Araştırma: Değişimden korkanlar komplo teorilerine inanmaya daha yatkın

İklim değişikliğini Çinlilerin ABD’yi durdurmak için uydurması, uçaklardan gizlice kimyasallar atılması, Dünya aslında düz olmasına rağmen NASA’nın bunu saklaması gibi bir çok komplo teorisi aslında değişimden çekinen ve siyasi bilgisini gözünde büyüten kişilerin sığındığı, mantık sınırlarını zorlayan açıklamalar. Sosyal psikoloji araştırmacıları, kişinin komplo teorilerine inanma ihtimalini etkileyen iki ana faktör tespit etti. Yapılan araştırmaya göre sosyal ve kültürel değişimleri tehdit olarak algılayan kişiler ve siyaset bilgilerini olduğundan fazla zanneden kişiler bu teorilere inanmaya daha yatkın.

Konu ile ilgili iki farklı araştırma yapan Sosyal Psikoloji Araştırma Görevlisi Joseph Vitriol “Mevcut siyasi gündem oldukça değişken ve büyük sosyal değişimleri beraberinde getiriyor. Geçmişte toplumdan dışlanmış gruplar günümüzde daha fazla söz sahibi olmaya başladı. Bu da statükoyu değiştirme ve toplumsal politikaları değiştirme yolunda adımlar atmalarına imkan veriyor. Toplumun çoğu ögesi, özellikle de mevcut sosyal ve siyasi düzenden faydalanan kişiler için bu gelişmeler ve değişimler oldukça tehdit edici ve komplo teorilerinin sunduğu dengeleyici hisse ihtiyaç duymalarına sebep oluyor.” şeklinde konuştu.

Değişim endişesi mantıksız inanışları tetikliyor

Yapılan çalışmada, “Bu ülkede ‘gerçek Amerika’ diye bir şey var ve ortak değerleri paylaşmayanlar bunun dışında kalıyor” ya da “Amerika’nın en önemli değerleri günden güne çökertiliyor” gibi ifadelere katıldığını belirten 3 bin 500 adet yetişkin ABD vatandaşının aynı zamanda “Medya gücü elinde bulunduranların kuklasıdır” ve “Siyasette ya da uluslararası ilişkilerde hiçbir şey tesadüfen gerçekleşmez” gibi ifadelere de katıldıkları görüldü.

Sonuçlar, ABD’nin değerlerinin değişmesini tehdit olarak algılayan kişilerin aynı zamanda gücü elinde bulunduranlara yönelik mantıksız şüpheci bir yaklaşıma sahip olduğunu gösteriyor. Vitriol “Kişi toplumun temel ve belirleyici değerlerinin yıkılmak üzere olduğunu düşündüğünde ideolojik ya da ideolojik olmayan komplolara inanmaya daha yatkın olduğunu gördük.” diyor.

Bilgisini gözünde büyütenler komplo teorilerine inanıyor

İkinci araştırmada ise 400’e yakın yetişkin ABD’liye toplumsal politikaları ne kadar anladıkları konusunda kendilerine not vermeleri söylendi. Daha sonra katılımcılardan bu toplumsal politikanın nasıl işlediğini detaylı bir şekilde anlatmaları istendi. Çalışmanın sonunda katılımcılardan kendilerine aynı konu hakkında  tekrar not vermeleri istendi.

Sonuçlar, ikinci notlarda ciddi bir düşüş olduğunu gösteriyor. Bunun sebebinin, insanların bir toplumsal politikayı açıklamaya çalıştıklarında aslında ne kadar az bilgiye sahip olduklarını fark etmesi olduğu sanılıyor. Ancak siyasi bilgilerinin gerçekte olduğundan fazla olduğunu düşünenlerin, komplo teorilerine inanmaya da yatkın olduğu görüldü. Bu kişilerin belirli kişi ve grupların küresel kararlara, etkinliklere ve bunların sonuçlarına etki ettiğine dair bir illüzyon içinde yaşadığı ifade edildi.

Araştırma, daha önce komplo teorisi ve narsisizm arasında ilişki kuran diğer çalışmalar tarafından da destekleniyor. Genel olarak kişinin kendi yeteneklerini ve dünya görüşünü gözünde büyütmesi, komplo teorilerine inanma ihtimalini artırıyor.

Vitriol, “İnsanlara bilgilerinin sınırlı olduğunu göstermek, saçma komplo teorileri ve inançlarına karşı mücadele etmek için en başarılı yöntem.” diyor. İnsanlara kendi bilgilerinin yetersizliğini göstermenin kişiyi daha fazla öğrenmeye ve bilgiye daha açık olmaya ittiğini söyleyen Vitriol böylece kişilerin bilimsel verilerle desteklenen daha tarafsız bilgilere ulaşmasının mümkün olacağını ifade ediyor.

Yani biraz daha mütevazı olup görüşlerimize aykırı gelen bilgileri de öğrenmeye çalışırsak ayaklarımızın yere basması daha mümkün olacak.

Her iki çalışma da Avrupa Sosyal Psikoloji Dergisi’nde yayımlandı.

Yazar: Semih Sönmez, Dünya Halleri, 4 Haziran 2018

 

Yazar: Semih Sönmez, Dünya Halleri, 4 Haziran 2018