Araştırma: Doğru ve yanlışı ayırt edebiliyor fakat paylaşırken bunu dikkate almıyoruz

Sosyal mecralarda karşılaştığımız içerikleri nasıl teyit edebileceğimiz hakkında araştırmalar devam ederken, Regina Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden altı araştırmacı, neden yanlış bilgi paylaştığımıza dair yeni bir çalışma yürüttü. “Understanding and reducing the spread of misinformation online” isimli makalede aktarılan çalışmanın detaylarına göre gerçeklik konusunda vardığımız yargı ile bu içeriği paylaşma isteğimiz arasında bir ilişki bulunmuyor.

Araştırmanın amacı “doğruluk” ve “paylaşım” arasındaki bağlantıyı bulmak

Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütülen ankette katılımcılara, sosyal medyada yer alan 36 haber başlığı ve görseli sunuldu. Başlıklar, taraflılığı ölçebilmek adına farklı siyasi görüşlere hitap eden içerikler arasından eşit olarak seçildi. Katılımcıların yarısından haber başlıklarını doğru ya da yanlış olarak değerlendirmeleri istenirken, diğer yarısına bu başlıkları paylaşmayı düşünüp düşünmedikleri soruldu. Bu iki veriyle çalışmanın amacı “doğruluk” ve “paylaşım” arasındaki bağlantıyı değerlendirmekti.

Bulunan cevaplar ise yanlış bilginin neden paylaşıldığına yanıt olacaktı. Sosyal medya kullanıcıları gerçekten bilginin doğruluğunu teyit edemediği için mi hesaplarında yanlış içerik paylaşıyordu, yoksa gerçek-ötesi çağda insanlar artık doğruluk üzerine çok fazla düşünmüyor muydu?

İlginizi Çekebilir:  İnsanlar neden sahte haberler paylaşıyor?

Anketten alınan sonuçlara göre şimdiye kadar inanılanın aksine insanların, düşük kaliteli içerikleri tespit edebildiği, fakat her şeye rağmen bu tür içerikleri sosyal medyada paylaşabildiği ortaya çıktı. Başka bir deyişle, çevrimiçi sosyal ağlarda yanlış bilgi paylaşan her bir bireyin, bilginin doğru veya yanlış olduğunu ayırt edemediği kanısı doğru değil. Tam aksine bir bilginin, paylaşım yapma düşüncesi olmaksızın doğru veya yanlış olarak değerlendirilmesi istendiğinde sosyal medya kullanıcıları bunu tespit edebilme konusunda genel olarak başarılı. 

Fakat söz konusu sosyal medya olduğunda yeni takipçiler edinmek, var olan takipçileri memnun etmek ve belirli bir gruba ait olma dürtüsü, araştırmaya göre, doğruluktan daha ağır basıyor. Yani bilginin doğruluğu ve hangi içeriği sosyal medyada paylaşmak istediğimiz arasında keskin bir ilişki bulunmuyor. Bu da insanların, paylaştığı içeriğin doğru olmadığını bilse bile, bunu paylaşabileceği anlamına geliyor.

Öte yandan katılımcıların, bu konuda kendilerine sorulan soruya yanıtları oldukça farklı bir tablo çiziyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu sosyal medya hesaplarında sadece doğru olduğunu düşündüğü haber metinlerini paylaşmaya önem verdiğini söylerken, katılımcıların yalnızca yüzde 7,9’u paylaştığı bilginin doğruluğunun hiç önemli olmadığını belirtiyor. 

Yanıtlar anket sonuçlarıyla kıyaslandığında doğru bilgi paylaşmanın “çok önemli” ve “son derece önemli” olduğunu düşünen katılımcıların, gösterilen yanlış başlıkların yaklaşık yüzde 30’unu paylaşmak isteyebileceği ortaya çıkıyor. Yani paylaşma isteği başlıkların doğruluğu konusundaki yargıyla örtüşmüyor. Sosyal medya kullanıcıları, bilginin yanlış olduğunu bilseler bile bunu paylaşım yapmayı düşündükleri sırasında değerlendirmeye almıyor.

Araştırmaya göre siyasi görüş ile içeriğin doğruluğunu belirleme arasında bağlantı yok

Yapılan araştırmada siyasi görüşlerin “doğruluk” ve “paylaşım” konusunda ne kadar etkili olduğu da incelendi. Buna göre siyasi görüşler, içeriğin doğruluğunu belirleme konusunda çok büyük bir rol oynamıyor. Yani katılımcıların bir bilginin doğru olup olmadığı konusundaki kanıları, destekledikleri siyasi görüşlerin çok büyük etkisi altında kalmıyor. 

Fakat katılımcıların hangi gönderileri paylaşabilecekleri değerlendirildiğinde, siyasi görüşlerin azımsanmayacak bir payı olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü çalışma sonuçlarına göre katılımcıların, siyasi görüşleriyle uyuşan içerikleri paylaşma ihtimali, siyasi fikirlerine ters düşen gönderileri paylaşma olasılığından daha yüksek. Yani katılımcılar, siyasi görüşlerine uyan yanlış içerikleri, siyasi görüşlerine uymayan doğru olan içeriklere göre daha çok paylaşma eğiliminde. Bu sonuç, katılımcıların bilginin doğru olup olmadığı konusunda isabetli değerlendirmeler yapabildiği ama kendi fikirleriyle uyuşan içerikleri, bilginin doğruluğuna bakmaksızın paylaşabildiğini gösteriyor.

İçeriğin doğruluğu hakkında varılan kanının, paylaşma isteğinde neredeyse hiç etkisi olmadığının ortaya çıkması, sosyal medyada yanlış bilginin nasıl yayıldığı konusunda yeni bir bakış açışı ortaya koyuyor. Araştırmacılara göre “sosyal medya, gerçek ve doğruluk konusunda analitik düşünmeye olanak sağlamıyor” fakat bilginin doğruluğu hakkında gerekli vurgunun yapılması, paylaşılan içeriklerin kalitesini arttırma konusunda iyi bir başlangıç noktası.

Bir sahte içeriği gerçeğinden ayırt etmenin yollarına, teyitçi gibi düşünebilmeyi sağlayan yöntemlere, doğrulama araçlarına, fact-checking dünyasından haberlere ve güncel gelişmelere yer verdiğimiz #teyitpedia yazısını sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Bu kategorideki yazılarımızı daha hızlı sürede hazırlamamız ve daha fazla kişiye ulaştırabilmemiz için bizi Patreon sayfamızdan destekleyebilirsiniz.

Kaynak

PsyArXiv, Understanding and reducing the spread of misinformation online, 25 Kasım 2019