2018 yılında medya okuryazarlığını yeniden inşa etmek

Bu yazı Nieman Lab’in 2018 yılında gazeteciliği nelerin beklediğine dair uzmanların öngörülerine yer verdiği içerik dizisinden alınmıştır.


Rad Bradbury geleceği tahmin etmenin kolay olduğunu söylemişti. Tek yapmanız gereken etrafınıza bakmak ve zaten var olanın fazlalaştığı bir dünya hayal etmekti. Ancak Bradbury’nin kendisi de bu söylediğine inanmıyordu.

“Daha fazlasının canı cehenneme,” diye yazıyordu, “Ben daha iyiyi istiyorum.”

Dijital medya okuryazarlığı eğitiminde “daha çoğunu” öngörmek kolay. Daha fazlası muhakkak olacaktır. Eyaletler, şehirler ve ülkeler bu konuda daha etraflı programlar sunmaya başlayacak. Pek çok insan istihdam edilirken pek çok girişim finanse edilecek. Danışmanlar meseleye dahil olacak ve yeni programlar tasarlanacak. Yakın geçmişin kişiselleştirilmiş eğitim hezimetlerinden ilham alan teknoloji eğitimi girişimleri halkın cüzdanından çıkan parayı fark edip temcit pilavı gibi aynı fikirleri yepyeni kanıtlarla sunacaklar. 2016’nın kodlama üzerine yoğunlaşan sertifika platformları 2018’in bilgi okuryazarlığı çözümüne dönüşecek.

Yeni finanse edilen bir şirketin bilgi okuryazarlığı sorununu çözdüğüne dair, Y Contributor’ın son basın bültenlerinden özenle apartılmış otuz iki manşet atılacak. “Yalan haber” tabirini kullanacaklar. Bunun ironisi girişim ve tekno-medya kuruluşlarında bu metinleri kopya edenlerin başına kalacak.

Daha fazlası bu. Peki, daha iyisi ne?

Krizi paraya dönüştürme çılgınlığı sırasında ilk gözden kaçan, bu parıltılı cilanın altında bu çözümlerin yıllardır var olduğu. Vatandaşların interneti anlamalarına yardımcı olabiliyorlarsa şayet, bu sorun değil. Sorun belki de bu çözümlerden yeterince faydalanılmamasıdır. Evet, belki de mevzu budur.

Bana kalırsa, ben bunun doğruluğundan şüpheliyim. İnternet okuryazarlığıyla on yıldır uğraşıyorum ve “daha fazla”nın sorunu çözdüğüne ikna olmuş değilim. Bu alanda yapılan son çalışmalar da beni destekler nitelikte. Bu araştırmalara göre; “Geleneksel medya okuryazarlığına gayet hakim pek çok eğitimli insan konu internet olduğunda çaresiz kalıyor.” (Bu insanların çoğu üniversitede akademisyen.)

Hal böyleyken, 2018 medya okuryazarlığını; eğitimcilerin, güncel bilişim dünyası konusunda uzman kimselerin ve haber doğrulama üzerine çalışanların fikirlerini, hedef kitlenin internet kullanma becerilerini en iyi modelleyecek şekilde bir araya getirerek tekrar gözden geçirdiğimiz bir yıl olabilir. Proje, bir vatandaşın internette ne yapabilmeye ihtiyacı olduğu ve bunu yapabilmek için hangi yeteneklere ve nasıl bir anlayışa sahip olması gerektiği sorularak başlayabilir. 

Zorlama bir senaryo mu bu? Belki. Ama medya okuryazarlığı ilk günden bu yana krizle muhatap oldu ve algılanan kimi tehditlere cevap vermek üzere büyük değişimlere uğradı. Yanlış bilgi alanında gözlenen disiplinlerarası işbirliği ilham verici ve uygulanması muhtemel bir model sunuyor. Dolayısıyla bu yıl, “o yıl” olabilir.

Bunun üzerine iddialaşmayın tabii. Daima, daima daha fazlası için bahse girin ama kalbinizi ve ruhunuzu daha iyiyi başarmaya adayın.

Bilgi edinme hakkının yükselişi

Sırada bilgi edinme hakkının yükselişiyle alakalı bir diğer öngörü var.

Tiranlık üzerine düşünme biçimimizde Orwell’in 1984’ünün etkisi yadsınamaz. Devlet, halkın kulağına tekrar tekrar kendi anlatılarını fısıldar, bu anlatıları kabul edip etmediklerini denetler, tarihi tekelleştirir ve tarih ile algıyı kendi merkezileşmiş arzularına göre eğip büker. Orwell’in “insan yüzünü sonsuza dek damgalayan postal”ı daima devlete ve onun için çalışanların araçlarına işaret eder.

Orwell’in dünyasında ve elbette pek çok post-totaliter rejimin var olduğu bir dünyada, ifade özgürlüğü ve bilgi alma hakkı – devletin size verdiğinden daha fazlasını duyma yetisi – ayrılmaz biçimde birbirine kenetlendi. Anlatıyı tekelleştiren yönetim, bunu kitleleri bilgisiz bırakarak sağladı ve aykırı fikirlerin duyulmasını önleyerek korudu. Rahatsız oldukları bir şeyle daima atalardan kalma yöntemlerle mücadele eden toplumumuz, bu hakları birbirine dolanmış olarak görme eğiliminde.

Öte yandan bu yöntemler demode. Zira modern totaliter rejimler kendilerini anlatı üzerinden tekelleştirmiyor. Bunun yerine, bir takım teknolojik ve geleneksel yöntemlerle aykırı anlatıları halk için erişilemez veya güvenilmez kılıyorlar. Filipinler örneğinde de görülebileceği gibi, “Vatanseverlik namına trolleme”ye, arka çıkıyor, maaşlı yorumcu orduları kuruyor, sahte hesaplar açarak lehlerine kullanabilecekleri bir sivil katılım alanı yaratıyorlar. Amerika’da bot hesaplar ve kullandıkları dil bot hesaplarınkinden farklı olmayan insanlar karşıt görüşlerin ifade edildiği hashtag’leri istila ederek politik iletişimi sekteye uğratıyorlar. İfade özgürlüğü savunucularının da müdafaa ettiği bu silahlaştırılmış şeffaflık halkın gerçeği kurgudan ayırma yetisini, Podesta e-posta “sızıntılarında” da görülebileceği üzere, alt etmek üzere araçsallaştırılıyor. İfade – otomatik ya da güdümlü – stratejik olarak halkın kendi kendini yönetmek için ihtiyaç duyduğu bilgiye erişimini engellemek için kullanılıyor.

Böyle bir dünyada, insanları ihtiyaca binaen ifade özgürlüğü ile bilgi alma hakkı kavramlarını birbirinden ayırırken bulacağız. Bilgi alma hakkı üzerine düşünürken, Zeynep Tüfekçi’nin de savunduğu üzere, halkın dikkat süresi ve yanlış bilginin doğruya baskın çıkma ihtimali göz önünde bulundurulmalı. Bilgi sağanağının muzır etkileri göz önünde bulundurulmalı ve azınlık seslerini bastırmak için uygulanan sistematik tacizle mücadele edilmeli. İfade özgürlüğünün kimi zaman paralel bir özgürlük olan bilgi alma hakkıyla çelişen bu yeni hali, şüphesiz yeni yasal, teknik ve eğitimsel yapılanmalara yön vererek hatırladığımız değil karşımızda bulduğumuz tiranlıklara karşı kendimizi savunabilmemizi sağlayacak.

Kaynak: Mike Caulfield Nieman Lab Çeviri: Rumeysa Sena Şahbaz