“Alo” sözcüğünün Graham Bell’in sevgilisi Allessandra Lolita Oswaldo’nun isminden geldiği iddiası

İDDİA: “Alo” sözcüğü Graham Bell’in sevgilisi Allessandra Lolita Oswaldo’nun isminin ilk harflerinden ortaya çıkmıştır.

YANLIŞ

Uzun zamandır internette dolaşan bir hikayeye göre, telefonu açtığımızda kullandığımız “Alo!” sözcüğü bir mucidin aşkına saygı duruşu niteliğinde. Öyküye göre, Graham Bell telefonu ilk bulduğunda cihazı denemek için ilk bağlantıyı sevgilisinin evine yapar ve genç kadın, Bell onu her aradığında telefona “Allessandra Lolita Oswaldo?” diye cevap verir. Zamanla bu isim kısalarak “Allo”ya dönüşür. Bir zaman sonra Allessandra sevgilisinin bilime olan düşkünlüğünden bunalarak onu terk eder fakat adı gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelir. Kimi anlatılarda ise bu genç kadın Bell’in sevgilisi değil eşi olarak anılır. Bu versiyonda Bell telefonu işitme engelli eşini tedavi etmenin yöntemlerini ararken kazara bulmuş ve cihazı kullananların onu anmasını istemiştir. Detaylar hikayenin farklı versiyonlarında değişiklik gösterebiliyor.

Mucidin aşkından yalnız Türkiye haberdar

Allessandra Lolita Oswaldo ismiyle yabancı dillerde yapılan aramalar yukarıdaki hikayeyle ilişkilendirilebilecek herhangi bir sonuç vermiyor. Bell’in İskoç olduğu ve yaşamını İskoçya, İngiltere ve Amerika’da geçirdiği düşünülünce, İngilizce literatürde Allessandra Lolita Oswaldo’ya dair en azından birkaç satır bulunması gerektiği söylenebilir.

İddiaya eşlik eden fotoğraflar Bell’in eşine ait

Pek çok çevrimiçi kaynakta iddianın yanı sıra kullanılan fotoğraflar Graham Bell’in eşi Mabel Gardiner Hubbard-Bell’e ait. İsminin kısa versiyonunun yarattığı müziği – Mabel Bell – saymazsak, bu hanımefendinin ismi baş harflerinden bir selamlama sözcüğü yaratılabilecek denli ilginç değil.

Çift, Mabel Hubbard’ın öğrencisi olduğu ve Bell’in kısa bir süre öğretmenlik yaptığı Boston’da bulunan Horace Mann School for the Deaf (Horace Mann İşitme Engelliler Okulu)’nda tanıştı. Yani, Graham Bell’in eşi gerçekten işitme engelliydi ve Bell’in telefonu eşine işitme duyusunu geri kazandırma amacıyla icat ettiği söylentisi internetten çok öncesine dayanıyor.

Bununla birlikte, sesin yapısı ve kullanımına ilişkin çalışmalar Bell’lerde bir aile mirası olduğundan ve Bell’in söylentiyi doğrulayan herhangi bir beyanı bulunmadığından bunun ne ölçüde gerçek olabileceğini söylemek zor.

Hubbard ve Bell, telefonun patentinin alınmasından bir yıl sonra evlendiler. Fakat bu evlilik, Bell’in finansal durumunu güvenceye almaya uğraştığı uzun bir flört döneminin arkasından geldi. Babası telefona ilk yatırımı yapan iki isimden biri olan Mabel Bell, Bell Telephone Company (Bell Telefon Şirketi) hisselerinin %99’unun sahibiydi.

Bell ailesinin 1885’te çekilmiş portresi.

Aynı iddia İngilizce kaynaklarda farklı bir biçimde yer alıyor

Aynı iddia, İngilizce içerikli internet sitelerinde Bell’in sevgilisinin – veya eşinin – isminin Margaret Hello olduğu ve telefonu cevaplarken kullanılan sözcüğün buradan türediği şeklinde yer alıyor. Haber ve bilgi doğrulama sitesi Snopes’un iddianın bu biçimini yalanladığı analizine buradan ulaşılabilir.

“Ahoy!”dan “Hello!”ya

Bunların yanı sıra “alo”, Bell’in ana dili olan İngilizce’de kullanılan bir sözcük değil. Sözcüğün Türkçe’de kullanılan biçimi ise, Fransızların “hello”nun bir çeşitlemesi olarak kullandıkları “allo”dan fazlası değil. Yalansavar’ın konuyla ilgili analizinde de belirtildiği üzere, bu sözcük dilimize 1909’da Posta Nezareti’nin telefonun dahliyle Posta Telefon ve Telgraf Nezareti’ne dönüşmesi ve bir selamlama sözcüğü ihtiyacıyla girdi.

Bell 1876’da ilk telefon görüşmesini yapıyor.

Telefonun icadını takip eden yıllarda ise, selamlama sözcükleri hususunda bir tür rekabet söz konusuydu. Graham Bell, İngilizce bir ünlem olan “Ahoy!”un kullanılmasında ısrarcıyken Thomas Edison, Orta Çağ diyalektinde bir selamlama sözcüğü olan ve günümüzde de kullanılan “Hail!”in tahrif edilmiş bir biçimi olan “Hello!”dan yanaydı.

Hikayeyi gerçek olarak kabul edenler arasında Yalvaç Ural ve Sunay Akın da var

Bu iddia yıllardır pek çok mecrada tekrar edildi. Bunların arasında Yalvaç Ural’ın 2012’de Milliyet’te yayımlanan bir yazısı ve Sunay Akın’ın İstanbul’da Bir Zürafa adlı kitapları da var. Bununla birlikte her ikisinin de yazılarında iddiaya tarihi veya biyografik bir değer atfetmeyen kaynaklardan yararlanılmış.

Akın, öyküyü bir anekdot üslubuyla kaynak göstermeden aktarırken, Ural yazısında kaynak olarak Jean Bernard Pouy’un Haylazlar Kitabı’nı kullanıyor. Fakat söz konusu kitap, dahilerin yaşam öykülerinden gençlere ilginç ve ilham verici gelebilecek parçaların derlenmesiyle ortaya çıkmış bir çalışma ve herhangi bir tarihsel gerçeklik iddiasında bulunmuyor.