riskini arttırmak için etkileşime giriyor.

Ancak tüm bunlarda, her şeyin ciddi derecede düşüşte olduğu veya çoktan bittiği yanılgısına karşı koymalıyız. Eylemi teşvik etmek için umut gerekli; aynı zamanda her şeyin çok kötü olduğunu söyleyen radikallere karşı kendimizi savunmamız için de çok önemli. Bu, her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmiyor. Ancak gerçekliğe olan bağlılığımızı baltalamak ve bizi yeni bir distopik çağda yaşadığımıza ikna etmek için ön yargımızla oynayan kişilerden derinden şüphelenmemiz gerekiyor. Çünkü bu gerçekten sahte haber.

Kaynak

The Daily Beast, Forget Fake News: Why we are wrong about nearly everything, 17 Şubat 2020.

Çeviri: Can Başaçek

Kapak görseli: freepik

 

Bir sahte içeriği gerçeğinden ayırt etmenin yollarına, teyitçi gibi düşünebilmeyi sağlayan yöntemlere, doğrulama araçlarına, fact-checking dünyasından haberlere ve güncel gelişmelere yer verdiğimiz #teyitpedia yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.

Kaynak

The Daily Beast, Forget Fake News: Why we are wrong about nearly everything, 17 Şubat 2020.

Çeviri: Can Başaçek

Kapak görseli: freepik