Algoritmalar komplo teorilerini destekleyerek gerçekleri tahrif ediyor

Anonim bir kaynağın Facebook’un Popüler Haberler için geliştirdiği algoritmanın (ve Popüler Haberler’i düzenleyen çalışanların) muhafazakar haberleri sakladığına dair ortaya attığı iddia, birçok tartışmaya yol açtı. Haberler doğru olsun olmasın, bu tartışmanın altında konuşulmayan bir gerçeklik yatıyor: Sosyal ağlarımızı yöneten algoritmalar siyasi sistemimizin gerçekliğini değiştiriyor.

Filtre baloncuğu kavramı, arama motorlarındaki öneri sisteminin bizim neyi sevdiğimizi öğrenmesi ve bizimle aynı görüşteki şeyleri göstermeye çalışması ile ortaya çıktı. Algoritmalar, ağların yarattığı etkiler ve masrafsız yayıncılık uçuk teorilerin yayılmasını sağlıyor ve kontrol edilmediği zaman, doğrulanmış olsalar da olmasalar da karar vericilerin fikirlerini etkiliyor ve kamoyunu şekillendiriyor.

Gerçek olarak kurgu

Öncelikle, tüm sistemi yöneten bu teknolojiyi anlamak çok önemli. Birçok algoritmanın çalışma şekli basittir; Web’deki şirketler, içeriği (haberler ve arama sonuçları dahil) okuyucularının zevkine ve ilgilerine uygun olarak düzenlemeye çalışır. Fakat, filtre baloncuğu terimini yaygınlaştıran yazar Eli Pariser bir TED konuşmasında bunu şöyle ifade ediyor: “Ortada istenmeyen bir sonuç var. Bir filtre baloncuğunun içinde kısılı kaldık ve dünya görüşümüze karşı çıkacak ya da değiştirecek bilgiyle karşılaşmıyoruz.”

Facebook haber akışı ve kişiselleştirilmiş arama yalnızca bize özel, şekillendirilmiş sonuçlar veriyor çünkü sosyal ağın işi bizi ilgili ve mutlu tutmak. İyi hissetmek etkileşimi arttıyor. Bu da Facebook üzerinde daha fazla zaman harcamamızı sağlayarak bizi reklamlar için daha uzun süre hedeflenebilir hale getiriyor. Pariser’e göre, internetin gizlice düzenlenmesi karşılaşacağımız şeyleri sınırlandırıyor. Pariser, bu gidişatın hem bizim için hem de demokrasi için iyi olmadığını ifade ediyor.

Kongre eski kütüphanecisi Daniel J. Boorstin, 1962 yılında yayınlanan The Image: A Guide to Pseudo-Events in America isimli kitabında teknoloji aracılığıyla gerçekliği değiştirme kabiliyetimizin çok ilerlediği ve gerçekliği yendiği bir dünya tarif ediyor.

3059742-inline-i-1-reality-distortion-on-social-networks

Pariser’in TED konuşmasından bu yana, sosyal ağların birincil haber kaynağı olduğu bir noktaya geldik. Haberleri gazete, dergi gibi geleneksel kaynaklardan almanın yerine geçen bu yeni model, bütün haberleri sosyal ağlardaki popüler hikayelerden almak. Tanıdığımız insanların, onlara güvendiğimiz için bizi etkileme olasılığı oldukça yüksek bu yüzden onların fikirleri ve inançları bizimkileri de şekillendirir. Bu da sosyal ağların arkasındaki teknolojiyi geliştirmek için kullanılıyor. “Yakınlık” eskiden karşı komşuyu tanımak anlamına gelirken, bugün bu kelime online toplulukları da kapsıyor. Aynı şekilde düşünen insanları coğrafyadan bağımsız olarak bulmak her zamankinden daha kolay.

Kullanıcı Facebook’ta bir gruba katıldığı zaman, sosyal ağ aynı konudaki başka grupları ve benzer kullanıcıların katıldığı benzer konulardaki diğer grupları önerir ve bu akıllıca bir iş modelidir. Fakat bu, kullanıcıların bir komplo teorisi grubuna katılmalarıyla, algoritmik olarak istemedikleri kadar başka komplo teorisi gruplarına da yönlendirileceği anlamına geliyor. Çocuklara aşı yaptırılmasına karşı olanların kurduğu bir gruba katıldığınız zaman size önerilen GDO karşıtlarının, Chemtrail komplocularının, Dünya’nın düz olduğunu iddia edenlerin (evet, gerçekten) yer aldığı diğer gruplar olacaktır. Öneri sistemi kullanıcıyı tavşan deliğinden çıkartmak yerine, onları daha da derine itiyor. Partizan filtre baloncuklarından geçeli çok oldu ve kendimizi kendi gerçekliklerini yaşayan ve buna göre hareket eden birbirinden kopmuş toplulukların aleminde bulduk.

Masrafsız yayıncılık bizi “kalabalığın bilgeliğinden” “saçmalığın yaygınlığına” itiyor

Bu meseleyi körükleyen başka bir teknoloji trendi de fikirleri internette masrafsız bir şekilde yayınlamak ve bu fikirlerin çevresinde bir dinleyici kitlesi oluşturmak. Bir konu hakkında kararsız kalanları ikna etmek için özel olarak içerik üretmek her zamankinden daha kolay. Özellikle şiddet içeren radikallik ve sözde-bilim konularında bu gerçekten büyük bir sorun. Kişisel yayıncılık; saygın medyaya ait doğrulama, editörlük, dağıtımcılık gibi denetim ve denge mekanizmalarını yok etti.

Sosyal yayın platformları hepimizi içerik üreticilerine dönüştürdü ve interneti yetenekli, eskiden sesini çıkaramayan insanların duyulmasını sağlayan harika ve son derece önemli bir yenilik haline getirdi. Kalabalığın bilgeliğine inanıyoruz çünkü platformlarımızın doğasında var olan kanı, iyi içeriğin farkedileceği ve kötü içeriğinse gerileyip internetin görünmeyen, yalnız köşelerine itileceğidir. Fakat, marjinal içeriğin giderek yaygınlaşması artık bu kanının eskisi kadar doğru olmadığını gösteriyor.

Sosyal platformlar, bizleri etkileşim içinde tutmak için (ilgilenebileceğimiz reklamlarla hedefleyerek) doğru olsun ya da olmasın popüler olanı yüzeye çıkarmak için tasarlanmışlardır. İnternet kullanan yetişkinlerin neredeyse yarısının haberleri Facebook üzerinden aldığını düşünürsek, sosyal platformlarda neyin doğru olduğu meselesi önemlidir. Ayrıca haberler platformdan platforma atlayarak yeni kitlelere ulaşıyor ve daha önce erişilmesi imkansız olan hızlarda yayılıyor.

Örneğin, birçok Brezilyalı, gerçek sebebin aşılar, Monsanto ya da GDO taşıyan sivrisinekler olup olmadığına emin olamasa da devletin kendilerine Zika’nın doğum kusuruna sebep olması konusunda yalan söylediğini düşünüyor.

Portland’lılar 2013’te diş sağlında sıradan bir uygulama olan suyun florlanmasına referandumla dur dediler. Florlamanın ne olduğu ise sorduğunuz gruba göre değişiyor: Ya faşist rejimler tarafından halklarını pasifize etmeye yönelik bir taktik ya da maddenin kendisi kansere sebep olan zehirli bir kimyasal. 

Örneğin, Teksas’a bağlı Bastrop County’nin sakinleri rutin bir askeri tatbikat olan Helm 15’in, sıkıyönetim ilan etmeye ve Teksaslı’ların silahlarına el koymaya yönelik bir komplo olduğuna ikna olmuşlardı. O kadar çok şamata oldu ki konu Teksas Valisi Greg Abbott’un masasına kadar geldi. Abbott Teksas Eyalet Muhafızları’nı tatbikatı izlemekle görevlendirerek bu komplo teorisini meşrulaştırdı.

3059742-inline-i-2-reality-distortion-on-social-networks

Bunun insan yapımı gerçekliğin internete yansıması olduğunu ve hepimizin bu “diğer” dünyaya maruz kalmadığını iddia edebilirsiniz.

Bu, ihtimallerden bir tanesi ama artık internet sadece gerçeği yansıtmakla kalmıyor onu şekillendiriyor da. Bu teorilerin internette keşfedilebilir olması bu olguyu yaratmaya yetiyor.

Mesele ne kadar büyük? İstatistiklere bakın

Sosyal medyanın sorunu hırs konusunda asimetrik olmasından kaynaklanıyor. Birçok meselede, sosyal medyadaki en aktif sesler, komplocu saçmalıklardan oluşuyor. İnsanların çoğu, aşıların otizm yapmadığını ve 11 Eylül’ün içeriden bağlantılı bir eylem olmadığını biliyor. Bu yüzden de bariz olanı pekiştirmek için saatlerini harcamıyorlar ama hırslı komplo teoricileri ve radikaller “koyunları uyandırma” davası yolunda çok fazla içerik üretiyor. Örneğin, geçen ay, bir araştırma Instagram’da ve Pinterest’te aşı karşıtı ve destekçisi içeriğin yüzdelerine bakmış ve içeriğin yüzde 75’nin aşı karşıtı olduğunu ortaya çıkmış. 2000’lerde yapılan araştırmalarda ise aşı karşıtlarının oranı sadece yüzde 25’miş.

Hırstaki asimetri, sosyal kanallarda sözde-bilimle ilgili safsatanın yaygınlaşmasında öne çıkıyor. Food Babe’i ele alalım. Facebook’ta bir milyon takipçisi var ve #foodbabearmy etiketi altındaki Twitter ordusu ile şirketleri (örneğin Girl Scouts) kullandıkları katkı maddelerini açıklamaları için taciz ederek GDO karşıtı “gıda güvenliği aktivistliği” yapıyor. Bu kadının yanlış gündemine karşı yapılan tekzipler, doğrulamalar ve kaldırma talepleri ana akım medyada yayınlanınca, takipçileri daha da derine dalıp büyük tarım ve gıda şirketlerinin tekerleğine çomak soktuklarına ya da gazetecilerin “satılmış” olduğu için bu tarz tepkiler gösterdiklerine inanıyorlar.

İnternetteki komplo teorisi gruplarından doğan aktivizm hem parayı hem zamanı boşa harcıyor. Kaliforniyalı Cumhuriyetçi Temsilci Devin Nunes seçmenlerden aldığı mesajların,  %90’nın komplo teorisinden oluştuğunu ve göreve geldiği 2003’te ise bu rakamın yalnızca %10 olduğunu belirtiyor. Bu durum imar kanunlarından (BM Gündem 21 korkusu) halk sağlığı politikalarına (suyun florlanması) kadar bütün siyasi süreci de etkiliyor. Örneğin, geçen ay Hawaii’de kanun yapıcılar, eyalatin bir salgın sırasında aşılama ile ilgili federal kuralları daha hızlı hayata geçirebilmesini sağlayacak basit bir yasa teklifini reddetti. Çünkü öfkeli eyalet sakinleri aşıların Zika’ya ve otizme neden olduğu iddia ediyorlardı.

Komplo teorilerinin neden var olduğuna dair birçok açıklama var. Bu açıklamalar liderlere ve kurumlara olan güvenin azalması, orantılılık sapması (büyük olayların büyük sebepleri olması gerektiğine yönelik inanç) ve nicelerini içeriyor. En önemli faktör ise doğrulama sapması, bilgiyi zaten inanılan şeyi doğrulamak için kullanmak, Google ve internet sayesinde daha fazla bilginin olduğu dünyayı birçok yönde daha kötü bir hale getirdi.

3059742-inline-i-3-reality-distortion-on-social-networks

Bunu nasıl düzeltiriz? Ardındaki teknolojiye bakarak

Eğer internette ve gerçek hayatta komplo teorilerinin etkisini ve sıklığını düşürmek istiyorsak, en zeki olanlarımızın hem forvette hem de defansta oynamaları gerek. Bunu nasıl yapacağız?

Sürekli gelişen sosyal platformlarımızın tasarlanma şeklini değiştirmemiz gerekiyor. Sosyal ağların kendi yapıları ve hedefleri bizi bu noktaya getirdi. Platform tasarımcılarımız bizi geri götürmeye yönelik hangi adımları atmaları gerektiğini düşünmeliler. Belki de tasarımda etik konusunda daha fazla tartışmamız gerekiyor ve belki de yukarıda bahsedilen Facebook hakkındaki iddialar bunu başlatabilir. Ürün tasarımlarının kamu düzeni üzerinde derin etkisi var ve bu etki giderek güçlenecek. Bu ürünlerin tasarımcılarının ne gibi sorumlulukları var?

Bu noktada platformlar güce sahipler. Bazıları okuyucularını bir gönderinin yalan veya hiciv olduğuna dair uyaracak algoritmaları tanıtmaya başladılar. Google “doğruluk sıralaması”nın olasılığını araştırıyor, ki bu güven verici. Bu iyi bir başlangıç ama bir düzenleme algoritmasının kendine göre avantajları ve güçlükleri var. Bu konuda önde gelen endişe ise, özellikle siyaset kökenli komplo teorileri söz konusu olduğunda, şirketleri “gerçekliğin hakemi” konumuna getirmenin kaygan bir zemin olması.

Fakat bir yerden başlamamız lazım. Eli Pariser’in de dediği gibi: “Bu algoritmaların içine toplumsal hayat algısı ve toplumsal sorumluluk kodlanmalıdır. Bu algoritmalar filtrelerden neyin geçip geçmediğini belirleyen kuralları görebileceğimiz kadar şeffaf olmalıdır.” İnternet gerçek hayattan ayrı değil. Arzu ettiğimiz ağı oluşturmak, arzu ettiğimiz geleceği oluşturmaktır.

Kaynak: Fast Co Exist / Renee Direste Çeviri: Yusuf Tatlı